Bir Anadolu mitosu: Yaşar Kemal

1923 doğumlu Yaşar Kemal, Cumhuriyet devrimiyle yaşıttı, Cumhuriyet’le büyüdü. Onun yazınında Türk Devrimi de büyüdü. Kökleri Anadolu’ya sıkı sıkı tutunan bir çınar olarak Türk yazınına ve düşün dünyasına asla silinmeyecek bir iz bıraktı. Yaşar Kemal’i, yazınımızın değerli ismi Osman Şahin’den dinledik. Sanat dünyasında 40 yılı geride bırakan, onlarca unutulmaz öykünün, Türk sinemasına da uyarlanan birçok eserin yaratıcısı Şahin, aynı zamanda dostu ve ağabeyi olan Yaşar Kemal’i Bilim ve Ütopya’ya anlattı.

 

Bilim ve Ütopya: Yaşar Kemal’i kaybedişimizin üzerinden henüz az bir zaman geçti. Bu kayıp tüm Türkiye’yi sarstı. Sizin deyiminizle, “Anadolu’nun gelmiş geçmiş dört mitosundan birini” yitirdik. Siz ise Yaşar Kemal’i uzun süredir tanıyordunuz. Aynı zamanda bir ağabeyinizi, dostunuzu uğurladınız sonsuzluğa. Onu sizden dinleyebilir miyiz?

Osman Şahin: Yaşar Kemal, din, ırk tanımayan büyük bir sevgi insanıdır. Romancılığımızın uzun soluklu nehir romanlarının babası ve yazarıdır. Dört ciltlik İnce Memed dizisi, üç ciltlik Akçasazın Ağaları dizisi, Dağın Ardı adı altında Yer Demir Gök Bakır, Ortadirek ve Ölmez Otu romanları, Bir Ada Hikâyesi dörtlüsü gibi sayıları on yediyi bulan uzun soluklu romanların yazarıdır. Üç imparatorluğa başkentlik yapmış olan İstanbul’un, insan eliyle nasıl ölüme götürüldüğünü Deniz Küstü romanıyla anlatan da O’dur.

Yaşar Kemal halkları küçük gören değil; aksine, insanların yaratıcılığına inanan bir yazardır. Günümüz Türkiye’sinde yüzden fazla televizyon kanalı, radyo ile altı yüzden fazla sinema salonu olmasına karşın, halkımız hâlâ yaratmaya devam ediyor. Fıkralarını, türkülerini, hikâyelerini, destanlarını, masallarını yaratıyor. Binlerce yıldan beri süregelen bir geleneğin bitmez tükenmez akışıdır bu.

 

Bilim ve Ütopya: Gelelim Türkçeye… Bu toprakların dilinin en parlak renklerini onun yazınında görüyoruz. İnce Memed, Çakırcalı Efe, Yılanı Öldürseler, Binboğalar Efsanesi… Türkçe’nin gürül gürül çağladığı yapıtlar bunlar. Yaşar Kemal’in dilindeki bu özgünlüğün, biçemdeki bu vuruculuğun kaynağı nedir? Türkçe, onun düşüncesini nasıl şekillendiriyor?

Osman Şahin: Anadolu dili, Türk dünyasında zengin, büyük bir dildir. “Türk dili Dedem Korkut’tan Anadolu’ya akan taze bir dildir. Büyük destanların, sözlü halk anlatım geleneklerinin, türkülerin dilidir. Türkçe ve Kürtçe acının, ağıtın dilidir. Ne var ki yazılı dilin anlatımı farklıdır. Yazı dili pişmiş, yıkanmış, çakıl taşı gibi ak bir dil olmak zorundadır. Her söz eylemdir, harekettir, büyüdür. Dünyayı yaratan sözdür” der Yaşar Kemal. Bu nedenle, düşlerin, sevinçlerin, umutların büyük türkücüsüdür O.

Yaşar Kemal Anadolu köylüsünü iyi bilir. “Köylülük durumu benim için, doğa karşısında bin yıllardan bu yana davranışını belirlemiş insanlıktır. Köklü, psikolojik, sosyolojik durumlardır” diyor. Ve devam ediyor: “Söz, kelime, insanoğlunun yarattığı en büyük değerdir. Onun sihriyle insan, var gücüyle yaşamaya başlar.” Yaşar Kemal’e katılmamak mümkün değil. Kutsal kitaplar da söz gücüyle yazılmadı mı? Ayetler söz gücü değil mi? Ayetlerin dışında insan soyu, atasözü adı altında “doğal ayetler” diyebileceğimiz nice özlü sözler üretmiştir. “Kılıç kınını, balta sapını kesmez” gibi. Söz için şöyle diyor Yaşar Kemal: “Dünya yalnızca görmekle, gezmekle, yaşamakla değil; asıl sözle gerçekleşir. Yaşamın özü yiyip içmek, rahat yaşamak değil; asıl sözle yaşamaktır.”

 

Bilim ve Ütopya: Yaşar Kemal hemen her romanında bir düş, bir mit, bir destan destan yaratıyor? Nereden geliyor bu?

Osman Şahin: Yaşar Kemal eşkıyaya “mecbur insan, sıkıştırılmış insan” der: “Başkaldırmaya, kavga etmeye mecbur insan…” Aslında o mecbur insanlar kuruyor dünyayı. Mecbur insan bizden önce de vardı, bizden sonra da olacaktır. Anadolu coğrafyası tarih boyunca başkaldıran insanların destanıdır. Köroğlu gibi, Dadaloğlu gibi…

Gökten yağmayınca, yerden bitmeyince, “yer demir, gök bakır” olunca insan soyu ne yapar? Sıkışan insanlar, sıkışan toplumlar ne yaparlar? Bir düş yaparlar ve ona sığınırlar.

Birinci Dünya Savaşı’nda yenilen, onuru kırılan Alman milleti, sıkışınca ne yaptı? Hitler’i yarattı. Alman saldırısı karşısında Sovyetler Birliği de Stalin’i yaratmak zorunda kaldı.

Şu anda ne kadar düşteyiz, ne kadar gerçekteyiz? Bunun sınırını bilmiyoruz. “Ağrı Dağı Efsanesi’nde, Binboğalar Efsanesi’nde, Akçasazın Ağaları’nda, insanoğlunun bu düş, mit ve masal yaratığı dünyada yaşayışının sınırsızlığını, içiçeliğini vermek istedim” diyor Yaşar Kemal. Ve devam ediyor: “İnsan bu dünyada yaşadığı kadar, bir de kendi yarattığı dünya içinde yaşıyor. Bu, onun yarattığı mit dünyası, düş dünyası, sanat dünyası, din dünyası, cennet-cehennem dünyası, ideoloji dünyasıdır. Bazımız, insanın yarattığı mit dünyasını eski Yunan mitolojisinden ibaret sanıyor. Yanlıştır. Her ulusun, her kabilenin mistik dünyaları vardır. Ve insanların mit dünyası, şu gerçek dünyadan çok daha fazladır. Mitlerin, düşlerin dünyası, yaşadığımız gerçek dünyadan çok daha büyüktür. Halkımızın yaratması bir gereksinimdir. Çünkü sanat, insanın kanında vardır. Sanat, insandan ayrı düşünülemez.”

 

Bilim ve Ütopya: Yaşar Kemal’in sosyalist olduğu biliniyor; kendisi 1970’lerde Türkiye İşçi Partisi’nde yöneticilik yaptı, uzun yıllar siyasetin içinde yer aldı. Siz onun siyasi kimliğiyle yazınsal kimliği arasında nasıl bir paralellik kuruyorsunuz? Sınıf gözlüğüyle bakmak nasıl yansıyor onun yapıtlarına? Buna bağlı olarak bir de etnisite meselesi var. Son yıllarda Yaşar Kemal’i salt Kürt kimliğiyle tanıtmaya çalışanlar oldu. Sizce onun ve yazınsal karakterinin etnik sınırları var mı?

Osman Şahin: Yaşar Kemal, bir İtalyan yazarına göre, “Boğaziçi’nde yaşayan peygamberdir…” 2008 yılında İtalyan L’Espresso dergisine verdiği söyleşide “Nobel’i benim gibi komüniste vermezler” demiştir.

Yaşar Kemal Kürtçü de değildir, Türkçü de değildir. Ben de öyleyim; ırkçı değilim.

Yaşar Kemal, Karl Marx’ın 1844 Elyazmaları’nı okuyunca sarsıldığını, kendisini komünist olarak gördüğünü açıklamıştır. Gençliğinde Kadirli’de “Arzuhalci Kemal” olarak bilinirdi. Toprak ağalarına karşı olduğu için 1950 yılında hapse atılmış, “komünist kör Kemal” olarak anılmaya başlanmıştır. Yine ağaların kışkırtmasıyla halk, hapishaneyi basarak Yaşar Kemal’i linç etmek istemiştir. Bunun üzerine Kemal, Kozan hapishanesine nakledilmiş, ardından da salıverilmiştir.
Kadirli’de manavdan elma alırken, “Yahu, bu elmaların kırmızısı yok mu?” diye sorduğu için, “Vayy, sen kırmızı derken, aslında ‘kızıl’ demek istiyorsun” denilerek dövülmüştür, taşlanmıştır.

Yaşar Kemal yıllar sonra, 1969’daki Kanlı Pazar’ı kınayan, “Kanlı İktidarın Ortakları” adlı yazısı ile, “Camiler Kışla Oldu” yazılarından ötürü ağır ceza mahkemelerinde yargılanmıştır. Emile Burns’ün “Marksizm’in Temel Kitabı”nı çevirdiği için Türk Ceza Kanunu’nun 142. Maddesinin 4. Fıkrasındaki “Komünizmi övme” suçundan yargılanmış, 18 aya mahkûm olmuştur. Ancak Yargıtay, bu kararı bozmuştur.

12 Mart Muhtırası’nın ardından, 1971’de Balyoz Harekâtı başlatılmıştı. Yaşar Kemal, radyoda teslim olması istenen aydınların en başındaydı. Bir ay boyunca Davutpaşa kışlasında hapis yattı. Çok istememe karşın Yaşar Kemal ile Kemal Sülker’i orada ziyaret edemedim. Bu acıyı hep anımsarım.

Yaşar Kemal, “Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye” adlı derleme kitabın basımına da ön ayak olmuştur. Benim de yazımın da bulunduğu bu kitap, 24 tanınmış yazarın yazılarını bir araya getiriyordu. Yaşar Kemal’in bu kitapta bulunan “Türkiye Üstündeki Kara Gökyüzü” ve “Zulmün Artsın” yazılarına iktidar yanlısı bazı medya organları eleştiri getirince kitap toplatıldı. Yaşar Kemal Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı. 7 Mart 1996 günü yapılan duruşmada savının beraat istemesine karşın mahkeme, 312/2. Maddeden 18 ay hapis cezasına, 466 bin 666 lira da para cezasına çarptırdı Yaşar Kemal’i. Kemal’in duruşmadan çıkarken Mahkeme başkanına söylediği sözler, tarihe geçecek cinstendir: “Ben de sizi mahkûm ediyorum” demiştir…

Yaşar Kemal, romancılığımızın bu büyük devi, eserlerini okuyan okurlarından şöyle bir istekte bulunuyor: “Romanlarımı okuyanlar, asla suç işlememeliler ve savaşın düşmanı olmalılar. Herkes yoksuldan yana olmalıdır; zenginden yana değil. Çünkü yoksulluk, insanlığın baş belasıdır.”


Osman Şahin ve Yaşar Kemal

 

Bilim ve Ütopya: Yaşar Kemal’in Türk aydınına yönelik ağır eleştirileri var… O’nun “Batı’nın maymunluğunu yaptığını” söylüyor, model arayışında olduğunu belirtiyor. Yaşar Kemal’in Türk aydınının önüne koyduğu bir rota var mı?

Osman Şahin: Yaşar Kemal, çağımızın büyük gerçeklerini ve gücü ellerinde bulunduran iktidarları enine boyuna eleştirmiştir. İktidarı eleştirmekten korkan, kaçan aydın-yazar tipinden hiç hoşlanmamıştır. Yoksulluğun alın yazısı olmadığının; ülkelerin ekonomik sistemleriyle ilgili olduğunun anlatılması gerektiğini söyleyerek elini taşın altına koymuştur.

Eski Osmanlı yurttaşı, Rusçuk doğumlu, Nobel ödüllü yazar Elias Canetti, “Ülkesindeki adaletsizlikten, çekilen acıdan, akan kandan kendini sorumlu saymayan yazar, gerçek bir yazar olamaz” der. “Günümüze kadar gelmiş geçmiş bütün büyük yazarlar, çağlarının gerçeklerinden korkmayan yazarlardır. Çünkü onların göğüsleri, ağızlarına kadar yürek doludur” demiştir Yaşar Kemal de. Ayrıca Tolstoy, bir sevgi peygamberi değil midir?

Bazı aydınlar, insan için böylesine dövüşen sanatı, tarih boyunca dövüşmüş söz sanatını bir takım oyunlarla insanlığın elinden almaktadırlar. Bu büyük hainliktir. Az gelişmiş düşünce adamı tipi, kendi kültürüne yabancılaşmış aydın kafası, şahtan çok şahçı olur.

Sömürü düzeni ortadan kalkmadan kültür bağımsızlığına erişemezsin. Mümkünü yok. Bazı yazarlarımız Amerikan aksanıyla konuşuyorlar. Bencilliklerinin içine gömülmüşler. Yalnızlıklarının karanlığındalar. Bir çeşit korkaklık… Pısırıklığın beteri… Diri diri ölmenin başı…

Bir yerde insanlar aç, sefil; duymayanları, ilgilenmeyenleri çok. Sanki insan onuru orada zedeleniyor da, burada sağlam kalıyor. Bir insanın düşkünlüğü, her insanadır. Bu gerçeğe sırt çevirenler, deve kuşundan da beter olduklarının farkındalar mı?

 

Bilim ve Ütopya: Yaşar Kemal hakkında 2005 yılında “Geniş Bir Nehrin Akışı” adıyla bir kitap yayımladınız. Kitabın ikinci basımı, Kaynak Yayınları’ndan çıktı. İki yüz sayfalık bu kitapta neler anlattınız? İsim olarak “Geniş Bir Nehrin Akışı”nı seçmenizin sebebi nedir?

Osman Şahin: Yaşar Kemal, Tolstoy, Balzac gibi soylu, büyük yazarları ben hep Ganj, Nil, Fırat, Dicle nehirlerine benzetirim. Akışları zorludur, kalın hümüslü toprakları kenarlarına taşırlar, binbir verime kucak açarlar. “Geniş Bir Nehrin Akışı” ismi oradan geliyor. Bu kitap, Yaşar Kemal okurları için bir başvuru kitabıdır. Kaç eseri filme alındı, kaç eseri sahneye, operaya, baleye uyarlandı, kaç öykü yazdı... Bu öykülerin kısa kısa anlatımları, romanları hakkında geniş kapsamlı yazıları yer alıyor kitapta. Yaşar Kemal ve folklor, Yaşar Kemal ve ağıtlar gibi…

 

Bilim ve Ütopya: Kitabınızda, İnce Memed’de anlatılan Anavarza yöresi köylerinden olan Sarıbahçe’de köylülere Yaşar Kemal’i soruyorsunuz. Yaşar Kemal romanlarında sizleri tüm dünyaya anlattı, şimdi siz de Yaşar Kemal’i bize anlatın, diyorsunuz. Ve anlaşılan hepsi de O’nu seviyorlar. Okuma yazma bilmeyen köylüler ilkokulda okuyan çocuklarına İnce Memed’i okutuyor örneğin. Anadolu köylüsünün Yaşar Kemal’i ve İnce Memed’i bu denli sevmesinin, sahiplenmesinin altında yatan sebep nedir sizce?

Osman Şahin: Yaşar Kemal’in İnce Memed romanının birinci cildinde Sarıbahçe köyü ile Aktozlu köylerinin adı geçer. İki köy de Anavarza Kalesi’nin altındadır. Sarıbahçe köylüleri, yanı başlarındaki Andırın ağalarının topraklarından beş yüz dönümünü işgal etmişlerdi. Andırın ağaları, hazine topraklarını işgal ettikleri, buraları yıllardır sürdükleri halde sesini çıkarmayan devlet, ağaların işgali altındaki hazine arazisini köylüler sürünce jandarmayı gönderdi oraya. Çatışma oldu. Ben de oradaydım. Sarıbahçeliler, işgal ettikleri tarlanın başında gece sabaha kadar silahlı nöbet tuttular sırayla. Nöbet tutan köylülerle teker teker konuştum, neler hissettiklerini sordum. Hepsi de İnce Memed’den söz ediyordu. İnce Memed de şu Anavarza Kalesi’nde elde silah, benim gibi nöbet tutmuştur, ağalara silah çekmiştir, diyorlardı. Romanda İnce Memed, Abdi Ağa’yı öldürür ve topraklarını elinden alarak köylülere verir. Sarıbahçe köylüleri de bunu biliyorlardı. Çukurova topraklarına çam eksen biter. İki dönüm toprak bir insanı ihya eder. Ama gel gör ki hepsine ağalar el koymuştur. Irgat mezarlığındaki şu yazıyı hiç unutamam: “Kırk çeşmenin ortasında susuz kaldık” yazıyordu. “Milyonlarca dönüm toprağın içinde topraksız kaldık” demekti bu.

Tüm köylüler İnce Memed’i anlatıyorlardı. Gözleriyle görmüşler, sanki onunla konuşmuşlar gibi anlatıyorlardı. Bir gün, on üç yaşlarında, yoksul, ezik bir çocuğu önüme diktiler; “İnce Memed’in torunudur” diye. Çocukla konuştum; o da İnce Memed’in torunu olduğunu söylüyordu. İşgalin liderlerinden İsmail Kasaboğlu da Yaşar Kemal için “Yaşar Kemal bir Çukurova’dır” diyordu. Bu deyişi yazının başlığına koydum.

Günler sonra İstanbul’a döndüğümde, Cem Yayınları’nda anlattım bunları Yaşar Kemal’e. “Hepsi İnce Memed kesilmişler, seni de tanıyorlar. Toprak işgal etmişler” dedim. Yaşar Kemal, deve gibi köpüklü, büyük ve güzel güldü. “Ulan, İnce Memed diye biri yok ki. Var ama Isparta yöresinde yaşamış biri. Konya Ereğlisi’nde yaşamış, Mersin’de oturmuş.” Dedi. “Demek ki bir yazarın eseri, yazıldıktan sonra gerçekmiş gibi sahiplenilebiliyor.”
Bu yazım daha sonra İngilizce’ye çevrilerek, ABD’de Yaşar Kemal için çıkarılan özel bir sayıda yayımlandı.

Yaşar Kemal, Çukurova köylüsünün yüreğinden geçeni yazdığı için halk, onu bu denli bağrına basıyor, onun yarattığı kahramanı gerçekmiş gibi sahipleniyordu. Bir yazar için bundan daha mutlu bir şey olamaz.

Yaşar Kemal’in Teneke adlı romanında çeltik ağaları, kaymakamı kasabadan kovarlar, arkasından da teneke çaldırırlar. Yıllar sonra bu olay da gerçek olmuştur örneğin. Sonradan Ecevit hükümetinde Adalet bakanlığı yapacak olan Kadirli kaymakamı Memet Can, ağalar tarafından tenekelerle sürülmüştür.

Bilim ve Ütopya: Peki siz, Yaşar Kemal’le kendiniz arasında bir özdeşlik, bir benzerlik kuruyor musunuz?

Osman Şahin: Yaşar Kemal, kendi yaşam öyküsünü anlatırken, “Ben Türkmen kültürüne, Yunus Emre’nin ilahilerine, Karacaoğlan türkülerine doğdum” derdi. Benim doğduğum, çocukluğumun geçtiği ortam da aynı coğrafyadır. Coğrafya tayin edicidir.

Yaşar Kemal umudun, destanların, direncin insanıdır. Çocukluğu bile büyük bedeller ödeyerek geçmiştir. Kadirli İlkokulu’nu bitirince 105 kilometrelik yolu yayan gitmiş, Adana’ya ulaşmış, ortaokula kaydını yaptırmıştır. Ben de Köy Enstitüsü’ne giderken, 1850 metre yükseklikteki Gölpınar’dan Fındıkpınarı’na, otuz kilometre gidiş, otuz kilometre de dönüş olmak üzere toplam altmış kilometre yolu yalınayak yürüyordum. Bu konuyu Ölümün Süt Dişleri’nde de yazdım.

Yaşar Kemal, folklor taramaları yapmıştır. Ben de Yaşar Kemal’i örnek alarak Siverek’te, Malatya’da ve Toroslar’da birçok köyde, halk bilim dalında incelemeler yaptım. Kırka yakın lise defteri doldurdum. Yaşar Kemal gibi, gelenekten yararlanmaya, gelenekten gelmeye çalışıyorum.

Nazım Hikmet, Bolu Gerede’de arkadaşı Vala Nurettin ile birlikte öğretmenlik yaptı. Anadolu halkını yakından gördü, tanıdı. Yıllar sonra Çankırı-Bursa hapishanelerinde uzun süre yattı. Köylüyü tanıdı.“Topraktan öğrenip, kitapsız bilendir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan, Bayburtlu Zihni gibi gülendir. Ferhad’dır, Kerem’dir ve Keloğlan’dır” diye başlayan, Türk köylüsünü yücelten nehir şiirler yazmıştır.

 

Bilim ve Ütopya: Sayın Şahin, söyleşi için çok teşekkür ederiz.

 

Osman ŞAHİN
Söyleşi: Hazal SARAL

Bu söyleşi Bilim ve Ütopya'nın nisan 2015 sayısında yayımlanmıştır.

Edebiyat
Etiketler
yaşar kemal
osman şahin
türk edebiyatı
geniş bir nehrin akışı