Anadolu’nun ilk (beyin) cerrahları

Prof. Dr. Erksin SAVAŞ 

Paleoantropolog

Yazının Okunma Süresi

9 dakika

Birçok kişiye ürpertici gelen görünümlerinin aksine, biz antropologlar için iskeletlerin sessiz dilleri paha biçilmezdir. İskelet haline gelmiş bireylerin sözle olmasa da kemikleri ile verdikleri bilgiler Antropolojinin yanı sıra, başta Tarih ve Arkeoloji olmak üzere birçok bilim dalına da çok önemli katkılar sağlar. Dönemin yaşam koşulları, sağlık yapısı, toplumdaki beslenme alışkanlıkları, kültür yaşamlarının yeniden inşasına katkı, toplumlar arası bağlantılar, göçler bize iskeletlerin sunduğu son derecede önemli ipuçları ile elde edilir.  Paleopatoloji araştırmaları bireylerin geçirdikleri hastalıkların kemik ve dişlere yansıyan izleriyle beden ve ağız sağlığına ilişkin ipuçları vererek birey ile toplumun sağlık durumlarını anlamamız için son derecede önemlidir.    

Eski Yunancadaki “paleos” (eski), “pathos” (ağrı-acı) ve “logos” (bilim) kelimelerinden türetilen ve bilimsel olarak ilk kez Eski Mısır mumyalarını inceleyen Sir Marc Armand Ruffer tarafından 1910 yılında tanımlanan paleopatoloji  bilimi günümüzde yaşamayan insanların kemiklerinde ve dişlerinde  rastlanan hastalık izlerini araştırır. Bu sayede sadece eski toplumlardaki sağlık sorunlarının ortaya çıkarılması için değil, aynı zamanda adli antropoloji araştırmalarında da iskeletleşmiş insan kalıntılarının kimliklendirilebilmesi için  çok önemli bilgiler sağlar. Bilindiği gibi adli antropoloji cinayete kurban giden bireylerin iskeletleşmiş cesetleri üzerinde kimlik araştırması yapan bilim dalıdır.

Gelecek yazılarımızda  kemiklerdeki hastalık izlerinden yola çıkılarak hangi patolojilerin saptandığını ve nasıl yorumlandıklarını tartışmayı planlıyoruz.  Kemiklerde saptanan patolojik izler içinde son derece heyecan verici olanlar ise hiç kuşkusuz beyin ameliyatlarıdır (trepenasyonlar).

Trepanasyon Lisowski tarafından beyne, beyin zarına ve kan damarlarına zarar vermeden kafatasından parça çıkarılması işlemi olarak tanımlanmıştır. Trepanasyon işlemi sırasında “cerrah”  ya tabula eksterna ve hemen altında yer alan diploe’yu çıkartır. Durameter ile arasındaki sıkı komşuluk ilişkisinden dolayı bir tehlikenin ortaya çıkabileceği riskini göz önünde bulundurarak tabula internaya dokunmaz ya da tabula eksterna, diploe ve tabula interna olmak üzere her üç katmanı da çıkartır. (Not: Kafatası kemiğinin üst tabakası “tabula eksterna”, ortadaki süngerimsi tabaka “diploe”, alt tabakası “tabula interna”, beyni örten zar ise “dura mater” olarak tanımlanır.)

Coğrafi dağılımına bakıldığında trepanasyon uygulamalarının çok geniş bir alana yayıldığını görürüz. Afrika, Avrupa, Asya, Kuzey ve Güney Amerika ile Okyanusya’daki çeşitli ülkelerde incelenen iskelet popülasyonlarında çok sayıda trepanasyon örnekleri bulunmuştur.

Trepanasyon işleminin Paleolitik sonunda ve Epipaleolitik/Mezolitik’te uygulanmaya başladığı ileri sürülmektedir. Ancak Neolitik’ten başlayarak yaygınlaştığı bilinmektedir.

Bu işleme ilişkin ilk yazılı bilgiler Heredot (M.Ö. 484-424) ve Hipokrat (M.Ö. 460-377) tarafından kaleme alınmıştır. Hipokrat Yunanistan’da tıbbi tedavi amacıyla yapılan trepanasyon uygulamalarından bahsetmiştir.

Trepanasyon işleminde kullanılan metotlar

Anadolu’da da Neolitik dönemden başlayarak izlerine rastladığımız beyin ameliyatı uygulamalarında kullanılan yöntemler   çok çeşitlidir. Literatürde, başlıca dört çeşit trepanasyon metodu tanımlanmıştır:

  1. Kazıma:  En sık kullanılan yöntemdir. Keskin bir aletle kemiğin istenilen derinliğe erişilene dek kazınması yöntemidir. Bu yöntemde kontrol etme görece kolay olacağı için duramater’e zarar gelmesi olasılığı oldukça azdır.
  1. Oluk açma:  Keskin bir aletle kafatasında yuvarlak bir delik oluşturacak şekilde oluklar açılır. Kontrolu yine kolay olan ve başarı oranı yüksek bir yöntemdir.
  2. Kesme:  Kafatası üzerine doğrudan kesiler yapılarak geometrik biçimli kemik parçalarının çıkarılmasıdır. Orta derecede riskli bir yöntemdir.    
  1. Delme-kesme:   Kafatası üzerinde bir daire ya da elips oluşturulacak şekilde yan yana delikler açılır ve delikler arasında kalan kemik parçaları kırılarak ya da kesilerek parça çıkarılır. Bu yöntemde kontrol oldukça zor olduğundan görece riskli bir işlemdir. Nitekim bu metotla yapılmış ameliyatlarda iyileşme bulgularına rastlanma olasılığı azdır.

Uygulama nedenleri

İskelet popülasyonlarında trepanasyonun gerçek nedenlerini hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz açık olmakla birlikte ilkel toplumlarda yapılan araştırmalar bazı ipuçları vermektedir: 20. Yüzyılda Afrika ve Polinezya yerlileri üzerinde yapılan araştırmalar kafa delgi ameliyatlarının kafatası travması ya da nörolojik bir hastalığın neden olduğu şiddetli baş ağrılarını sağaltmak için yapıldığını ortaya koymuştur. Bazı iskelet serilerinde rastlanan kafa delgi ameliyatlarının da çağdaş uygulamalara paralel olarak trepanasyon uygulanan yerde, travma izlerine ya da nörolojik bir hastalığa ilişkin izler bulunmuştur. Trepanasyonun yalnız sağaltım amacıyla değil büyüsel tedavi ya da tılsım çıkarma gibi amaçlarla da gerçekleştirildiği bilinmektedir,

Bu cerrahi müdahaleye neden olan sebepleri üç grupta toplayabiliriz:

Tedavi Amaçlı:  Kafatasına alınan darbeler sonucu oluşan kırıkları,  travma sonucu oluşan iltihapları,   kafa içi kanama nedeniyle olan kan basıncını ve ağrıları tedavi etmek amacıyla yapılır.

Büyüsel Tedavi Amaçlı:  Bireyin içine yerleştiğine inanılan kötü ruhların vücuttan atılarak,  bireyi bu ruhların neden olduğu baş ağrısı, baş dönmesi, sinirlilik, sağırlık, koma, sayıklama, menenjit, epilepsi, zekâ geriliği gibi rahatsızlıklardan kurtarmak amacıyla uygulanır.

Ritüel Amaçlı: Bazen toplumdaki inanca ilişkin olarak ritüelistik nedenlerle, yaşayan insanlara trepanasyon uygulanır. Ayrıca, bazı toplumlarda ölüm sonrası uygulanan trepanasyonlara da rastlanmaktadır. Cesetten çıkarılan parça muska gibi kullanılmakta ve ölen kişideki imrenilen özelliklere sahip olunması amaçlanmaktadır. Örneğin kuvvet, cesaret vb. gibi. Ayrıca başarılı bir trepanasyon geçirmiş bireyden alınan parça da muska olarak kullanılır.

Bunların yanı sıra yine ölmüş insanlara ait kafatasları üzerinde acemi cerrahların deneyim kazanması amacıyla da trepanasyonlar gerçekleştirilmiştir.

Anestezi: Bu çok kanlı ve ağrılı işlem sırasında acıyı azaltmak amacıyla çeşitli maddelerden yararlanılmaktadır: Bunlar içinde üzüm şarabı, palmiye şarabı,  afyon, koko yaprağı vb. sayılabilir. 1960’lı yıllarda Bolivyalı doktorların lokal bir içecek olan “chicha”’yı kullandığı bilinmektedir.

Kullanılan aletler:  Trepan (delgi işlemini gerçekleştiren aletlerin genel adı) olarak çakmaktaşı, obsidyen, metal, cam, kemik ve hatta tahtadan aletler üretilmiştir. Düz kesi   için bıçak şeklinde bir alet, oluk açma için ucu sivri bir alet, delme ve kesme için ise matkap işlevini gören bir alet kullanılmaktadır.  Yaranın kapatılması sırasında karıncaların kıskacından yararlanıldığı rapor edilmektedir.

Anadolu’dan saptanan kafa delgi ameliyatları

Günümüzde ülkemizde yapılan arkeolojik kazılardan çıkarılan iskelet serilerinden elde edilen 40’ın üzerinde trepanasyon vakası bulunmaktadır. Buluntular Seramiksiz Neolitik dönemden başlayarak Geç Osmanlı dönemine kadar uzanan 10.000 yıllık bir sürece yayılmaktadır.  Bulgular içinde yukarıda bahsedilen trepanasyon metotlarına ilişkin tüm örnekler mevcuttur. Trepanasyon uygulamasında yaygın olarak tek delik açılmıştır. Sadece dört bireyde birden fazla delik saptanmıştır. Tüm dünyada olduğu gibi Anadolu’da da bu uygulama daha çok erkekler üzerinde gerçekleştirilmiştir.

Anadolu’daki trepanasyon örnekleri birçok detaylı araştırmaya konu olmuştur. İleride bu konuya tekrar değinmeyi planladığımız için genel bir bakışla yetindik.

Antropoloji