Bize Ulaşın

     

Dünyada Yükselmekte Olan Bir İnsan Tipi: Dar İnsan

Ülke ilginç ama bir anlamda ürkütücü bir ikilem yaşıyor: Varılacak hedefe tartışarak, ötekini gözetip değer vererek çoğulcu bir dayanışma ile mi gidilecek yoksa bir insana, o insanın seçtiklerine teslim olarak mı? O insan ne denli bilge ne denli karşı tarafı dinler, hakkını verebilir olacaktır?
Farklıların, azınlıkların, hakkı yenenlerin, ezilenlerin gözetilmediği bir yönetim hiçbir zaman dünyayı yaşanabilir bir dünya yapamayacaktır. Şimdiki ülke yönetiminin sorunu şu: Bir tek mazlum insan topluluğu var bu dünyada, o da kendisi gibi düşünen, kendisi gibi yaşayanlar.
Gerek yönetenler gerekse muhalifler arasındaki çoğu tartışmada ülkenin canı açısından ortaya çıkan temel görünüm: İç dünya darlığı.
Dünyada siyaset genellikle içini daraltan insanlarla yapılıyor. Savaşlar çıkarıp yönetmeye çalışan güçler, büyük kârlar elde etmek amacıyla ekonomik yaşamda etkin olmak isteyen şirket yöneticileri içi darlardan oluşuyor, çoğunlukla. Yaşamı güçle, hileyle, şiddetle ele geçirmeye çalışanlar, değer yaşayamayan, ötekinin, ötede olanın farkında olamayan, kendine, kendi dar çevresine, kendisi gibi olanlara tıkanmış insanlardan oluşuyor.
Nedir iç darlığı? Zaman zaman herkesin yaşayabileceği geçici bir kaygı, üzüntü hâli değildir. Bir ruhsal çöküntü hiç değil. İç darlığı belli koşullanmalar sonucu oluşur. Gerekli dönüşümler gerçekleştirilemediğinde insanda iç darlığı adını verebileceğimiz kalıcı bir olumsuz özellik bırakır.
Tıkanık içli insan, içi daralmış insan, kendine sıkışmış, dünyayı kendinden olanlar ve kendine düşman olanlar olarak bölen birisidir. Zaman zaman bastırmaya çalışsa da sürekli bir kaygı durumu içindedir. Kendisiyle karşılaşmaktan da, doğru diye bildiği şeylerin yanlış olabileceğinden de korkar. Kendini ve kendi dışında olanı kendisine öğretildiği gibi görememek onu sürekli olarak gerer. Bu gerginliği gidermek için kendini güvende hissedeceği bir çevre ve ortama bağlanma gereksinimi vardır. Bağlandığı toplumun inancıyla sağlamaya çalıştığı güven örtüsüyle kendini rahatsız eden düşüncelerin, anlayışların üstünü örtmeye çabalar. Düşünceleri daralır böylece. Onun düşünme tavrı “kendine yontma” tavrıdır. Düşüncelerini çıkarlarına kolayca kurban edebilir. Ne pahasına olursa olsun ayakta kalmaya çalışır. Tasarladığı hedeflere varmak için düşüncelerini bir hizmetçi gibi kullanır.
İçi dar akademisyenlerle kırk yıla yakın tanışıklığım vardır. Onlar bilgiyi sadece yaşamda kalma aracı olarak görürler. Toplumda kendilerine bir konum kazandıracağını düşündükleri akademisyenlik, onlar için zekâyla yürüttükleri bir “iştir”. Onlara göre bilmenin, bilginin ardına düşmenin, eleştirmenin, soruşturmanın, kendini bilgiye ulaşma yollarına özgürce bırakmanın bir anlamı yoktur. Zaten biliyorlardır. Bildikleri, akademik topluluklarda, kendine bir yer tutma, kadro kapma, terfi etme çabasıdır. Bu arada uğraştığı işlerde bilgi, etrafa saygın görünüm verebilecekleri bir şık giysi gibidir. Bilinmesi gerekeni nasıl bileceklerini bilirler. Bilgi, onların gözünde ulaşmaya çalıştıkları dünyayı haklı çıkaracak, destekleyecek araçlarıdır yalnızca.
Satıp para kazanabilirler bilgiyi. Dar düşündükleri için özgür, geniş, ufuk açıcı yorumlar yapamazlar. Böyle bir dertleri de yoktur. Çalıştıkları kurum kendilerinden ne istiyorsa onu yaparlar. Kendilerine özgü bakış biçimleri yoktur. “Otorite” onlardan ne bekliyorsa onu yaparlar. Kendi düşüncelerini dile getirirken sık sık “bir bilim insanı olarak” sözünü kullanmayı severler. Kafalarında kalıplar vardır. O kalıplar olmadığında boşlukta kalacaklarını sanırlar. Bundan dolayı da sık sık bu kalıpları sağlamlaştıracak düşünceler, bakış açıları geliştirirler.
Dar insan, kendisi gibilerden oluşan bir örnek dünyadan yanadır. Tek bir doğru vardır, onu da o biliyordur. Herkes de onun gibi bilmelidir. Doğru, gerçek, hakikat onun tekelindedir. Bir gün dünya onun istediği gibi olacak, herkes orada onun uygun gördüğü biçimde yerini alacaktır.
Bu bilen sıkışıklar, bu bilen darlar, kendi ruhlarına ördükleri kafesler içinde kafese girmeyenlerden rahatsız olurlar. Onları bir tehdit olarak görürler. Kafeslerinin dışında olanların günü gelince kafeslerini yakıp onları özgürleştirebileceği olasılığından korkarlar.
Yazık ki ülkemizde ve dünyada, siyaset, bürokrasi, bilgi ve ticaret alanında çokturlar. Sanatı bile rahatsız ederler. Kötü edebiyatçılar dardır genellikle. Mutsuz, öfkelidirler. Kendilerini ezik hissettikçe şişinirler.
Can enginliğine, can ateşiyle yanan iç genişliğine sahip; bilgiye duydukları aşk ile her türlü insana açık insanları bekliyor bu ülkenin, bu dünyanın geleceği.

Prof. Dr. Ahmet İNAM
ODTÜ Felsefe Bölümü