Marx’ta Homeros’un Odysseus’u

Marx’ta Homeros’un Odysseus’u

Bu derleme, S. S. Prawer’in Karl Marx ve Dünya Edebiyatı (çev. Ezgi Kaya, Selin Dingiloğlu, İstanbul: Yordam Kitap, 2019) adlı kapsamlı çalışmasından hareketle hazırlanmıştır. Prawer’in kitabı, Marx’ın yayımlanmış eserlerini, gazete yazılarını, Etnoloji Defterleri’ni ve özel mektuplarını tarayarak Marx’ın klasik ve modern edebiyata yaptığı göndermeleri titizlikle belgelemektedir. Aşağıda, Marx’ın doğrudan Homeros’un Odysseus’una yaptığı göndermeler ile daha dolaylı biçimde Shakespeare’in Ulysses’i üzerinden kurduğu bağlantılar ayrı başlıklar altında, bağlamlarıyla birlikte sunulmaktadır.

Marx'ta Homeros'un Odysseus'u

Kapital’de Odysseus

Kapital’in birinci cildinde, İşgünü bölümünde, Marx İngiliz fabrika ve işyeri müfettişlerinin resmî raporlarından yola çıkarak Viktorya dönemi çalışma koşullarının dehşetini anlatır. Bu bağlamda önce Dante’nin Cehennem’ine başvurur:

“Bu iş kolunu görmüş olsaydı, Dante, kendi en dehşet verici cehennem tasvirlerini geride bıraktığını düşünürdü.” (Prawer, s. 298)

Hemen ardından, aynı türden bir cehennem imgesini bu kez Homeros’tan alır. Fabrikalarda ve atölyelerde çalışan, her yaştan ve cinsiyetten işçilerden oluşan karmakarışık kalabalığı betimlerken, Odysseus’un Odysseia’nın on birinci kitabında yeraltı dünyasına indiğinde karşılaştığı ölü ruhlar kalabalığına gönderme yapar:

“Her meslek, yaş ve cinsiyetten işçilerin oluşturduğu bu karmakarışık yığın, Odysseus’da öldürülenlerin ruhlarının yarattığından daha derin bir eziklik duygusu yaratan bu kalabalık, daha ilk bakışta, kollarının altında yıllıklar olmasa bile, aşırı çalıştırmanın ne olduğunu gösterir ama gene de, göze çarpan farklılıklarıyla, sermaye karşısında bütün insanların eşit olduğunu kanıtlayan iki örnek üzerinde duralım: bir elbise dikicisi ve bir demirci.” (Prawer, s. 298-299)

Prawer’in de vurguladığı gibi, bu pasajda örtük bir Hıristiyanlık parodisi de vardır: “sermaye karşısında bütün insanlar eşittir” ifadesi, dinin “tanrı karşısında eşitlik” söylemini tersyüz eder. Marx, şairlerin cehennem ve ölüler diyarı tahayyüllerinin okurda uyandırdığı duygusal tepkiyi, Viktorya dönemi emek sömürüsünün boyutunu tartabilmek için bir ölçüt olarak kullanır. Nitekim Marx’a göre gerçeklik, kadim şairlerin en karanlık tahayyüllerini bile geride bırakmaktadır.

Marx'ta Homeros'un Odysseus'u

Etnoloji Defterleri’nde Homeros

Ömrünün son yıllarında (1880-1882) Marx, Lewis H. Morgan’ın Ancient Society (1877) adlı eseri üzerine yoğun okuma notları tutar. Bu notlar Lawrence Krader tarafından derlenip Etnoloji Defterleri adıyla yayımlanmıştır. Prawer’in gösterdiği üzere, Marx bu notlarda Homeros’u ve Eshilos’u, Morgan’ın ilkel toplum yapılarına dair bulgularını sınamak ve doğrulamak için birer tarihsel veri kaynağı olarak kullanır. Bu çerçevede İlyada’dan bir sahneye, Odysseus’un ordunun başındaki komutana itaat talep ettiği sahneye, uzun ve dikkatli bir yorum düşer:

“Burada Odysseus bir hükümet biçimi üzerine bir söylev çekmez, savaşın başındaki kumandana itaat talep eder. Troya’nın karşısına bir ordu olarak çıktıklarından, agora’da konuşulanlar Yunanlara gereken tüm demokrasiyi sağlar. Aşil hediyelerden -ganimetin bölüşülmesinden- bahsederken, bu bölüşme işini Agamemnon’a veya başka bir basileus’a değil, ‘Achaen’in oğullarına’ yani halka bırakır. ‘Zeus’un soyundan’, ‘Zeus’tan beslenen’ gibi laflar hiçbir şey ifade etmez; zira her insan bir tanrının soyundan gelir, ‘üstün’ bir tanrının, burada Zeus’un soyundan gelmiş olan kabilenin liderinin soyundan. Domuz çobanı Eumaeus ve diğerleri gibi kişisel özgürlükleri olmayanlar bile ‘kutsaldırlar’ (dioi ve theioi); İlyada’dan çok sonra gelen Odysseia’da da böyledir; ve Odysseia’da hem haberci Mulios’a hem de kör ozan Demodocus’a Heros adı verilmiştir. Kısacası, halkın meclisi ve divanı basileus’la beraber çalıştığına göre, Yunanlı yazarların Homerosvari krallığı ifade etmekte kullandığı basileia sözcüğü, askerî demokrasi anlamına gelir.” (Prawer, s. 318-319)

Bu pasaj, Marx’ın Odysseus’a yaklaşımının Kapital’dekinden tamamen farklı bir düzlemde işlediğini gösterir. Kapital’de Odysseus edebi-duygusal bir analoji sağlarken, burada İlyada ve Odysseia doğrudan tarihsel-antropolojik kanıt statüsüne yükselir: Marx, Homeros’un metnini kullanarak henüz devlet ve özel mülkiyetin oluşmadığı, ordunun ve halk meclisinin birlikte işlediği bir “askerî demokrasi” evresini yeniden kurar. Bu notlar, bilindiği gibi, Engels’in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı eserinin de temel kaynaklarından biri olacaktır.

Marx'ta Homeros'un Odysseus'u

Shakespeare Aracılığıyla Dolaylı Bir Gönderme

Marx’ın gazete yazılarında Odysseus’a doğrudan Homeros üzerinden değil, Shakespeare’in Troilus ve Cressida’sındaki Ulysses karakteri üzerinden ulaştığı bir örnek de vardır. Bu, Homeros’un doğrudan bir yorumu olmasa da, Marx’ın klasik mitolojik malzemeyi güncel siyasete uyarlama biçimini gösteren önemli bir örnektir. Kırım Savaşı sırasındaki İngiliz diplomasisini eleştirirken Marx, oyunun beşinci perdesinin dördüncü sahnesinden şu dizeleri alıntılar:

“Bu kurnaz, küfürbaz serserilerin politikalarının -farelerin kemirdiği bayat bir peynir parçasına benzeyen Nestor ile köpek mi tilki mi belli olmayan Ulysses’in, iki kuruşluk faydası yok- o kuduz köpek, Ajax, politikayla tuzak kurdu bana, onun kadar kötü bir köpeğe, Aşil’e karşı.” (Prawer, s. 219-220)

Aynı figürü Marx birkaç yıl sonra, Avam Kamarası’nda “kaptıkaçtı” yöntemlerle iş gören J. A. Roebuck’ı ve onun parti denetçilerini betimlerken de kullanır:

“Thersites hiç Ulysses’e hizmet etmedi; oysa Roebuck, her biri en az Ulysses kadar kurnaz olan denetçilerin hizmetinde.” (Prawer, s. 220)

Marx burada kendini sık sık Shakespeare’in Thersites’iyle -haklı olsa bile aşağılık sayılan, iktidarı kurnazca eleştiren figürle- özdeşleştirir. Ulysses ise İngiliz parlamento siyasetinin kurnaz ama ilkesiz yöneticilerini temsil eden bir örnek olarak belirir. Prawer’in de belirttiği gibi, Marx aynı Thersites temasını, Lord Clarendon’un Osmanlı politikasına yönelik bir başka eleştiride de tekrarlar.

Marx'ta Homeros'un Odysseus'u

Özel Mektuplarda Odysseus/Ulysses

Marx’ın mizahının ailesine ve yakın çevresine yazdığı mektuplarda edebi ve mitolojik takma adlara sıkça büründüğünü Prawer ayrıntılı biçimde belgeler. Bunlardan biri, kuzeni Nannette Philips’e yazdığı bir mektupta, Almanya ziyareti sırasında karşılaştığı entelektüel kadınlara dair kurduğu bir Homeros şakasıdır. Marx, kendisini “uygarlaştırılmış” bu kadınlarla bir araya getirmeye çalışanları, Odysseus’un adamlarını domuza çeviren büyücü Circe’ye benzetir:

“Yaşlı Kirke, bildiğin gibi, Ulysses’in arkadaşlarını domuza çevirmişti. Bu modern Kirkeler ise kendilerini, ahmaklık yolunu tercih edecek kadar uygarlaştırmışlar.” (Prawer, s. 340)

Prawer, Marx’ın mektuplarında dünya edebiyatından alınma takma adların yalnızca ailesiyle sınırlı kalmadığını, III. Napoleon’dan Frankenstein’ın canavarına, Güliver’den Lilliputlulara kadar geniş bir edebi kadronun onun gündelik dilinde dolaştığını gösterir. Bu listede Odysseus da, artık İngilizce adıyla Ulysses olarak, sevgilisi Calypso ile birlikte tekrar eden bir motif halinde anılır:

“Marx’ın mektuplarının başka yerlerinde de Ulysses ve Calypso, Frankenstein’ın canavarı, Güliver ve Lilliputlular gezinip dururlar.” (Prawer, s. 342-343)

Bu son gönderme, Marx’ın Odysseus’la ilişkisinin yalnızca Kapital’in analitik zemininde ya da Etnoloji Defterleri’nin tarihsel-antropolojik zemininde kalmadığını, gündelik yazışmalarının mizahi dokusunda da sürdüğünü gösterir.

Marx'ta Homeros'un Odysseus'u

Belirsiz Bir Erken Gönderme

Prawer’in kitabında, kesin yazarlığı tartışmalı olsa da anılmaya değer bir erken örnek daha vardır. Alman-Fransız Yıllıkları’nın 1844’te çıkan tek sayısında, Alman gazetelerinin muhabirlik üslupları üzerine yazılmış imzasız bir yorumda şu karşılaştırma yer alır:

“Bremen Zeitung muhabiri Akhilleus gibi kabayken, Augusburger Zeitung muhabiri Ulysses gibi inceliklidir.” (Prawer, s. 65)

D. Riazanov, bu yorumun üslubunun Marx’ın kaleminin belirgin özelliklerini taşıdığına dikkat çekmiştir ancak yazarlık kesin biçimde Marx’a atfedilemez. Yine de Prawer’in de belirttiği gibi, bu alıntı, Marx’ın çevresinde klasik mitolojik figürlerin gündelik gazetecilik diline ne denli doğal biçimde girdiğini göstermesi bakımından anlamlıdır.

Sonuç

Toparlarsak, Marx’ın Homeros’un Odysseus’una göndermeleri dört farklı düzlemde karşımıza çıkar. Kapital’de Odysseus, yeraltı dünyasına inişiyle, kapitalist üretimin insanı ölü bir ruhlar kalabalığına indirgeyen yönünü açığa çıkarmak için edebi bir ölçüt sağlar. Etnoloji Defterleri’nde aynı figür, İlyada ve Odysseia’nın kendisi, sınıfsız ve devletsiz bir “askerî demokrasi” evresine dair tarihsel bir belge olarak okunur. Gazete yazılarında Shakespeare’in Ulysses’i üzerinden dolaylı biçimde güncel İngiliz parlamento siyasetinin kurnaz ve ilkesiz yöneticilerini teşhir etmekte kullanılır. Özel mektuplarda ise aynı figür, Circe ve Calypso’yla birlikte, Marx’ın gündelik mizahının bir parçası olarak dolaşır.

Bilim ve Ütopya’da Odysseus’un izini süren tek yazı bu değil. Daha önce yayımladığımız Penelope’den Odysseus’a Mektup başlıklı yazımızda destana Penelope’nin gözünden bakmış; Christopher Nolan Odysseia Filmi: 17 Akademisyenden Yorum yazımızda ise aynı destanın günümüz sinemasında nasıl yeniden yorumlandığını akademisyenlerin değerlendirmeleriyle ele almıştık. Marx’ın Homeros’la kurduğu bu ilişkiyi, sitemizdeki bu iki yazıyla birlikte okumanızı öneririz.

Paylaş
Paylaş: