Bize Ulaşın

     

Steve Jobs: Sermayenin diktatörlüğünün gözde yatırımcısı

İnsan kendi tarihini, kendini içinde bulduğu koşullarda, kendisi yapar demiş, Karl Marx. Aynı zamanda, üretim araçlarını yöneten güçlerin, düşünsel üretimi de genel olarak kontrol ettiklerini belirtmiş. Dolayısıyla, Steve Jobs gibi işadamlarının egemen iletişim araçlarında örnek alınması gereken başarılı insan olarak gösterilmesi; düşünsel, duygusal ve vicdansal kontrolün kimlerin elinde olduğunu ve kimler için yapıldığını gösterir: Tarih egemen güçler için yapılır ve yazılır. Bu yapma ve yazma işini de ekonomik, düşünsel ve vicdansal olarak yoksun bırakılmışların kiralanmış veya kiralanmamış bir kısmı, gerektiğinde ekonomik, düşünsel ve vicdansal olarak yoksun bırakılmışların diğer kısmını öldürerek yapar.

Üretim, dolaşım ve tüketime herkes katılır; fayda ise bu katılımı düzenleyenlerin elinde toplanır. En eski çağlardan beri, insanlık için utanç verici örnek olarak sunulması gereken insanımsılar tarih, sosyoloji, psikoloji ve siyaset bilimi kitaplarında ve popüler medyada yüceltilir; insana ve insanlığa zarar vermiş olan büyük soyguncular, vurguncular, sömürgenler muhteşem insan, yardımsever hayırlı zengin veya büyük devlet adamı olarak “rahmetle anılır”: Egemenin kendisini sunuşu ve kölenin köleliğine egemenlik koşullarını yeniden üreterek canla başla katılışı...

Tarih aynı zamanda, adaletin yerini alan adaletsizliğe, haklının ve hakkın yerini alan haksızlığa, doğrunun yerini alan yanlışa karşı mücadeleler tarihi olmuştur ve bu tarih egemen medyada/kitaplarda ya yer almaz ya da çarpıtılarak sunulur; kendini-içinde-bulduğu-koşullarda köleliğinin farkında olanların ve tarih boyu öldürenlerin ve ölenlerin kendisi gibiler olduğu görenlerin bilişlerinde ve vicdanlarında taşınır bu tarih.

Steve Jobs
Steve Jobs (1955-2011) 1970 sonlarında ortakları Steve Wozniak, Mike Makkula ve diğerleriyle Apple II serisi kişisel bilgisayarların tasarımı, geliştirilmesi ve pazarlama işinde lider rol aldı. Apple firmasındaki yöneticiler kadrosu içindeki güç mücadelesini kaybeden Steve, 1985’de Apple firmasını terk etti. NeXT isimli yüksek-eğitim ve ticarî pazarda uzmanlaşan bir bilgisayar platformu kurdu. 1986’da Lucasfilm Ltd.’nin bilgisayar grafik bölümünü aldı ve burdan Pixar Animation Studio oluştu. 1996’da Apple firması NeXT firmasını satın alınca, Steve Apple yönetimine geri döndü. 2006’da Pixar’ı The Walt Disney Company aldı; fakat Steve hisselerin yarıdan fazlasına sahip olarak kaldı. Apple’da 2000’den itibaren sürekli CEO olan Steve, iPod, iPhone ve iPad serüveninin kahramanı olarak nitelendi. 2000’de başlayan kansere ekim 2011’de yenik düşerek dünyayı terk etti.

Gerçek Steve Jobs ve bilgi toplumu
Kapitalisti ve kapitalist umutluyu harekete geçiren din para olduğu için, kapitalistin ve umutluların peygamberi de en çok parayı kazanan olur. Hz. İsa onların aslında düşmanıdır, çünkü Hz. İsa baskıya, köleliğe, sömürüye ve adaletsizliğe ve de örgütlü dini kullanarak yapılan tüccarlığa karşıdır: Yani, kapitalizmin temel karakterlerine karşıdır. Kapitalistler sömürüyü, köleliği, kaderciliği ve sömürgene huşuyla hizmeti destekleyen ve Steve Jobs gibileri başarının sembolü olarak niteleyen ve onlara kılınmayı getiren dinleri ve tarikatları destekler.

Bu tür bir egemenlikte, sizin de sadece Apple ve Walt Disney’de 10 milyar dolarlık hisseniz olsaydı, siz de “ilah” ilan edilirdiniz: Apple şirketinin kurucusu Steve Jobs'ın ölümünün ardından yaygın medyada övgüler yağdırıldı (aslında çok fazla sövgüler var; ama gözümüze sokulan yerde değiller); örnek alınacak insan, bilgi toplumunun öncü ismi, çağımızın mucidi olarak sunuldu.

İlk gerçeği sunalım: Bilgi toplumu demek “insanların bilgiden geçerek karar verdiği toplum” demektir. Böyle bir toplum henüz dünyada yok; ama bilgi kullanılarak dünyayı cahilleştiren ve cehalete bilgiçlik taslatan bir sermaye yapısı var. Gerçek Steve Jobs “bilgi toplumu” uydurusuyla ve firmasının ürettiği ürün ağı ve kullanıcılarıyla, bu cahilleştirmenin ve aptallaştırmanın şampiyonlarından biridir. Stanford Üniversitesi'nde mezuniyet töreninde kendi kendine övgüler sunan konuşmasının bitiminde öğrencilere “aç kalın, aptal kalın” öğüdünü veren; okuldan mezun olan öğrencilerin “aptal ve aç kalmalarını sağlayan” gözde kapitalistlerden biridir. İşte bu bağlamda, Steve Jobs çağımızın simgelerinden/ikonlarından biridir.

Bilgisayar, internet ve iPhone gibi teknolojik araçlar, onları kullanan toklardan farklı bir şekilde, açların çoğu kez aptalca pratiklerinden geçerek, aç ve aptallar üzerinde yeni egemenliklerinin kurulduğu, tüm egemenliklerin yürütüldüğü ve ticari ve siyasal egemenliğin kapsamının genişletildiği kontrol aracıdır. Bir araç potansiyel olarak “faydalı” olabilir, ama potansiyel (olabilir) ile olanı karıştırmamak gerekir: Örneğin, internet “çoğulcu demokrasi” denen sahtekârlığı “katılımcı demokrasi”ye veya bilgisiz ortamları “bilgili ortama” dönüştürebilir. Bu kurnaz uydurunun ötesinde asıl soru, internetin ne yapabileceği değil, internet ile ne yapıldığıdır. İnternet sadece bir araçtır ve özellikle endüstriyel yapıların amaçlarını yaygınlaştırması ve bireye kadar inen kontrolün sağlanması için en gözde bir araçtır. Bu araç asla katılımcı demokrasi veya bilgi toplumu “olmak” için kullanılmamaktadır; tam aksine, araç bilgiçlik taslayan cehaletin, aptalca tüketimin, aptalca boş zaman geçirmenin ve kaçış mecrası olarak kullanmanın en yaygın olarak teşvik edildiği bir araçtır; bu araç aynı zamanda, ekonomik ve siyasal çıkarları gerçekleştirmenin ve de siyasal ve ekonomik gözetimin/izlemenin en etkili aracıdır. Steve Jobs’ın ürünleri de, bireyleri gözetim altından tutma ve faaliyetlerini kapitalist ekonomik ve siyasal pazar çıkarları yönünde yönlendirme aracıdır. Bu araçlar asla “devrimler” yapmazlar veya “devrim araçları” değildir; çünkü(1) devrimi yapmak için devrimi yapacak insanlar gerekir ve(2) “devrimin araçları” olamazlar çünkü yöneten güçlerin kararıyla anında kapatılan ve işlemez hale getirilen araçlardır. Ama bu araçları kontrol eden güç odaklarının çıkarına olan “devirmeleri” (devrimleri değil) yaymada ve desteklemede etkili bir şekilde kullanılırlar (Orta Doğu'da ve Afrika'da şu sıralarda olduğu gibi). Orta Doğu'daki “halk ayaklanmaları” bir devrimi anlatmaz, çünkü zamanımızın devrimi, günümüzde egemen olan kapitalist üretim tarzı ve ilişkilerini dönüştürmek amaçlı hareketse devrim olur. Kapitalistlerin, özellikle banka sermayesinin özgürce sömürüsünü getiren yapıyı kurmak için halk ayaklanmasını ve NATO uçaklarını kullanma, ancak “devirme” veya “karşı-devrim” veya kapitalist sermaye için en garantili sömürüyü sağlayan “ılımlı gerici-devrim” olabilir. Bu sırada ve başka zamanlarda, cep telefonlarının ve internetin kullanılması da, doğru ve geçerli bilginin dolaşıma sokulduğunu, bu bilgininin rasyonel bir şekilde süreçten geçirilerek, bilgi toplumu olma yolunda ilerlendiğini anlatmaz, çoğunlukla ürün satışını artıran ve sermayenin diktatörlüğünü destekleyen mitler yaratmayı ve dolaşıma sokmayı anlatır.

Kapitalizm 1960’larda kalkınma uydurusu altında, teknolojik determinist mitler yaratarak endüstriyel ürünler için dünyada tüketici pazarı yaratma işine girmişti. Bu işte başarı sağladı. Örneğin, televizyon gibi Truva'nın atlarını biz kendi elimizle evimizin en egemen yerine yerleştirmiş durumdayız; gece gündüz feyiz aldığımız kıblemiz ve Kâbe’miz yapılmış ve yapmışız. Şimdi de endüstriyel ürün olarak internetle ilgili araçların dünyanın her köşesinde satılması, internet yoluyla mal, hizmet ve biliş pazarlama ve satış için, internet ve ilgili teknolojik araçlar bilgi toplumu, katılımcı demokrasi, karşılıklı bağımlılık, iki yönlü demokratik iletişim gibi şahane uydurularla mitleştirilmektedir. Kaçınılmaz olarak, bu araçların pazarlanmasında en başarılı olan Steve Jobs gibiler de bu mitleştirmenin parçası olacaktır.

Steve Jobs’ın bilime ve teknolojiye yeni bir soluk getirmesi uydurusu
Steve Jobs bilime ve teknolojiye “ye ni bir soluk” getirseydi, örneğin, Amerikan ekonomisi bugün bu denli soluksuz kalmazdı. Amerikan insanı “aç gözlü ve soyguncu” olarak nitelediği Wall Street’e ve paylarına düşen vergilerini bir sürü muafiyetlerle ödemeyen zenginlere karşı ayaklanmazdı. Steve Jobs bilimi ve teknolojiyi kullanarak kendine soluk getirdi ve soluğu getirirken de insanları, bilimi ve teknolojiyi soluksuz bıraktı.

Steve Jobs’ın bilime ve teknolojiye olumlu hiçbir katkısı olmadı, çünkü Steve ne bir bilim adamıydı ne de bir teknolojik araç icat etti. Machintosh sistemini, iPhone, iTunes, iPod ve iPad’ı o icat etmedi. Steve Jobs Apple bilgisayarını icat etmedi. Apple üretiminde teknik işi ortağı Steve Wozniak ve diğerleri yaptı. Bilgisayar faresini de o yaratmadı: Xerox firması Apple’ı satın almayı düşünüyordu; bu nedenle Steve’i Xerox’a davet etti ve bu sırada Xerox ciddi bir hata yaptı: Steve’e Xerox araştırma merkezini gezdirdi. Jobs, bu merkezde Alto isimli, faresi olan bilgisayarı (1979) gördü. Ziyaretinden sonra, hemen Apple teknisyenleri ve mühendislerine fare yapma ve ekranda menü koyma üzerinde çalışma yapmalarını emretti. Sonuçta, önce “Apple Lisa” ve bir yıl sonra da “efsane Machintosh” inşa edildi. Pixar Animasyon Stüdyoları'nı Steve Jobs değil, Lucas firmasında çalışan uzmanlar ve mühendisler yarattı. Steve Jobs “The Nomad Jukebox”ı (dijital müzik çalıcı) da icat etmedi; bir Singapur firması yaptı. iPod Jon Rubinstein ve Tony Fadell tarafından yapıldı. Steve icatların kurnaz ve fırsatçı bir işadamı ve pazarlamacı olarak “alıp/çalıp” geliştirilmesini ve bu icatların pazarında tekel kurmayı başardı.

Kapitalist biliş yönetiminde, örgütlü güç ilişkileri, düşünsel ve materyal üretimde egemenlik ilişkileri, düşünsel ve maddi üretimi yapanların iş koşulları, ücret ilişkileri, yaratılan değerin bölüşümünün doğası bir kenara bırakılır; onun yerine, her başarı bu örgütlü üretim yapısında güçlü olana atfedilir: Bu çarpık ve çarpıtılmış anlatılar yoluyla, kapitalist iş adamı tarihi yazan, tarihi değiştiren, dünyayı dönüştüren Süpermen yapılır: Apple ve Microsoft firmasının “kurucu” ve “kâşif” liderleri yüceltilirken, o firmaların büyümesini ve sürdürülebilirliği ve de gelişmesini sağlayanlar (örneğin, kölelik ücretleriyle ödüllendirilen genç mühendisler, programcılar ve araştırmacılar) hakkında hiçbir söz edilmez: Her şeyi “Süpermen” yaratır ve yapar. Aslında, bu yüceltme, sömürüden en çok payı koparanın yüceltilmesidir; bu yüceltme ile “paranın” her şeyi yönetici ve belirleyici rolü işlenir. Başarının koşulu ve anlamı “para”ya ve dolayısıyla güce ve üne sahip olmaktır. Bu sahiplikle birlikte, birileri yaratan, üreten, geliştiren, dönüştüren olur; asıl yaratanlar, üretenler, geliştirenler ve dönüştürenler yok sayılır.

Teknoloji asla toplumları geliştirmez; teknolojiyi bu amaçla üreten ve kullanan insan bu işi yapar. Steve Jobs, en açgözlü kapitalist örneği olarak, aslında teknolojik gelişmeyi hızlandırmadı, tam aksine, Intel’in CPU üretiminde yaptığı gibi, örneğin, önce planladığı miktarda iPhone satmak için ve bu sırada Android platformunun gelişmesini yavaşlatarak, kendi çıkar hesaplarına uygun bir teknolojik pazar gidişini/gelişmesini kontrol etti.

Steve Jobs, Apple ve diğer ürünleri hakkında pahalılığıyla, geçişsizliğiyle (sadece onun firmasının parçasını kullanabilirsin) , görünüşüyle ve gösterişli işlevselliğiyle “kalite imajı” yaratarak “aptal kalın” dediği “kaliteli” müşteri kitlelerini yaratmıştır.
 

Steve Jobs: İş ilişkileri ve iş yapış biçimi
Steve Jobs, kurnaz, fikir çalmayı iyi bilen, birlikte çalışan kimsenin sevmediği, bencil, otoriter, kendini beğenmiş, hunhar, zalim, gaddar, çekilmez, egoist ve nefret uyandırıcı bir kişi olarak bilinir.

Rekabeti ortadan kaldırmak için elinden gelen her şeyi yapan acımasız bir tekelciydi/monopolistti. Aslında, Microsoft ile birlikte dünyada duopoli kurmuşlardır. Tekelciliği aynı zamanda, onun ürünlerini satın alanlara, başka parça kullanma olasılığını ve olanağını ortadan kaldırarak (kapalı ve pahalı bir sistem kurarak) destekledi. Daha kötüsü, Microsoft’un tekelciliği en azından birçok “bakım” firmalarının para kazanmasını sağlarken, Steve Jobs’ın kapalı sistem ürünlerinin egemenliği hem küçük şirketlerin oluşmasını engellemiş hem de birçok şirketi iflas ettirmiştir.

Diğer iş adamları ve şirket yöneticileri, bu acımasız ve duygusuz eski hippi ile ilişkilerinde “bir hippiye asla güvenme” sözünün ne denli doğru olduğunu gördüler. Öldüğünde ise, Steve Jobs’ın pazar yaratma ve ürün satma yeteneklerini “Midas dokunuşu” gibi niteleyerek övdüler.

Steve Jobs kurduğu kapalı sistemde yoğun bir denetim yapısı oluşturmuştur: Diğer firmalarla ve iş ortaklarıyla ilişkisinde, bölüşümde en büyük payı o alır. Örneğin, iPhone ve iPad için sadece birkaç dili kendi kontrolünde onaylar. iPhone ve iPad için yazılmış her programı onaylamayı şart olarak getirir ve bu programlara da ancak iTunes yoluyla erişilebilir.

Steve Jobs kontrol işini aynı zamanda, bir rakibin veya firmanın isminde “i” harfini bile kullanmasını mahkemeler yoluyla engelleyerek yapar. Örneğin, açık bir sistem kuran Google kendini Steve’in hışmından korumak için, 12 milyar dolar harcayarak Motorola’yı almıştır.

Çevrecilerce sevilmedi, çünkü çevre dostu ürünler yerine atık olarak dünyayı kirleten milyonlarca ürün üretti. Bu işi kolayca yapabilmek için, Kaliforniya’dan kaçarak işini Çin’e taşıdı. Diğer dev şirketler gibi, ürünlerini Çin’deki ve benzeri yerlerdeki ucuz işgücünü sömürerek yaptı ve Amerikan işgücünün “aç ve işsiz” kalmasına katkıda bulundu.

Steve Jobs, dijital müzik, Smart Phone ve tablet bilgisayar gibi birçok ürünleriyle, küresel çapta tüketici kültürü denen aptalca tüketimin, biliş ve ilgi yönetiminin en gözde inşacısı oldu: Apple ürünleri teknolojinin popüler kültürünü temsil eder.

Sonuç
Kapitalizm dünyada döndürmediği taş bırakmayacak biçimde küreselleşirken, soygun ve sömürüsünün karakteriyle krizler yaratırken ve bu krizlerden de kendi zenginliğini artıran faydalar sağlarken, dünyada hem insanlar, hem doğa hem de diğer tüm canlılar için derin yoksulluklara ve sorunlara neden olmaktadır. Bu durumda, kapitalizm, kaçınılmaz olarak giderek gerçeği daha da çok çarpıtan sahte imajlarla, mitlerle, hurafelerle ve psikolojik doyumlarla işini yürütmeye çalışıyor. Steve Jobs’ın efsaneleştirilmesi, eskiden beri olan bir sahte mitleştirmenin parçasıdır. İnsan emeğini acımasızca sömürerek insanı yoksulluğa ve yoksunluğa mahkûm eden insanımsılar (insanımsı olmayan istisnalar elbette olabilir ve bu istisnalar kaideyi kanıtlarlar), eskiden beri “yardımseverliğiyle, hayırseverliğiyle, yaptırdığı kervansaraylar, çeşmeler ve camilerle, on binlerce insana iş imkânı sağlaması ve böylece on binlerce aileyi doyurmasıyla” (sömürmesiyle ve yoksul bırakmasıyla değil) yüceltilir ve anılır. Hiç kimse, bir sömürgenin cami yaptırmasının (veya bazen de yapmak zorunda kalmasının) veya okul yaptırmasının gerçek nedenlerini araştırmaz ve bilmez. Sömürgen insanımsı en iyi insan yapılır. İlginç olan, Steve Jobs böyle bir hayırseverlik geçmişine de sahip değildir. Mirasından bu tür kullanım için bir pay da ayırmamıştır.

Belki de Steve Jobs’ı şu sözlerle anlatanlar onu en özlü olarak tanıtmaktadırlar: Steve Jobs ana amacı her şey pahasına kâr/çıkar olan teknoloji dünyasında bir sosyopat bulaşıcı hastalıktı. Şu gerçeği de sakın unutmayalım: Bu bulaşıcı hastalık Steve Jobs’ın insanımsı doğasından kaynaklanmamaktadır; Steve Jobs çok büyük olasılıkla bu tür Steve Jobs olmayacaktı; eğer kendini kapitalist üretim tarzı ve ilişkileri içinde bulmasaydı. Dolayısıyla, insanımsılık, üretim tarzı içinde alınan pozisyonun doğasıyla işlenmektedir. Birey bu “işlenmede” kendi özünü (benliğini) ve ilişkisel kimliğini inşa ederken, göze aldığı risklerin ve avantajların/fırsatların doğasına göre “kendi” olmaktadır. Steve Jobs da bu “işlenme” içinde kendini yukarıda açıklanan biçimde “işlemiştir”. Bunun bir anlamı da, sosyal, ekonomik, psikolojik, vicdansal, bilişsel ve davranışsal değişim ancak tüm bu öğeleri içeren “insanın kendini nasıl ürettiğinin” (üretim tarzının) değişmesiyle olabilir.
 

* Steve Jobs hakkında yukarıda sunduğum ve diğer bilgileri internetten “Steve Jobs” yazıp arayarak kolayca elde edebilirsiniz.

Dipnotlar:

(1) Biz sömürüyü ve sömürgenliği hep olumsuz olarak biliriz. Aslında, “sömürme” yaşamın kaçınılmaz sonucudur: Hepimiz yaşamak için doğayı sömürürüz. Sorun sömürmede veya sömürgen olmada değil, sorun sömürmenin ve sömürgenliğin doğasındadır.

(2) Teknolojik determinist propagandada, örneğin, tüketim ve siyasal alan dahil, her alanda cehaletin yayma aracı olan televizyon, “enformasyon toplumu” getirir; biliş ve davranış yönetiminin en etkili aracı olan “internet”, “bilgi toplumu” getirir. Bilgisayarları ve internet bağlantılarını okul denen büyük bir pazara satma işi “medya okuryazarlığı” örtüsü altında sunulur. İnternet, “yazma” olasılığı verdiği için “sosyal medya” ve katılımcı demokrasiyi gerçekleştiren medya yapılır: (a) Her medya sosyaldir. (b) Kimsenin okumadığı “bir yazma” ve karar vermeye etkili olmayan bir yazma veya katılım, asla “katılımcı demokrasiyi getirmez: Yönetimsel karara etkisi olmayan bir sözün, kararı ve güç ilişkilerini meşrulaştırma ötesinde hiçbir anlamı yoktur.

Prof. Dr. İrfan Erdoğan
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi

Bu yazı Bilim ve Ütopya'nın aralık 2011 sayısında yayımlanmıştır.