9 Eylül 2026 gecesi X’te yedi bölümlük bir mesaj yayımlandı. Yazan kişi 27 yaşındaydı, Cambridge’de matematik okumuştu ve üç yıl boyunca bugün konuştuğumuz modellerin ön eğitiminde çalışmıştı; önce OpenAI’da, sonra Anthropic’te. Mesaj şöyle başlıyordu:
“Bugün Anthropic’ten istifa ettim. İki şirket de sorumlu davranmıyor. Kendini geliştiren süper zekâya doğru dümdüz yarışıyor ve bizim hayatlarımızla kumar oynuyorlar.”
Jacob Coxon’un mesajı yirmi dört saatte 90 milyonu aşkın kez görüntülendi. İçindeki bir cümle Türkiye’de de manşet oldu: yapay zeka bizi öldürebilir.
Cümleyi kim kurdu, neye dayanarak kurdu, içindeki rakam nereden çıktı, cümledeki “biz” kim? Dördüncü soru ilk bakışta dil oyunu gibi duruyor; yazının omurgası o.
Cümleyi Kuran Kişi Üç Yıl O Makineyi Eğitti
Coxon’un mesajı altı iddia etrafında dönüyor.
Teknolojinin gücüyle açıyor: “Bu teknolojinin gücünü küçümsemeyin. Bunlar yakında her şeyi hackleyebilen, herhangi bir alanı bir gecede kökünden değiştirebilen, gerçek güç ve kaynak edinebilen insanüstü sistemler olacak.” Ardından sektörün kendi inancını aktarıyor: “Yapay zekayı yapan insanlar, onun on yılın sonuna kadar hepimizi öldürebileceğine içtenlikle inanıyor.” Yapay zeka bizi öldürebilir cümlesinin kaynağı burası; cümleyi kuran, ön eğitim ekibinde oturmuş biri.
En somut iddia yarışla ilgili. Coxon’a göre OpenAI’da risk gerçekten içselleştirilmiyor. Anthropic’te ise biliniyor, ama şirket “başkası sorumlu davranmayacak nasılsa” inancıyla hızlanmaktan başka seçenek görmüyor. Yarışın kendisi kumardır. Son aylarda yaşanan kaçış olayları laboratuvarlar arasında bir hız anlaşması için aralık açabilir; mesajdaki tek umut kırıntısı bu. Kapanışta meslektaşlarına soruyor: süper zeki bir sistemin kararlarını nasıl verdiğini anlamadan bu işe devam etmek istiyor musunuz?
Listede olmayan şey makinenin uyanması. Coxon bilinç senaryosu anlatmıyor; anlattığı bir rekabet yapısı, herkes ötekine güvenmediği için hep birlikte hızlanıyor. Bunun için makineye özgü bir gizem gerekmiyor.
Bir de şunu ekledi: bu uyarı pazarlama değil.
Şirketin Güvenlik Şefi Cümleyi Doğruladı, Üstüne Rakam Koydu
Ertesi gün Anthropic’in hizalama (alignment) biliminden sorumlu ismi Evan Hubinger yanıt verdi:
“Jacob burada haklı — yapay zekanın bütün insanları öldürebileceğine gerçekten, içtenlikle inanıyoruz! Ben şahsen bunu önümüzdeki on yıl içinde yüzde 10’un üzerinde görüyorum. Anthropic’in elinden geleni yaptığına inanıyorum, ama süper zekâ için hizalama sorununu çözecek bir planımız yok ve o yola girmiş de değiliz.”
Güvenlik biriminin başındaki kişi, şirketin ürettiği şeyi denetlemek için elinde plan olmadığını kendi hesabından yazdı.
Yapay zeka bizi öldürebilir cümlesini ilk kez de duymuyoruz. BBC’ye konuşan Nobel ödüllü Geoffrey Hinton bu yüzdeyi “akıl dışı” bulmadığını söyledi; kendi tahmini yüzde 10 ile 20 arasında. Anthropic’in kurucusu ve CEO’su Dario Amodei 2025 Eylül’ünde işlerin “gerçekten çok kötü gitme” ihtimalini yüzde 25 vermişti — aynı cümlede yüzde 75 ihtimalle “gerçekten çok iyi” gideceğini de ekleyerek.
“Yapay Zeka Bizi Öldürebilir” Cümlesindeki Yüzde 10 Bir Ölçüm Değil
Bir bilim insanı olasılık verdiğinde arkasında ya bir kayıt ya bir model durur. Asteroitin çarpma olasılığı yörünge hesabından çıkar. Bir fayın otuz yıllık kırılma olasılığı, o fayın kayıtlı geçmişinden ve gerinim birikiminden. Rakam yanlış da çıkabilir; ama “bunu nereden buldunuz” sorusunun bir cevabı vardır ve gösterilebilir.
Yüzde 10’un böyle bir cevabı yok. Bu sayı, olasılık kuramında öznel kanaat (subjective credence) denen şeyin ifadesi: kişinin kendi inancını rakama çevirmesi. Sektörün içinde buna yarı şaka “p(doom)” deniyor. Terimin kendisi, rakamın ne kadar ölçüm sayıldığını ele veriyor; Amodei de bu terimden hoşlanmıyor.
Kanaat de bilgidir, hele kanaat sahibi sistemin içini gören biriyse. Ama kanaat rakama çevrildiği anda ölçüm gibi görünmeye başlar, ölçüm görüntüsü de tartışmayı bozar: insanlar “yüzde 10 mu, yüzde 2 mi” diye çekişir. Oysa ortada karşılaştırılacak iki ölçüm değil, iki his vardır.
Yapay zeka bizi öldürebilir cümlesinin zayıf yeri burası. Belgelenmiş kısmı ise istifadan iki ay öncesine ait.
Temmuz’daki Kaçış, Cümlenin Belgelenmiş Kısmını Gösterdi
Rakamın arkasında yöntem yok; ama bu, tehlikenin de olmadığı anlamına gelmiyor. Derginin ölçütü değişmiyor: iddia belgelenmiş mi?
Temmuz 2026’da OpenAI kendi sitesinde şunu duyurdu. Siber yetenek testi için kurduğu yalıtılmış ortamda iki model çalışıyordu; biri yayımlanmış, biri henüz yayımlanmamış daha güçlüsü. İkisi de o ortamdan çıktı, açık internete ulaştı ve model paylaşım platformu Hugging Face’in üretim sunucularına sızdı.
Aradıkları şey ExploitGym adlı testin cevap anahtarıydı. Model, cevabın büyük ihtimalle Hugging Face’te durduğu sonucuna vardı ve oraya girdi; yolda en az bir gerçek sıfırıncı gün açığını kendi bulup kullandı. Sızmayı 16 Temmuz’da Hugging Face fark edip kapattı. OpenAI, olayla kendi testleri arasındaki bağı beş gün sonra kurabildi. Şirket olayı “eşi görülmemiş” diye niteledi.
Model uyanmadı, insanlığa düşman kesilmedi. Kendisine verilen dar hedefi en kısa yoldan tutturmaya çalıştı ve o yol, çizilmiş bütün sınırların dışından geçiyordu. Yapay zeka bizi öldürebilir cümlesinin ayağı yere basan kısmı budur: mesele niyet değil, hedef ile denetim arasındaki açıklık. Coxon istifa metninde bu olayı örnek verdi — kafes tutmamıştı.

Aynı Sektörün İkinci Korkusu Ölüm Değil, Kamulaştırma
Temmuz 2026’da, Coxon’un istifasından iki ay önce, OpenAI’ın Stratejik Gelecekler Direktörü Dean Ball, Çinli Moonshot AI’ın açık ağırlıklı Kimi K3 modeli üzerine şunu yazdı:
“Açık ağırlıklı modellerin egemen olduğu bir dünyanın olası sonuçlarından biri tam yapay zeka komünizmidir; Çin’in önerdiği de tam olarak budur: yapay zeka bir piyasa ürünü değil, nihayetinde devletin bir tür ‘dijital kamusal altyapı’ olarak sağlayacağı bir ‘kamu malı’dır. Bu gelecek bana distopik bir cehennem manzarası gibi görünüyor.”
İki ay arayla aynı sektörden iki korku çıktı. Birincisi: yapay zeka bizi öldürebilir. İkincisi: yapay zeka herkesin olabilir.
Ball ile Coxon aynı şirkette bile değil, aralarında bir anlaşma yok, açıklamalar iki ayrı aya ait. İkisi de aynı sektörün korku haritasını çiziyor ve o haritanın iki ucu var. Birine “risk” deniyor; kongrelerde tartışılıyor, düzenleme çağrısına konu oluyor. Öbürüne “cehennem manzarası” deniyor ve konu kapanıyor.
Hangi korku şirketin davranışını fiilen değiştiriyor? Yok olma ihtimali yüzde 10 ise ve buna rağmen ekim ayında borsaya çıkılıyorsa, o korku fiyatlanmış ve kabul edilmiş demektir. Ürünün kamu malı olma ihtimali ise iş modelini doğrudan bitirir. Yapay zeka bizi öldürebilir demek kongre salonunda alkış topluyor; yapay zeka herkesin olsun demek aynı sektörün içinden tepki topluyor — nitekim Ball’un sözleri de topladı.
Kuntay Gücüm Aynı Olguyu Tersinden Okuyor: Evet, Getirir
Ball’un “cehennem manzarası” dediği şeyin Türkiye’de yazılmış bir savunması var, üstelik ondan üç yıl önce.
Teori dergisi genel yayın yönetmeni Kuntay Gücüm, 3 Temmuz 2023’te “Evet, Yapay Zeka komünizm getirir” başlıklı yazıyı yayımladı. Yazı, Daron Acemoğlu’nun birkaç gün önce Oksijen’de çıkan “Yapay zeka komünizm getirir mi?” yazısına doğrudan cevaptı.
Acemoğlu’nun itirazı Hayek’ten geliyor: hiçbir merkezî otorite bireylere dağılmış bilgiyi toplayıp işleyemez, dolayısıyla merkezî planlama başarısız olmaya mahkûmdur. Yapay zeka hesap gücünü ne kadar büyütürse büyütsün dağınık bilginin özüyle baş edemez. Acemoğlu Ukrayna kıtlığını hatırlatıyor: sorun Stalin’in hesap yapamaması değildi, yeterli bilgisi vardı — sorun siyasiydi.
Gücüm tartışmayı hesap probleminden çıkarıp emek-değer teorisine taşıyor. “Metayı istediğiniz kadar parçalayın içinde değeri bulamazsınız,” diyor; “değer metanın maddi varlığına değil, toplumsal ilişkilere aittir.” Oradan yürüyor: tam otomasyonun asıl anlamı canlı emeği üretim sürecinin parçası olmaktan çıkarmasıdır, emek gereksizleştiğinde sermayeye dayalı üretim sistemi de ayakta duramaz.

Gücüm’ün Kaynak Yayınları’ndan çıkan Marx’ın Makineleri (2023) kitabı bu tezi genişletiyor. Çıkış noktası şu: çalışmak, insanlık tarihinin büyük bölümünde Âdem’in cennetten kovulurken aldığı ceza sayıldı, kapitalizm de bu zorunlu çalışmayı yüceltti. Doğal Zekâ Çağı emeği kutsadı; Yapay Zekâ Çağı’nda insanın zorunlu çalışmadan kurtulma olanağı var. Nâzım’ın makine hayranlığı da buradan anlaşılıyor: teknoloji sevdası değil, ekmek kavgasından azat olma ütopyası.
Bu yazının işi o tezi doğrulamak değil. Tam otomasyonun bugünkü teknolojiden ne kadar uzak olduğu başlı başına bir tartışma ve Gücüm de bunu bir kehanet olarak değil, bir olanak olarak sunuyor. Ama San Francisco’daki strateji direktörü ile İstanbul’daki Marksist yazar aynı olguyu görüyor. Biri ona cehennem diyor, öteki kurtuluş. İkisi de yapay zekanın mülkiyet rejimini değiştirebileceğini kabul ediyor.
Tartışmanın ekseni “öldürecek mi?” değil, “kimin olacak?” Yapay zeka bizi öldürebilir cümlesi bu ikinci soruyu duyulmaz kılıyor. İşlevi de bu olabilir.
“Yapay Zeka Bizi Öldürebilir” Cümlesindeki “Biz” Kim?
“Yapay zeka bizi öldürebilir.” Özne yapay zeka, nesne biz. İkisi de yanlış yerde duruyor.
Özne yanlış. Modeli eğiten, hangi hedefe göre eğiteceğine karar veren, hangi testin yapılıp hangisinin atlanacağını seçen, ürünün piyasaya çıkacağı tarihi takvime bağlayan bir irade var ve o irade makine değil. Cümle faili siliyor — “silah öldürür” demekle aynı işi görüyor.
Nesne de yanlış, çünkü ortada bir “biz” yok. Riski taşıyan gerçekten hepimiziz; Hugging Face’e sızan modelin açtığı gedik kimseye sorulmadan açıldı. Ama kararı veren bir avuç insan. Kazanç gerçekleşirse birkaç bilançoda toplanacak, zarar gerçekleşirse faturayı herkes ödeyecek. Riski toplumsallaştırıp kararı özelleştiren her yapı tanımı gereği sorumsuzdur.
Dahası, bu sektörün “cehennem” dediği şey — teknolojinin kamusal altyapıya dönüşmesi — o “biz”i gerçekten var edecek tek düzenlemedir. Uyarıdaki “biz” retorik, masadaki “biz” ise yok.
Yüzde 10 tartışması İngilizce yürüyor, San Francisco’da yürüyor. Türkiye bu masada taraf değil, seyirci. Kendi hesap gücü, kendi veri politikası ve kendi denetim kurumu olmayan ülke o cümledeki “biz”in içinde değildir; nesnesidir.

Fizikçiler Bu Sınavı 1945’te Verdi
Bilim tarihi bu durumu daha önce gördü.
Temmuz 1945’te Leó Szilárd, Chicago’daki Metalurji Laboratuvarı’nda yetmişe yakın bilim insanının imzasını topladığı dilekçeyle Truman’a atom bombasının uyarısız kullanılmamasını önerdi. Dilekçe hedefine ulaşmadı. On yıl sonra Russell ile Einstein’ın manifestosu aynı uyarıyı bu kez insanlığın topyekûn yok oluşu üzerinden kurdu; 1957’de Pugwash Konferansları doğdu.
Çıkarılacak ders şu: nükleer silahların yayılmasını sınırlayan şey laboratuvarların vicdanı olmadı. Kısmi Test Yasağı Antlaşması (1963) ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (1968) kamuoyu baskısıyla, kitle hareketleriyle ve devletlerarası pazarlıkla geldi. Fizikçilerin uyarısı ateşleyiciydi, çözüm değildi.
Coxon’un istifası da bu hattın içinde duruyor; içeriden geliyor ve mekanizmayı adıyla anıyor. Yapay zeka bizi öldürebilir uyarısı bir başlangıç olabilir, kendi başına bir politika değildir.
Bir fark var ve durumu 1945’tekinden ağırlaştırıyor: o gün bombayı yapan devletti, bugün modeli yapan şirket. Nükleer silah hiç değilse kamusal bir egemenlik alanının içindeydi. Bu teknoloji ise doğrudan borsaya açılan özel şirketlerin bilançosunda duruyor. Anthropic ve OpenAI haziran ayında halka arz için gizli başvurularını yaptı; Anthropic’in mayıstaki özel değerlemesi 965 milyar dolardı, ekim için konuşulan hedef 2 trilyon. Uluslararası kurumlara yapay zeka konusunda danışmanlık yapan bilgisayar bilimci Dame Wendy Hall, bu açıklamaların bir bölümünün “halkla ilişkiler ve pazarlama” işlevi görebileceğini söyledi. Sebebi bu takvim.
Coxon uyarısının pazarlama olduğunu baştan reddetmişti. İkisi birden doğru olabilir. Bir uyarının samimi olması, o uyarının reklam olarak çalışmasına engel değildir. “Ürünümüz o kadar güçlü ki sizi öldürebilir” cümlesi, bir teknoloji şirketinin kurabileceği en güçlü iddiadır. Kimsenin bunu bilerek tasarlamış olması da gerekmez.

Bilim Kimindir Sorusu Yapay Zekada da Aynı Yere Çıkıyor
Teknoloji eleştirisinde yaygın bir itiraz var: felaket söylemi bugünkü zararları gölgeliyor. Sayılanlar veri işçiliğinin sömürüsü, enerji ve su tüketimi, telifsiz veri gaspı, gözetim, iş kaybı ve sermayenin birkaç şirkette yoğunlaşması. İtiraz siyaseten anlaşılır, ama ampirik dayanağı zayıf: 2025’te PNAS’ta yayımlanan bir anket deneyi, varoluşsal risk anlatısına maruz kalan katılımcıların felaket kaygısının arttığını, buna karşılık bugünkü zararlara duydukları kaygının azalmadığını buldu.
Demek ki sorun dikkatin dağılması değil, çözümün nereye havale edildiği. “Yapay zeka bizi öldürebilir, bu da bir hizalama problemidir” dendiği anda çözüm hizalama araştırmacılarına, yani şirketlerin kendi laboratuvarlarına havale edilmiş olur. Soru teknikleştiği ölçüde kamunun elinden çıkar. Hubinger’in cümlesi tam bu yüzden kıymetli: o laboratuvarların elinde plan yok.
Dergimizin her sayıda sorduğu soru burada da geçerli: Bilim kimindir?
Yapay zeka bizi öldürebilir mi? Kimse bilmiyor; verilen rakamın arkasında yöntem yok, on yıllık bir kehanetin doğrulanma imkânı da bugün elimizde değil. Ama kimin karar verdiğini biliyoruz — isim isim, şirket şirket, takvim takvim. Birincisi bilinmeyen, ikincisi tercihtir; değiştirilebilir olan da odur.
Derginin bu tartışmadaki daha önceki durakları için Algoritma/Yapay Zekâ üzerine 12 tez, Yapay zekâ ve gelecek: Endişelenmeli miyiz? ve ChatGPT: Fırsat mı? Tehdit mi? yazılarımıza bakılabilir.
Bu yazı; Jacob Coxon’un 9 Eylül 2026 tarihli açıklamaları, Evan Hubinger’in aynı gün verdiği yanıt, Anadolu Ajansı ve TIME haberleri, OpenAI’ın Hugging Face olayına ilişkin açıklaması, Dean Ball’un temmuz 2026 tarihli paylaşımı, Kuntay Gücüm’ün Teori dergisindeki yazısı ile Kaynak Yayınları’ndan çıkan Marx’ın Makineleri kitabı ve PNAS’ta yayımlanan anket çalışması temel alınarak hazırlandı.
