Bize Ulaşın

     

Siz hâlâ Yer’in düz olduğuna mı inanıyorsunuz?

Bilimselliğin ne olduğunu bilenler, başlıkta iki önemli hata bulacaklardır. Birincisi bilimsel olarak Yer’in düz olmadığı artık kanıtlanmıştır. Bu kanıtlar tamamen deneysel ve gözlemseldir, yani nesneldir (özne olarak benden bağımsızdır da diyebilirsiniz). Dolayısıyla “Yer düzdür” türündeki bir varsayım kesinlikle yanlıştır. İkinci hata, inanma üzerine kuruludur ve bilimsel olmanın ne olduğu kavranılmazsa en çok düşülen hatadır. Bilim bir inanç sistemi değildir. ‘Yer’in düz olduğuna inanıyorum’ ya da düz değil de ‘küresel olduğuna inanıyorum’ diyemezsiniz. Eğer yeterli kanıtınız varsa ‘Yer’in küresel olduğunu varsayıyorum’ önermesini kurar ve yine yeteri derecede kanıtlarsanız ‘Yer’in küresel olduğunu biliyorum’ diyebilirsiniz. Bu, önermenizin yanlış ya da doğru olabileceğini gösterir. Aksi halde inançla bağlarsanız, doğruluğunu ya da yanlışlığını denetleyemezsiniz.

Daha önce Bilim ve Ütopya dergisinde Yer’in küreselliğine ilişkin görüşlerin tarihsel gelişimi konusunda bir yazı kaleme almıştım (bkz: “Yer'in Küresel Olduğuna İlişkin Görüşün Tarihsel Gelişimi”, Bilim ve Ütopya, Mayıs 2002, Sayı 95, İstanbul 2002, s. 8–13). Ancak son zamanlarda ‘Yer düzdür’ biçiminde bazı safsatalarla karşılaşınca, konuyla ilgili yeni bir yazı yazmak elzem görünmektedir. Zira böylesine bilimsel bir meselenin basite indirgenmesi, bilimi de eleştirel bir noktaya taşımaktadır.

İlk insanlar yiyecek toplamak amacıyla dolandıkları ortamı düz bir alan olarak düşünmüşler ve buradan hareketle üzerinde yaşadıkları Dünya'yı ucu bucağı olmayan tepsi ya da değişik biçimlerde düz bir yüzey olarak algılamışlardır. Buna karşın Yer’in düz değil de küresel olduğuna ilişkin ilk kanıtlar Antik Yunan’da ortaya çıkmıştır ve bu düşünce bildiğimiz kadarıyla Pythagorasçılara aittir.

Meşhur Yunan filozoflarından ve bilginlerinden Pythagoras (M.Ö. yaklaşık 580-500) ve Pythagorasçılara göre, Yer küresel olmalıydı. Bu bilgiye gözlem yoluyla ulaşmış olmalılar; çünkü açık sulardan limana doğru seyir halinde olan bir geminin önce direkleri ve yelkenleri, daha sonra da kendisi görünüyordu.  
Bu dönemin önemli düşünürlerinden olan Parmenides (doğumu yaklaşık M.Ö. 515) de Yer’in küresel olduğu sonucuna ulaşmıştı. Parmenides’in Yer’in küresel olduğu sonucuna nasıl ulaştığını bilmiyoruz, ancak gözlemlerden yararlanmış olduğunu tahmin ediyoruz. Yunanlıların yaşadıkları geniş enlemsel kuşak, gökyüzündeki değişiklikleri gözlemlemek ve buradan Yer’in küresel olduğu görüşüne varmak için yeterliydi. Kuzeye çıkıldıkça bazı yıldızlar görünmez olurken, bazıları hiç batmıyordu.

İlk defa Yer'in küreselliğine ilişkin sağlam kanıtları Aristoteles (M.Ö. 384-322/1) geliştirmiş ve bu sayede Yer'in küre biçiminde olduğu artık tartışmasız olarak kabul edilmiştir. Aristoteles, Gökyüzü Üzerine adlı eserinde birkaç gözlemi Yer'in küreselliğine kanıt olarak göstermiştir.  

  1. Kısmi Ay tutulmasında Yer'in Ay yüzeyine düşen gölgesi her zaman yay biçimindedir.
  2. Gözlemcinin konumuna göre yıldızlar farklı yükseltide görülürler.
  3. Değişik coğrafî konumlara bağlı olarak gündüz ve gece süresi farklıdır.
  4. Denizde bize yaklaşan bir geminin önce yelkeni, sonra da gövdesi görünür.
  5. Yukarı attığımız her cisim bir süre bizden uzaklaşır ve tekrar geri düşer.

Yer'in küresel olduğunun kanıtlanmasından sonra, Yer’in çevresinin ne kadar olduğu sorusu gündeme gelmiş ve Dünya’nın çevresinin ölçülmesi ile ilgili çalışmalar başlamıştır. Yer'in çevresinin ölçülmesine ilişkin ilk güvenilir çalışma Eratosthenes (M.Ö. 275-194) tarafından yapılmış ve yaptığı çalışma da Yer’in küreselliğinin kanıtı olarak bilim tarihindeki yerini almıştır.

Prof. Dr. Yavuz UNAT
Kastamonu Üniversitesi Felsefe Bölümü

Yazının tamamı Bilim ve Ütopya'nın mart 2018 sayısında!