En sosyal hayvan

Antropoloji

Homo Sapiens türünden “sosyal hayvan” şeklinde bahsetmek oldukça yaygındır. Fakat pek çok hayvan türü farklı şekillerde sosyal olduğundan, bu unvanın tam olarak ne kastettiği tartışmaya açıktır denilebilir.

Evrimsel psikoloji ve antropoloji alanlarındaki son kuramlar ve araştırmalar, insanların tam olarak hangi açılardan sosyal olduğunu belirlemeye yardımcı olmuştur. Kısaca ifade etmek gerekirse; insanlar işbirliğine özellikle yatkındır. Arıların ve karıncaların, diğer böceklere kıyasla işbirliğine daha yatkın olmasına paralel bir şekilde, insanlar da memeliler ve diğer primatlar içinde işbirliğine en yatkın türdür. Arı ve karıncaların son derece sosyal olması, akraba seçimine ve aynı kolonideki bireylerin özel genetik akrabalığına dayalıdır. İnsanların ileri sosyalliği ise bunun tersine, işbirliğine aşırı yatkın bir yaşam şeklini destekleyecek şekilde evrimleşmiş, bilişsel ve güdüsel bazı özel psikolojik mekanizmalara dayalıdır.

Bu kısa genel bakışta, insanların nasıl son derece sosyal bir tür olduğunun evrimsel arka planına olası bir açıklama getiriyorum. Bu açıklamaya kanıt olarak ise, insan türüne mensup genç bireyler ile en yakın primat akrabalarının, yani büyük-maymunların işbirliği güdülerini ve yeteneklerini karşılaştıran son araştırmaları inceliyorum. İnsanların işbirliği yapabilmek için sahip oldukları özel yeteneklerin ve güdülerin, onların benzersiz idrak ve ahlak yetilerini yaratmada ne şekilde rol oynadığına dair bir yorum getiriyorum.

 

PRİMAT GEÇMİŞİMİZ

Pek çok memeli türü gibi, primatların büyük çoğunluğu da sosyal gruplar şeklinde yaşar. Birey bazında, grup şeklinde yaşamanın evrimsel temelinde avcılara karşı daha iyi korunma imkânı yatar. Ne var ki sosyal yaşamdaki yakın ilişkiler, kaynakların paylaşımı konusunda artan bir rekabeti de beraberinde getirir. Grup içindeki bireyler, örneğin besin kaynağı için, ya yarışarak ya da doğrudan çatışarak birbirleriyle rekabete girerler. Bu durum, muhtemelen iki taraf için de zararlı çatışmaların ortaya çıkmasını önleyebilecek bir hiyerarşik üstünlüğün yaygınlaşmasına neden olmuştur.

Bu bağlamda pek çok memeli türünde bireyler, kaynak bulma rekabetinde daha başarılı olmak için birbirleriyle işbirliği yapar. Primatlar arasında bunun gibi koalisyonlar (bunlar uzun vadede ittifaklara dönüşebilir) özellikle yaygındır ve birbirinden farklı özelliğe sahip iki çeşit sosyal ilişki türünü eşzamanlı olarak sürdürebilecek karmaşık sosyal biliş yetisini gerektirir (Cheney & Sayfarth, 1990). Bu “rekabetten doğan işbirliği” türü ilişkileri sürdürebilmek için bireyler, birbirlerine yaranmaya çalışır. Birbirini temizleme ya da daha az görülmekle beraber yiyecek paylaşımı buna örnek olarak gösterilebilir (Muller & Mitani, 2005). Bu sebeple şu şekilde tutarlı bir tanım yapılabilir: İnsan dışı primatlardaki işbirliği, grup içi çerçevede mevcuttur (ya da komşu gruplardan gelen saldırılardan korunmak veya olası avcılara topluca saldırmak için koalisyon oluşturabildiklerinden, gruplar arası rekabet şeklinde de var olabilir). Bu aynı zamanda şu anlama geliyor: Rekabet ve güç konusunda üstün olan bireyler, türdeşleri tarafından olumlu bir muamele gördüğünden, sosyal seçilim süreçleri, bir manada, bu türlerde işbirliğinin evrimine zıt bir şekilde çalışmaktadır.

Önemli bir şekilde, besin (ve cinsel partnerler) için edilen grup içi rekabet, bireylerin birlikte ya da yalnız hareket etmesinden bağımsız bir şekilde, mutlaka bir tarafın kazanıp diğerinin kaybettiği bir duruma yol açar. Bütün bireyler ve ittifaklar, değişmeyen, tek ve aynı kaynak türleri için rekabet halindedir. Var olan büyük bir istisna ise, insanların yaşayan en yakın akrabaları olan şempanzeleri ve bonoboları kapsar. Bu iki tür de küçük memelileri, çoğunlukla maymunları, grup halinde avlarlar. Bonobolar üzerinde yapılan gözlemler pek fazla olmasa da, Afrika’nın ekvator bölgelerinde farklı noktalarda yaşayan çeşitli sosyal gruplardan edinilmiş birçok veri mevcuttur (Boesch & Boesch-Acherman, 2000). Grup halinde avlanmalarının arkasındaki kilit sebep, bu küçük maymunların tek başına hareket eden bir birey tarafından yakalanabilmesinin imkânsız olmasıdır. Bir çeşit işbirliği gereklidir ve işbirliği yapanların, bireysel hareket edenlerin aksine, başka türlü elde edilemeyecek bu kaynağa erişimi olacaktır. Temel avlanma süreci şu şekilde çalışır; şempanzelerden bir tanesi avı kovalar, diğerleri olası kaçış noktalarını kapatır ve böylece maymun kapana kısılır. Sonunda ele geçirilir ve ava katılanların hepsi çoğunlukla bir şeyler yemeyi başarır.

Pan’ın yaptığı bu gözlemler, insanların diğer primatlarla ortak olan son atasının, küçük memelileri işbirliğiyle avlamış olduğunu öne sürer. Fakat insan avcılar işleri farklı bir şekilde halleder; insanların işbirliğine dayalı avcılığı, yaşamlarının diğer alanlarında olduğu gibi, çok daha fazla ortak çalışmaya bağlıdır (Tomasello, 2011). Yalnızca iki örnek vermek gerekirse; insanlar avlanırken birbirlerine yardım eder ve ardından sosyal gruptaki herkesle yemeği paylaşırlar. Bu çeşit farklılıkları açıklayabilmek için Tomasello, Meli, Tennie, Wyman ve Herrman (2012) insan türüne özgü işbirliği biçimlerinin temelinde yatan iki adımlı bir evrimsel süreç öne sürmüştür. Bu sürecin ilk adımı, yeni ortaklaşa avlanma yöntemleridir. Bireylerin kendi başlarına elde edebildikleri besin kaynaklarının, belki de çevresel sebeplerden dolayı ağır bir şekilde azalması ya da yok olması, bu yöntemlerin doğmasına sebep olmuş olabilir. “Birlikte çalış ya da öl” gibi bir durum mevcuttur. İkinci adım ise, birkaç birey arasındaki işbirliğinin, geniş bir sosyal (kültürel) gruptaki aşağı yukarı bütün bireyler arasında yaygınlaşmasıdır. Bunun sebebi olarak ise başka insan gruplarıyla girilen rekabetin artmasını öne sürebiliriz. Yani ya kendi sosyal -hatta kültürel- grubumuzdaki bireylerle özdeşleşip işbirliği yapacaktık ya da dağların ardından gelen işgalci ordulara boyun eğecektik. Bu şu anlama geliyor ki, çağdaş insanların belli bir sosyal gruba ait olma hissiyatının ardında iki adımlı bir evrimsel süreç vardır (ki bu ilginç bir şekilde Lickel, Schmader ve Spanovic gibi toplum psikologlarının sıklıkla öne sürdüğü; başta birbirine bağımlı işbirliği ve onu izleyen grup zihniyetli (belki de kültürel zihniyetli) özdeşleşme şeklindeki iki temelle oldukça uyumludur. Bu evrimsel açıklamanın temel kanıtlarından biri, insanların işbirliği yeteneğinin ve güdüsünün gelişim sürecinde ve en yakın büyük maymun akrabalarıyla yapılan kıyaslamada gizlidir. Bu kıyaslamayı en iyi şekilde, öne sürdüğümüz iki evrimsel adım doğrultusunda yapabiliriz. Bu adımlar da kısaca işbirliği ve kültür olarak ifade edilebilir.

 

İŞBİRLİĞİ

Şempanzelerin küçük maymunları grup halinde avlaması ya da insanların işbirliği yaparak avlanması, oyun kuramındaki “geyik avı” örneğiyle paralel bir yapı izler; her bireyin az değerli bir seçeneği (“tavşanı”) tek başına avlama şansı yüksektir ama işbirliği yaparlarsa ikisinin de yüksek değerli bir seçenekten (“geyikten”) faydalanma şansları artar. Bu durumda, işbirliğinin evrimsel olarak güvenilir bir stratejiye dönüşebilmesi için üç temel zorluk aşılmalıdır:

1) Zamanla herkesi aynısını yapmaya özendirmek, kazanımları herkesi tatmin edebilecek bir şekilde paylaşmanın yolunu bulmak;

2) Tavşan seçeneğinden vazgeçen herkesin başarılı olma şansını artırmak, alınacak kararları koordine etmenin bir yolunu bulmak;

3) Herkesi işbirliğine teşvik etmek, bedavacıları kazanımlardan dışlamak.

Erkek şempanzelerden oluşan küçük gruplar, daha önce belirttiğimiz gibi, küçük maymunları başarılı bir şekilde avlarlar, üstelik bunu istikrarlı bir şekilde yaparlar; dahası yukarıda listelediğimiz zorlukları da aşmışlardır. Ama bunu yapma biçimleri, insanların hatta çocukların yöntemlerinden bile farklıdır.

 

GANİMETİ PAYLAŞMA

Şempanzeler küçük maymunları grup olarak avladığında, ele geçirilen avdan çok sayıda birey bir miktar et elde eder. Yani asıl avcı birey her ne kadar baskın karakter olsa da, kurban çok büyük olduğundan tamamını elinde tutamaz. Aslanlar ve kurtlar gibi diğer sosyal etoburlarda da olduğu gibi, eldeki büyük bir avı diğer aç bireylerden korumaya çalışmak baştan kaybedilmiş bir savaş olur. Av ele geçirildikten sonra, ava katılan bireyler et kapabilmek için avcıyı taciz eder. En çok taciz eden en çok eti kapar (Gilby, 2006). Bu süreç, ganimetin paylaşımından ziyade bir çekişmeye benzer.

İnsanların farkı ise, şempanzeler ile çocuklar üzerinde yapılan ve birbirini destekleyen bir çift güncel deneyle oldukça açık bir şekilde görülüyor. Melis, Hare ve Tomasello (2006) bazı şempanze çiftlerine, erişilmesi zor bir platform üzerinde yiyecek sundu. Bu platforma ulaşabilmek için iki şempanzenin de aynı anda bir ipin iki ucunu çekmesi gerekiyordu. Her iki bireyin önündeki platforma toplamda iki tane yiyecek konulduğunda, çift genellikle başarılı bir şekilde işbirliği yaptı. Fakat platformun ortasına yalnızca bir tane yiyecek konulduğunda, ipi çektikten sonra elde edilen bütün yiyeceği baskın birey kendisi alıyordu. Bu süreç doğal olarak, zaman içinde, ikinci şempanzenin işbirliği yapma konusundaki motivasyonunu azalttı. Böylece deneyler tekrarlandıkça işbirliği ortadan kalkmış oldu. Şempanzelerin besin rekabetinde uyguladığı temel çözüm, ki buna bir bireyin diğeri üzerinde hakimiyet kurması diyebiliriz, uzun vadede işbirliğine olan eğilimi azalttı. Warneken, Lohse, Melis ve Tomasello (2011), üç yaşındaki insan çocuk çiftlerini aynı deneye tabi tuttu. Büyük maymunların aksine, ortada birden fazla veya tek bir besin kaynağı da olsa, çocukların seve seve işbirliği yaptığı, üstelik bunu her deneyde sürdürdükleri görüldü. Çocuklar her deneyde, kazanımların tatmin edici bir şekilde, neredeyse her seferinde eşit bir şekilde bölüşüleceğine dair birbirine güven duyuyordu.

İpli ve tahtalı aynı mekanizmayı kullanarak, Hamann, Warneken ve Tomasello (2011), çocukların, işbirliğinden elde edilen kazanımları paylaşmaya ne derece eğilimi olduğunu daha derinlemesine görmek ve sonuçları şempanzeler ile karşılaştırmak istediler. Bu sefer üç yaşındaki çocuk ve şempanze çiftlerini, üç farklı deney ortamında incelediler. Ortamlardan birinde, denekler odaya girdiklerinde, platformun bir ucunda üç, diğer ucunda ise bir tane ödül olduğunu gördüler. Düzenek bu şekilde olduğunda çocuklar da şempanzeler de bencil davranıyordu; büyük ganimeti elde eden “şanslı” birey ödülü ortağıyla neredeyse hiç paylaşmıyordu. İkinci düzenekte ise her birey kendi önündeki ipi çekiyordu ve bu da aynı şekilde ödülün adil olmayan bir şekilde düşmesine neden oluyordu (yani üçe bir oranında). Bu durumda yine şanslı şempanze neredeyse hiçbir zaman paylaşmıyor, şanslı çocuk ise istatistiksel olarak her üç seferden birinde paylaşıyordu. Fakat üçüncü düzenekte, yine aynı şekilde eşit olarak dağılmayan (üçe bir oranında düşen) ödüllere ulaşabilmek için iki ortağın birlikte çalışması gerekiyordu. Bu durumda ise şanslı şempanze hala hiçbir şey paylaşmıyor; fakat şanslı çocuk ganimetini istatistiksel olarak %80 oranında şanssız çocukla paylaşıyordu. Burada şaşırtıcı olan buluş şu: İşbirliği, çocukların eşit paylaşım yapmasıyla sonuçlanırken, şempanzelerde böyle bir etkisi yoktur.

Bu bulgular gösteriyor ki, kaynak ne olursa olsun, şempanzeler daima besin kaynağı için rekabet halindedir. Buna karşın; insan çocuklar işbirliğiyle elde edilen kaynaklara özel bir muamele gösterir, onların dağıtımında bir çeşit adalet kaygısı güder. Bu çocukların ailelerinden, eşit paylaşımda bulunmak gibi sosyal normlar ya da kurallar öğrenmiş olması muhtemeldir. Fakat durum böyle olsaydı, Hamann’ın 2011 yılındaki çalışmasında ürettiği üç düzenekte de ganimeti eşit olarak paylaşmaları beklenirdi. Ayrıca ailelerin çocuklarına, yalnızca işbirliği sonucu elde edilen kazanımı eşit olarak paylaşmalarını öğütlemeleri son derece olasılık dışıdır. Bu nedenle ortaya çıkan sonuç şudur ki çocuklar ortak çalışmayla yakından bağlantılı bir paylaşımsal adalet güdüsüne sahiptir.

 

İşbirliği ve sorumluluk

Geyik Avı örneğinde eğer bir birey, başka bir bireyin daha geyiğin peşine düşeceğine güvenebilirse, aynı geyiğin peşine düşmek kendi çıkarınadır, tabii ganimetin tatmin edici bir şekilde paylaşılacağını varsayarsak. Belki de baskın bireylerle olan tecrübeleri yüzünden, şempanzelere yiyecek elde etmek için işbirliği yapma ya da yalnız hareket etme seçeneği verildiğinde, genellikle yalnız hareket etmeyi seçerler. Buna karşılık insan çocuklar genelde işbirliği yapmayı tercih ederler (Bullinger, Melis, Tomasello, 2011; Rekers, Haun, Tomasello, 2011).
Başka bir güncel çalışmada Bullinger, Wyman, Melis ve Tomasello (2011), şempanze çiftleri için, avdan elde edilen etin eşit bir şekilde paylaşılacağını bildikleri bir Geyik Avı deneyi tasarladılar. Bunlar önceden bunu yapmak üzere eğitilmiş şempanzelerdi. Böylece deney başladığında, her bireyin daha az değerli olan “tavşana” daimi erişimi vardı fakat tavşanın peşini bıraktığı an onu tamamen kaybedeceğini de biliyordu (çünkü ortama kapanıp kilitlenen yaylı kapılar yerleştirilmişti). Sonra daha fazla tercih edilen “geyik” ortaya çıkıyor ve elde edilebilmesi için çiftlerin birlikte çalışmasını gerektiriyordu (şempanzeler durumun böyle olacağını önceki tecrübelerinden biliyorlardı). Geyik avının riskli bir tercih olması; eldeki tavşanı bırakmadan önce diğer şempanzeyle iletişim kurmayı ya da en azından ona bir göz atmayı gerektirir. Fakat şempanzelerin bu durumda yüzde doksan oranında yaptığı şey, ortamda başka bir şempanze mevcutsa, hiçbir iletişim kurmadan ya da göz atmadan, ortağının de aynı şeyi yaptığını varsayarak doğrudan geyiğe doğru fırlamak oluyordu. Buna bazen lider-takipçi stratejisi denir. Birlikte karar vermek için ortakla önceden yapılmış bir iletişim yoktur. Bu, neredeyse her deneyde, tavşanlarını bırakmadan önce bir çeşit iletişim kuran dört yaşındaki çocukların durumunun tam tersidir. (Duguid ve arkadaşları)

İnsanlar işbirliği yapma kararı aldığı an, bir çeşit ortak hedef belirlemiş olurlar. Ortak bir hedef belirleyebilmek için, her birimizin hedefinin birlikte çalışmak olduğunu da bilmemiz gerekir (Bratman, 1992). Ortak bir hedef belirledikleri an insanlar kendini buna adarlar. Bu yüzden, aralarındaki etkileşim kesildiğinde, on sekiz aylık çocuklar bile ortaklarının mevcut hedefe kendilerini adamış olmalasını bekleyerek, farklı yollarla onları yeniden harekete geçirmeye yeltenirler. İnsanlar tarafından yetiştirilmiş şempanzelerin ise tek başına başarılı olmanın yollarını araması bunun zıttı bir durumdur (Warneken, Chen & Tomasello, 2006). Biraz daha erişkin çocuklar birbirine duyduğu sorumluluğun farkındadır ve buna saygı duyarlar; öyle ki taraflardan biri kendi ödülüne daha önce kavuşsa bile, iki taraf da ödüle kavuşana kadar ortak hedefi kovalamaya devam ederler (Hamann, Warneken, Tomasello, 2012). Bu da yine şempanzelerin durumuyla örtüşmez, çünkü ödülüne kavuşan taraf takibi anında bırakır (Greenberg, Hamann, Warneken & Tomasello, 2012). Üç yaşındaki çocukların ise ortak hedefin peşini bırakması gerektiğinde, üstü kapalı ya da açık bir çeşit iletişim yöntemiyle, aradaki anlaşmayı bozdukları için müsaade isteyerek ayrılırlar (Gräfenhain, Behne, Carpenter, & Tomasello, 2009).

Çocuklar aynı zamanda, işbirliği içinde oldukları ortaklarının görevini şempanzelerin yapamadığı bir şekilde algılarlar ve birbirlerinin görevi hakkında iletişim kurarlar. Bu yüzden işbirliği esnasında görevleri değiştirmek zorunda kaldıklarında, çocuklar “karşı taraftaki” ortaklarının ne yapmakta olduğunu zaten gözlemlemiş olduklarından kendilerinin de ne yapması gerektiğini bilir. Şempanzeler görünüşe göre bunu yapmazlar (Fletcher, Warneken,

& Tomasello, 2012). Üstelik konuşma yetisi henüz gelişmemiş çocuklar bile ortak faaliyet içerisindeyken görevlerini yerine getirebilmeye yardımcı olmak için, örneğin etkileşmeleri gereken nesneye doğru işaret ederek, başkalarıyla iletişime geçerler; fakat şempanzeler bunu da yapmaz (Warneken ve çalışma arkadaşları, 2006). Yani insanlar, şempanzelerin aksine, ortak faaliyetleri ve kendi görevlerini bir çeşit kuşbakışıyla görür ve temsili bağlamda bütün görevler kendi aralarında değiştirilebilir. Bu kavramsal organizasyon, alenen tasarlanmış ortak hedefler ve herkes tarafından üstlenilebilecek bireysel roller içeren, dilsel olarak çift yönlü anlaşmalardan sosyal kurumlara kadar her şeyin temelinde yatar.

Öyleyse, kabaca şöyle söyleyebiliriz ki insanlar işbirliği gerektiren durumlarda, özellikle büyük maymunların yapmadığı şekillerde iletişim kurarak kararlar alırlar. Bunu yaptıktan sonra da herkes adil bir şekilde hakkını elde edene kadar işi kararlı biçimde sürdürürler; ki büyük maymunlar bunu da yapmaz. Üstelik bilişsel seviyede, ortak çalışma eylemini iki katmanlı bir yapı olarak algılıyor gibi görünmektedirler: Ortaklık (yani ortak hedef ve ilgi noktası) ve bireysellik (bireysel roller ve bakış açıları). Bu algı yetisi, pek çok karmaşık insan kurumunun oluşumunun önünü açmıştır.

 

Bedavacıları dışlama

Fazla işgücünün mevcut olmadığı (başarıya ulaşmak için her bireyin gerekli olduğu) durumlarda, bedavacılık gibi bir lüks yoktur; eğer işe katılmıyorsam ne ben ne de başkası hiçbir şey elde edemez. Bu yüzden ortak çalışmaya dayalı avcılığın ilk dönemlerinde, işbirliği yapan çok az kişi olduğundan ve bunların her biri katılımın çok gerekli olduğuna inandığından, bedavacılık gibi bir sorun pek mevcut değildi. İlginç bir şekilde, günümüz çocukları da bedavacılığa neredeyse hiç kaçmıyor; çünkü işbirliğine katılmak kendi içinde tatmin edici hissettiriyor (Grafenhain ve ark, 2009).

Peki, şempanzeler küçük maymunları avladığında, çevredeki fazla katılımcıların durumu ne oluyor? Cevap şu ki çevredeki hemen hemen her bireye fazlasıyla et düşüyor. Boesch gösterdi ki (1994) ava tam anlamıyla katılan bireyler, sonradan gelenlere ya da seyirci kalanlara oranla biraz daha fazla et elde ediyor; fakat seyirci kalanlar %83 ihtimalle, sonradan gelenlerden daha fazla olacak şekilde, bol miktarda ete erişebiliyor. Bu, et kapmaktaki asıl değişkenin, bireyin avın ele geçirildiği noktaya olan yakınlığı olduğunu gösteriyor; çünkü en yakın çevredekiler en çok, en geç gelenler ise en az ganimete ulaşıyor.

Bu hipotez, yine şempanze çiftlerinin iplerle bağlı bir platform düzeneğiyle çalıştıkları güncel bir çalışma tarafından da desteklenmektedir. Tek bir birey tarafından hâkimiyeti zorlaştırılmış bir besin kaynağı, (şempanzenin küçük bir maymun yakaladığı durumu temsilen) bireylerden birinin eline geçer. Diğer bireyin işbirliği yaptığı ya da yapmadığı, ava yakın olduğu ya da olmadığı şeklinde, bir 2x2 deney modeli tasarlandı. Sonuçlar son derece netti. Bireyin elde ettiği yiyecek miktarı, işbirliği yapıp yapmamasından bağımsızdı. Tek önemli kıstas av ele geçirildiğinde ona ne kadar yakın mesafede olduğuydu (Melis, Schneider, Tomasello, 2011). Bu çalışmaya olabildiğince benzer olmak üzere tasarlanan başka bir çalışmada, üç yaşındaki çocuklar, işbirliği yapmak yerine başka bir eylemle meşgul olan bir bireyi dışlamışlardır (Melis, Altricher, Schneider, & Tomasello, 2013).

Günlük gözlemlerimizde ve çocuklarla yapılan çalışmalarda açıkça görülür ki insanlar, hiçbir katkıda bulunmayıp yine de başkalarının çabasından pay bekleyen bedavacılara karşı olumsuz tavır sergilerler. Şempanzeler yiyeceklerinin başkaları tarafından alınmasından hoşlanmazlar (Jensen, Call, Tomasello, 2007), fakat bunu başkalarının işe yaptığı katkıyı göz önünde bulundurarak değerlendirmezler. Bu yüzden eğer eski insanlar ortaklarını seçiyor idiyseler, işe az katkıda bulunan bireyleri, kazanımları maksimuma çıkarmak için muhtemelen dışlıyorlardı. Bu şu anlama geliyor: Daha az işbirliği yapan bireyler sosyal olarak dışlanıyor, daha katılımcı bireyler ise sosyal olarak tercih ediliyordu (Tomasello ve ark., 2012).

 

Olumlu sosyal davranış

Tomasello’nun analizine göre, insan evrimindeki mecburiyetten doğan ortak avlanma eylemi, olumlu sosyal davranış ve yardımlaşma için yeni bir temel sağlamıştır: Dayanışma. En basit ifadeyle, yardımlaşmak ya da ölmek arasında seçim yapmak zorunda olan bireyler için ortakları son derece değerli bir hal alır ve bu sebepten dolayı birbirlerini kollarlar. İşbirliği gerektiren eylemler bağlamında bu bariz bir seçimdir. Eğer ortağım mızrağını düşürürse, onu yerden almasına yardım etmek benim çıkarıma uygundur; çünkü bu sayede işbirliğine devam edebiliriz. Buna ek olarak, eğer bireylerin herhangi bir gelecek kaygısı varsa; böyle durumların dışında kalan bütün olası ortaklarına da yardım etmelidirler, çünkü ileride onlara ihtiyaçları olabilir. Teorik bir bakış açısından önemli bir şekilde, bu çıkarım karşılıklılık üzerine kurulmamıştır. Bireyler birbirlerine yaptıkları yardımsever eylemlerin hesabını yapmaz ya da onların beklentisine girmez. Dayanışma, bireyleri doğrudan birbirinin sağlığına dikkat etmeye teşvik eder.

“Yarın dışarı çıktığımda yanıma bir ortak gerekebilir” düşüncesi, dayanışmanın evrimsel mantığının bir parçasıdır fakat bireyi yardım etmeye teşvik eden en temel mekanizma olduğu söylenemez. Gerçekten de, son deneysel araştırmalarda, çok küçük (1-2 yaşlarındaki) çocukların bile, neredeyse hiçbir ayrım yapmadan başka insanlara yardım etmeye doğal olarak yatkın olduğu gözlemlendi. Örneğin, on dört aylık küçük çocuklar bile belli bir ödül olmadan, yetişkinlere ulaşması zor nesneleri getirmekten kapıları açmaya, kitapları dizmeye kadar her konuda yardım eder (Warneken & Tomasello, 2007). Çocuklar bu eylemleri şempanzelerden farklı bir bağlamda yaparlar, üstelik kendi zararlarına bile olsa. Örneğin bir çocuk kendisi için değerli bir kaynağı ihtiyacı olan bir yetişkine verebilir (Svetlova, Nichols & Brownell, 2010). Çocuklar aynı zamanda ödül beklentisi olmadan başkalarına ihtiyacı olan bilgiyi de sağlarlar (mesela aradıkları nesnenin yerini söylemek gibi). Dahası, çocuklara yardımcı oldukları için ödül verilirse ve daha sonra ödül sistemi ortadan kaldırılırsa; daha önce hiç ödül verilmemiş çocuklara oranla yardımlaşma seviyelerinin azaldığı gözlemlenmiştir (Warneken & Tomasello, 2008). Bu olguyu inceleyen diğer çalışmaların sonuçlarının oluşturduğu düzen, verilen ödüllerin ve azalan eğilim arasında bir ilgi olduğunu açıklayıcı niteliktedir (aşırı gerekçelendirme etkisi).

Bununla bağlantılı olarak, Warneken ve Tomasello, anneleri veya başkaları izlerken çocukların tek başına olduklarından daha fazla yardımsever olmadığını gözlemledi.

Küçük çocukların yardımlaşmaya olan doğal eğiliminin altında yatanın, başkalarına duyulan anlayış olduğuna dair kanıtlar da mevcuttur. Bu yüzden Vaish, Carpenter ve Tomasello 2009 yılında gözlemlemiştir ki, çocukların gösterdiği anlayış seviyesinde yüz ifadesi önemli bir rol oynar. Mesela oyuncağı kırılmış bir çocuğa karşı, aynı çocuğun normal durumuna göre daha yardımsever davranırlar. Mağdur kişiye gösterilen anlayış düzeyi, bireylerin yardım etme eğilimiyle paralel bir şekilde artar. Daha da çarpıcı biçimde Hepach, Vaish ve Tomasello, göz bebeğinde büyüme, uyarılma gibi doğrudan fizyolojik ölçüler kullanarak, küçük çocukların yardıma ihtiyacı olan birine şahsen yardım etmekten ve o kişiye başkasının yardım ettiğini görmekten aynı derece tatmin olduğunu bulguladı. Buna ek olarak, bu iki durumda da duydukları tatmin, ihtiyacı olan yardımı bulamayan birini gözlemlediklerinden daha fazlaydı. Küçük çocukların eğilimi doğrudan yardım etmekten ziyade bireyin üçüncü bir kişiden yardım almasını beklemeye yöneliktir. Bu, itibar ve karşılıklılık kaygısının küçük çocukların yardımsever davranış sergilemesindeki temel teşvik unsuru olmadığı anlamına geliyor; çünkü bireyin kendi itibarını artırabilmesi için eylemi kendisinin yapması gerekir.

O halde genel olarak, küçük çocuklar bile pek çok durumda başkalarına yardım etmeye içgüdüsel olarak eğilimlidir. Bu olumlu sosyal davranışın evrimsel temelinde, avcılıkta başarılı olabilmek için bireylerin birbirine bağımlı olması yatıyor olabilir; yani birbirlerinin sağlığını doğal olarak önemsemek durumundadırlar. Buna karşılık, bireylerin psikolojik sürecinde, yardım etme güdüsü bu tür kaygılardan bağımsız olarak, en basit haliyle doğası gereği (Batson’un 2006 yılında yetişkinlerle yapmış olduğu çalışmalarla tutarlı olarak) mevcuttur.

 

KÜLTÜR

İlk insanların küçük çaplı ve doğaçlama avlanma şekli, belli bir süreliğine istikrarlı ve uyarlanabilir bir stratejiydi. Tomasello ve arkadaşlarının hipotezine göre, bu stratejinin istikrarını bozan iki temel demografik faktör mevcuttu. Birincisi, diğer insanlarla olan rekabetti. Diğer insanlarla yapılan rekabet, işbirliği yapan gevşek yapıdaki bir grubun, yaşam biçimini işgalcilerden koruyabilmek adına, birbirine daha fazla bağlı bir sosyal gruba dönüşmek zorunda kalması anlamına geliyordu. Ortaya çıkan sonuç grup rekabetiydi. İkincisi ise artan nüfus olmuştur. Nüfus arttıkça, insanlar daha küçük öbeklere bölünme eğilimi göstermişlerdir. Bu da, birtakım farklı sosyal öbeklerin tek bir üst-grup ya da “kültür” meydana getirdiği bir çeşit kabile düzeninin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yani bu noktada başkalarının kültürel grubunu kendininkinden ayırt edebilmek son derece önem arz etmekteydi. Ve elbette bireyin kendisinin başkaları tarafından ayırt edilebildiğinden de emin olması gerekiyordu. Bu iki yollu ayırt etme süreci önemliydi çünkü yeteneklerini ve değerlerini paylaşma konusunda bireye yalnızca kendi kültürel grubu tarafından güven duyulabilirdi ve ancak bu şekilde iyi ve güvenilir bir işbirliği ortağı, hatta grubu savunabilecek bir birey olduğunu gösterebilirdi. Günümüz insanlarının grup kimliğini belirlemede çeşitli yolları olabilir fakat hayal edebileceği şekilde ilk yöntemlerimiz temelinde davranışsaldı; bizim gibi konuşan, bizim gibi yemek hazırlayan ve hiç olmazsa bizim kültürel davranışlarımıza uyan bireyler çok büyük olasılıkla bizim kültürel grubumuza aitti.

 

Uyumculuk
İlk insanların taklit yeteneği böylece çağdaş insanların etkin uyumculuğuna dönüşmüştür. Bu, hem gruptaki yabancılarla etkinlikleri daha etkili bir şekilde koordine etmeye hem de bir grup kimliği paylaşarak başkalarının bizi tanıdık ve güvenilir bir ortak olarak seçmesine yardımcı olmuştur. Bireyin başkalarına, özellikle kendi çocuklarına, herhangi bir işin nasıl doğru şekilde yapıldığını göstermesi onların grup içi işleyişine yardımcı olmak, hatta süreç içinde daha fazla uyum yaratmak açısından da kullanışlı olmuştur.

Büyük maymunlar çeşitli şekillerde sosyal öğrenimde bulunurlar ve birtakım davranışsal geleneklere sahiptirler. İnsanlardan farklı olarak büyük maymun “kültürü” temelde “çıkarcıdır” çünkü bireyler izlendiklerinin farkında bile olmayan üyelerden sosyal olarak bir şeyler öğrenirler (bu, insanlardaki öğretim ve uyum içeren işbirlikçi kültüre terstir: Tomasello, 2011). Her halükarda; ödül kazanmak için üç delikten hangisine top konulacağına karar vermek gibi basit bir görev verildiğinde, hem çocukların hem de şempanzelerin çoğunluğa uymaya eğilimi olduğu ortaya çıkmıştır. İki türe de; bir bireyin deliklerden birine üç defa top koyduğu, daha sonra da üç farklı bireyin aynı deliğe birer top koyduğu bir kayıt izletilmiştir. Sonunda iki türün bireyleri de bir deliğe üç top koyan değil, aynı deliğe top koyan üç bireyi takip etmiştir (Haun, Rekers & Tomasello, 2012). Buna rağmen, başka bir çalışmada, denekler başta kendi deneme yanılma metotlarıyla başarılı olur. Sonrasında ise farklı bir delikte başarılı olan üç farklı bireyi izlerler. Bunun üzerine insanlar ve şempanzeler duruma farklı tepki vermiştir. Şempanzeler daha önce kendi deneyimleriyle başarılı olduğu deliğe oynamaya devam etmiş, çocuklar ise çoğunluğa uymaya başlamıştır (Haun & Tomasello).
Son olarak Haun ve Tomasello, dört yaşında bir çocukla meşhur Asch paradigmasını kullandılar ve tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi, başkaları oldukça mantıksız bakış açıları sergiliyor olsa bile, çocukların da başkalarına uyduğunu gözlemlediler. Ayrıca yine yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklar toplum içinde olduklarında (yani çevresindekiler tepkilerini izliyor ve dinliyor olduğunda), kendi başlarına olduğundan daha fazla uyumcu davranırlar. Bu da çocukların çoğunluktan gelen çevre baskısına uyduğunu gösteriyor. Şempanzelerle benzer bir çalışma yürütülmemiş olmasına rağmen Engelmann, Herrmann ve Tomasello şunu gözlemlediler: Şempanzelere işbirliğine yatkın ya da bencil davranış sergileme fırsatı verildiğinde, türdeşleri tarafından izleniyor veya izlenmiyor olmalarından bağımsız olarak şempanzeler aynı davranışı sergiliyorlar. Buna karşılık ve beklendiği şekilde, beş yaşındaki çocuklar başkaları tarafından izlendiklerinde, yalnız oldukları zamana oranla olumsuzdan ziyade daha olumlu sosyal davranış gösteriyor. İlginç ve önemli bir şekilde, Engelmannn, Over, Herrman ve Tomasello, beş yaşındaki çocukların grup içi üyeler arasındaki itibarlarına, grup dışı üyeler arasındaki itibarlarından çok daha fazla önem verdiğini bulguladı.

 

Sosyal normların uygulanması

Yani insanlar yalnızca başkalarından bir şeyler öğrenmezler, aynı zamanda etkin bir şekilde başkalarına uyum sağlarlar; üstelik diğer primatlardan farklı bir şekilde bunu gelişim açısından erken evrelerde yapmaya başlarlar. Bunun temelinde, uyum beklemekte olan grup üyelerinden, olumsuz yaptırımlardan kaçınma ve gruba ayak uydurma arzusu yatıyor olabilir. Grubun ortak beklentilerine, yani herkesçe bilinen ve herkesçe beklenen davranış standartlarına sosyal normlar denir. Kendilerinden sapanlar bir takım olumsuz sonuçlarla karşılaşacağından, hiç olmazsa itibarlarını olumsuz etkileyeceğinden, bu beklentiler kendi içlerinde gerçekten de kuralcıdır.

Bu yüzden çocukların neden sosyal normlara uyarak büyüdüğü gayet açıktır. Fakat aynı zamanda, yaklaşık üç yaşından itibaren, bu sosyal normları başkalarına uygulatmaya başlarlar. Sosyal normları başkasına uygulatmak, davranışı düzeltilen kişinin karşı çıkabileceği ya da misilleme yapabileceği göz önünde bulundurulduğunda riskli olabilir; bu durumda çocukların bunu neden yaptığına dair tutarlı bir neden bulmak zordur. Yine de çocuklar, üç yaşından itibaren, bir başkasının emeğini tahrip etmeye yönelik hazırlık yapan birini gözlemlediklerinde, duruma karşı çıkar ve müdahale ederler (Vaish, Missana & Tomasello, 2011). Birisi başkasının malını çalmaya yeltendiğinde de aynısını yaparlar (Rossano, Carpenter & Tomasello, 2012). Şaşırtıcı bir şekilde, birisi değişik bir oyunu çocuğun bildiği kurallara uymayan bir şekilde oynamaya başladığında bile, çocuk karşı çıkar ve müdahale eder (Rakoczy, Warneken, & Tomasello, 2008). Bu örnekte, ortada kimseye bir zarar verilmiyor olsa da (oynanan oyun tek kişilik bir oyun), çocuk, başkalarının oyunu doğru şekilde oynamasını ister. Yani küçük çocuklar ahlaki ve geleneksel normları yalnızca uygulamaz, aynı zamanda uygulatırlar. Üstelik bu geleneksel normlar farklı bir kültürel grup ya da otorite tarafından onaylandığı sürece çocuklar tarafından değişken olarak algılanırlar.

Fakat bir fark var. Turiel’in (1998) hipotezlerinden yola çıkarak; Schmidt, Rakoczy ve Tomasello (2012) çocuklara hem geleneksel (oyun) normlarının hem de ahlaki normların (zararlı bir şekilde) ihlâl edilişini izletmiş, ve bunlar grup içi ve grup dışı bireyler tarafından yapılmıştır. Belki de şaşırtıcı şekilde, küçük çocuklar ahlaki normları grup içi ve dışı bireylere eşit bir şekilde uygulatmış; fakat geleneksel normları yalnızca grup içi bireylere uygulatmıştır. Bu yüzden küçük çocuklar, grup içi bireyleri kayırsalar da grup dışı bireyleri daha yüksek standartlara tabii tutar (kara koyun etkisi), çünkü onların “bizim” doğru yöntemlerimizi bilmesi beklenemez. Daha da şaşırtıcı bir şekilde Schmidt, Rakozczy ve Tomasello (2013) üç yaşındaki çocukların başkalarının yetkilerini de savunduklarını gözlemlemiştir. Başka bir deyişle, bir birey bir şey yapma konusunda yetkiliyse ve ikinci bir birey buna karşı çıkarsa, çocuk ikinci bireyin tepkisine karşı çıkar. Bu, başka birinin haklarını korumak adına, çocuğun gayri meşru bir itiraza karşı geldiği, bir çeşit ikinci dereceden norm dayatmasıdır.

Sosyal normların en kayda değer özelliklerinden biri de, özellikle suçluluk ve utanç duygusu olarak içselleştirilerek bireyin onları kendi kendine uygulamasıdır. Evrimsel açıdan, suçluluk ve utanç duygularını, ileride olası cezaları önlemek için bireyin kendini önceden içsel bir şekilde cezalandırması olarak görebiliriz. Fakat utanç ve suçluluk sergilemenin farklı bir fonksiyonu da mevcuttur; başkalarının, bireyin ne kadar suçluluk hissetmekte olduğunu anlamasını ve bireye anlık olarak daha merhametli davranmasını sağlayabilir ve/ya da suçlu kişinin ihlal ettiği sosyal norm konusunda bilgisiz ya da saygısız olduğunu düşünmelerini engelleyebilir. Suçluluk ve utanç sergilemek bu yüzden yatıştırıcı ve yakınlaştırıcı bir işlev görür. Vaish, Carpenter ve Tomasello (2011), tıpkı yetişkinler gibi çocukların da yapılan bir ihlalden sonra suçluluk gösteren veya göstermeyen kişileri farklı yargılayıp yargılamadığını görmek istedi. Beş yaşındaki çocuklar da tıpkı yetişkinler gibi, neden oldukları zarar yüzünden pişmanlık duyduğunu gösterenlere, göstermeyenlere göre daha olumlu yaklaştı.

Sosyal normlar sorunsalı aslında büyük maymunlarla birlikte doğmaz, çünkü onlar birbiri arasında ortak beklentiye girecek bilişsel yetkinliğe sahip değildirler. Fakat daha davranışsal seviyede bile anahtar bir işlevden mahrumdurlar. Şempanzeler kendilerinden yemek çalanlardan intikam alır (Jensen ve arkadaşları, 2007), fakat üçüncü bir kişinin (üçüncü şahıs akrabası bile olsa) yemeğini çalmaya teşebbüs eden bireye müdahale etmez veya onu cezalandırmazlar. Eğer büyük maymunlar üçüncü kişi bakış açısından durumlara müdahale etmiyorsa bu, sosyal normları yerine getirmedikleri anlamına gelir; yani her şeye karşı tarafsız özne tavrı sergiler. Başkalarının onlar hakkında ne düşündüğünü umursamadıkları gerçeğini de işin içine katarsak, (Engelmann, 2012), sosyal normların baskısını hissetmeleri ya da onları ihlal edince suçluluk duymaları da beklenemez. Sosyal normlar, suçluluk ve utanç insanlara özgüdür ve en azından bir dereceye kadar, grubumuz tarafından kabul edilme ihtiyacı tarafından üretilmiştir.

 

Grup zihniyeti

Modern insanlar, kendilerini bilfiil kültürel gruplarıyla özdeşleştirir. Onun geleneklerine ve normlarına uyar, sosyal kurumlarına katılım gösterir. Gruplarından biri özellikle kayda değer bir davranışta bulunursa toplu şekilde kıvanç, utanç ya da suçluluk hissederler. Politik güçler tarafından tehdit edildiklerinde, milli ve dilsel kimlik konularında faaliyet gösterirler. Kültürlerinin geçmişini ve geleceğini önemserler. Diğer bireylerle işbirliği yapma konusundaki genel yetenekleri ve yatkınlıklarının yanı sıra, modern insanlar aynı zamanda baştan aşağı grup zihniyetlidir ve gruplarını bağımsız bir oluşum olarak önemserler.

 

Biliş ve ahlak üzerine çıkarımlar

İnsanlar sonuç olarak iki önemli evrimsel adımda son derece sosyal hale gelmişlerdir; ilk olarak bireyler birbirleriyle daha işbirliğine yatkın hale gelmiştir ve ikinci olarak bireyler kültürel grupları ve onun içerdiği geleneklerle, normlarla ve kurumlarla kendilerini daha fazla özdeşleştirmiştir. Bu yeni son derece sosyal yaşam şekilleri kendi içinde kayda değerdir fakat ek olarak, aynı zamanda, mevcut hipotez dahilinde; insanların 1) çevrelerindeki dünyayı algılayışları ve 2) birbirleriyle yalnızca sosyal değil ahlaki değerler çerçevesinde de ilişki kurmalarından sorumludurlar.

Muhakkak ki başka hayvan türleriyle kıyaslandığında, insanların düşünme yöntemleri özeldir (bkz. Tomasello, 2014). Birinci olarak, büyük maymunlar ve diğer primatlar durumları ve oluşumları en azından bir nebze soyut olarak tasvir edebiliyor olsa da, yalnızca insanlar belli bir durumu ya da oluşumu değişken, hatta çelişen sosyal bakış açılarından kavramsallaştırabilir (ki bu da “nesnellik” algısına yol açar). Bu bakış açısını değiştirme yetisi, (ortak amaçlılığın bilişsel süreçleri göz önünde bulundurularak), bireylerin işbirliği ve iletişim gerektiren etkileşimlerde bulunmasından doğar. İkinci olarak, pek çok primat dış olaylar hakkında basit şekillerde nedensel ve kasıtlı çıkarımlarda bulunsa da; yalnızca insanlar başkalarının ya da kendisinin niyetleri hakkında sosyal olarak tekrarlamalı ve özdüşünümsel çıkarımlarda bulunur (“o benim şöyle düşündüğümü düşünüyor” örneği gibi). Bu çeşit özel çıkarımlar, “benim düşüncem hakkında ne düşünüyor?” farkındalığını da içeren, insan türüne özgü, işbirliğine yatkın iletişim biçimlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Üçüncü olarak, pek çok hayvan kendi davranışlarını başarıyı temel alarak gözlemler ve değerlendirir; ancak yalnızca insanlar kendi düşüncelerini grubunun ya da başkalarının kuralcı bakış açısına ve standartlarına göre denetler. İnsanlığın akılcılık ölçüsünden sorumlu olan şey, bu sosyal öz denetleme mekanizmasıdır.

İnsanlar sosyal açıdan birbirleriyle, bazısı sıklıkla “ahlaki” olarak adlandırılan özel şekillerde ilişki kurar (bkz. Tomasello & Vaish, 2013). Bu yüzden, daha önce belirtildiği gibi, koşullu ortak avcılık eylemi bireylerin birbirinin olası ortaklarına önem vermesini gerektirir, çünkü kendi sağlıkları ortaklarının sağlıklı olmasına bağlıdır. Karşılıklı bağımlılık özgeciliği doğurur. Dahası, eğer bireylerin kendi ortaklarını seçme imkânı varsa; ortağını akıllıca seçmek ve kendisinin de işbirliği için iyi bir ortak olarak göründüğünden emin olmak iki tarafın da çıkarınadır. Bunu yapmanın bir yolu ortaklaşa yapılan avın ganimetini eşit bir şekilde bölüşmektir. Fakat bireyler yalnızca başkalarını stratejik olarak memnun etmek için adil davranmaz, aynı zamanda gruptaki ortak değerler temelinde başkalarını yargıladıkları şekilde kendilerini de yargılarlar – yani bir vicdana sahiptirler. Ve tabii ki kültürel grubun iyi bir üyesi olmak için; bireyler yalnızca yardımsever ve adil olmalarının değil, aynı zamanda gruba uyum sağlamalarının da gerekli olduğunun bilincindedirler. İnsan ahlakı, bu yüzden, insanların ileri sosyal var olma biçimlerine derinlemesine bağlıdır.

Büyük maymunlar ve diğer primatlar oldukça sosyaldir fakat birbirlerine insanlar gibi bağımlı olmamaları yüzünden, insanlar gibi toplum yanlısı değillerdir. Koşullu ortaklaşa avcılık yapmadıklarından, dağıtım konusundaki adalet gibi sorunlarla uğraşmazlar. Sosyal gruplarıyla kendilerini özdeşleştirmediklerinden, gruplarının gelenekleri ve kurallarına uymayı amaç edinen grup zihniyetine sahip değillerdir. İnsan ahlakı; insanların süper-işbirlikçi yaşama ve var olma şekillerinin, bilişsel ve güdüsel olarak içselleştirilmiş etkileşimsel süreçlerini temsil eder.

 

SONUÇ

Homo sapiens böylelikle bazı çok özel yönlerden “sosyal hayvandır”. Bizim kendi görüşümüz şudur: Çevresel koşullardaki bazı değişiklikler onları koşullu ortak avcılığa zorladığında insanlar, ileri sosyal ve işbirliğine yatkın yaşama şekillerini kendileri tetiklemiştir. İnsan bireyler, yalnızca sosyal davranışlarını değil bilişsel süreçlerini de değiştirecek şekilde birbirlerine bağımlı olmuştur. Diğer büyük maymunlar karmaşık sosyal etkileşimler ve bilişsel süreçler geçiriyor olsa da bu nihayetinde, bireyin bireysel kazanımlarının temelde yattığı faydacı bir mantıktan öteye geçmez. İnsanların birbirine bağımlılığı bir çeşit çoğul bir özne olarak, birlikte algıladıkları ve üzerinde eyleme geçtikleri ortak bir niyet çevresinde bir araya gelmelerine neden olmuştur. Birlikte çalıştıkça bireyler birbirlerine bağlılık ve minnet duymaya başlamıştır. Ortaklaşa çabalarının meyvelerini adil ve eşit bir şekilde paylaşmışlardır çünkü birbirlerini önemsemişler, işbirliğine uygun görünmek istemişler ve başkaları tarafından yargılandıkları şekilde kendilerini de yargılayabilmişlerdir. Üstelik bütün bunlar, karşılıklı bağımlı işbirliğinin daha büyük sosyal bağlamında, bireyler kendi kültürel gruplarıyla özdeşleşmeye başladıktan sonra daha da yoğunlaşmıştır.

Sonuç olarak insanları “sosyal hayvan” olarak adlandırmak doğru fakat kusursuz bir seçim değildir. En isabetli tanım, “işbirlikçi hayvan” ya da “en sosyal hayvan” olabilir. İnsanlar, birbirleriyle, türlerine özgü kişilerarası ve grup ahlakı süreçleriyle sosyal olarak; dünyayla ise yine türlerine özgü ortak niyetlilik süreçleriyle bilişsel olarak etkileşime geçmeyi başarmışlardır; bu tanımlar ise bu benzersiz evrimsel yolu daha eksiksiz olarak ifade edebilirler.

Michael TOMASELLO
Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü/ Almanya
Çeviri: Burak EMRE

 

Kaynakça:

ARONSON, E. (1980). The social animal. New York: Palgrave Macmillan.

BATSON, C. D. (2006). Not all is self-interest after all: Economics of empathyinduced altruism. In D. De Cremer, M. Zeelenberg, & J. K. Murnighan (Eds.), Social psychology and economics (pp. 281–299). Mahwah, NJ: Lawrence Erlbaum.

BOEHM, C. (2012). Moral origins: The evolution of virtue, altruism and shame. New York: Basic Books. Boesch, C. (1994). Cooperative hunting in wild chimpanzees. Animal Behaviour 48(3), 653–667.

BOESCH, C., & BOESCH-ACHERMAN, H. 2000. The chimpanzees of the Tai forest: Behavioural ecology and evolution. Oxford: Oxford University Press.

BRATMAN, M. (1992). Shared cooperative activity. Philosophical Review, 101, 327–341.

BULLINGER, A. F., Melis, A. P., & TOMASELLO, M. (2011). Chimpanzees, Pan troglodytes, prefer individual over collaborative strategies towards goals. Animal Behaviour, 82(5), 1135–1141.

BULLINGER, A. F., WYMAN, E., Melis, A. P., & TOMASELLO, M. (2011). Coordination of chimpanzees (Pan troglodytes) in a stag hunt game. International Journal of Primatology, 32(6), 1296–1310.

CHENEY, D. L., & SEYFARTH, R. M. (1990). How monkeys see the world: Inside the mind of another species. Chicago: University of Chicago Press.

ENGELMANN, J. M., HERRMANN, E., & TOMASELLO, M. (2012). Five-year olds, but not chimpanzees, attempt to manage their reputations. PLoS ONE, 7(10), e48433.

ENGELMANN, J., OVER, H., HERRMANN, E., & TOMASELLO, M. (2013). Young children care more about their reputation with ingroup members and possible reciprocators. Developmental Science, 16, 552–558.

FLETCHER, G., WARNEKEN, F., & TOMASELLO, M. (2012). Differences in cognitive processes underlying the collaborative activities of children and chimpanzees. Cognitive Development, 27(2), 136–153.

GILBY, I. C. (2006). Meat sharing among the Gombe chimpanzees: Harassment and reciprocal exchange. Animal Behaviour, 71(4), 953–963.

GRÄFENHAIN, M., BEHNE, T., CARPENTER, M., & TOMASELLO, M. (2009). Young children’s understanding of joint commitments. Developmental Psychology, 45, 1430–1443.

GREENBERG, J. R., HAMANN, K., WARNEKEN, F., & TOMASELLO, M. (2010). Chimpanzee helping in collaborative and non-collaborative contexts. Animal Behaviour, 80, 873–880.

HAMANN, K., WARNEKEN, F., & TOMASELLO, M. (2011). Children but not chimpanzees share more equitably after cooperation. Nature, 476, 328–331.

HAMANN, K., WARNEKEN, F., & TOMASELLO, M. (2012). Children’s developing commitments to joint goals. Child Development, 83(1), 137–145.

HAUN, D. B. M., REKERS, Y., & TOMASELLO M. (2012). Majority-biased transmission in chimpanzees and human children, but not orangutans. Current Biology, 22(8), 727–731. HAUN, D. B. M., & TOMASELLO, M. (2011). Conformity to peer pressure in preschool children. Child Development, 82(6), 1759–1767.

HEPACH, R., VAISH, A., & TOMASELLO, M. (2013). A new look at children’s prosocial motivation. Infancy, 18(1), 67–90.

HIRATA, S., & FUWA, K. (2007). Chimpanzees (Pan troglodytes) learn to act with other individuals in a cooperative task. Primates, 48, 13–21.

JENSEN, K., CALL, J., & TOMASELLO, M. (2007). Chimpanzees are vengeful but not spiteful. Proceedings of the National Academy of Sciences, 104, 13046–13051.

LICKEL, B., SCHMADER, T., & SPANOVICH, M. (2007). Group-conscious emotions: The implications of others’ wrongdoings for identity and relationships. In J. L. Tracy, R.W.

ROBINS, & J. P. TANGNEY (Eds.), The self-conscious emotions: Theory and research. New York: Guilford Press.

LISZKOWSKI, U., CARPENTER, M., STRIANO, T., & TOMASELLO, M. (2006). Twelve and 18-month-olds point to provide information for others. Journal of Cognition and Development, 7, 173–187.

LISZKOWSKI, U., CARPENTER, M., & TOMASELLO, M. (2008). Twelve-month-olds communicate helpfully and appropriately for knowledgeable and ignorant partners. Cognition, 108, 732–739.

MELIS, A., ALTRICHER, K., SCHNEIDER, A, & TOMASELLO, M. (2013). Allocation of resources to collaborators and free-riders by 3-year-olds. Journal of Experimental Child Psychology, 114, 364–370.

MELIS, A., HARE, B., & TOMASELLO, M. (2006). Chimpanzees recruit the best collaborators. Science, 31, 1297–1300.

MELIS, A., HARE, B., & TOMASELLO, M. (2009). Chimpanzees coordinate in a negotiation game. Evolution and Human Behavior, 30, 381–392.

MELIS, A., SCHNEIDER, A., & TOMASELLO, M. (2011). Chimpanzees (Pan troglodytes) share food in the same way after individual and collaborative acquisition. Animal Behaviour, 82, 485–493.

MULLER, M., & MITANI, J. C. (2005). Conflict and cooperation in wild chimpanzees. In P. J. B. Slater, J. Rosenblatt, C. Snowdon, T. Roper, & M. Naguib (Eds.), Advances in the study of behavior (pp. 275–331). New York: Elsevier.

POVINELLI, D. J., & O’NEILL, D. K. (2000). Do chimpanzees use their gestures to instruct each other? In S. Baron-Cohen, H. Tager-Flusberg, & D. J. Cohen (Eds.), Understanding other minds: Perspectives from developmental cognitive neuroscience (pp. 459–487). Oxford: Oxford University Press.

RAKOCZY, H., WARNEKEN, F., & TOMASELLO, M. (2008). The sources of normativity: Young children’s awareness of the normative structure of games. Developmental Psychology, 44(3), 875–881. Ultra-social animal 193 © 2014. The Authors. European Journal of Social Psychology published by John Wiley & Sons, Ltd. Eur. J. Soc. Psychol. 44, 187–194 (2014) REKERS, Y., HAUN, D. B. M., & TOMASELLO, M. (2011). Children, but not chimpanzees, prefer to collaborate. Current Biology, 21(20), 1756–1758.

RIEDL, K., JENSEN, K., Call, J., & TOMASELLO, M. (2012). No third-party punishment in chimpanzees. Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, 109(37), 14824–14829.

ROSSANO, F., CARPENTER, M., & TOMASELLO, M. (2012). One-year-old infants follow others’ voice direction. Psychological Science, 23(11), 1298–1302.

SCHMIDT, M. F. H., RAKOCZY, H., & TOMASELLO, M. (2012). Young children enforce social norms selectively depending on the violator’s group affiliation. Cognition, 124(3), 325–333.

SCHMIDT, M. F. H., RAKOCZY, H., & TOMASELLO, M. (2013). Young children understand and defend the entitlements of others. Journal of Experimental Child Psychology, 116(4), 930–944.

SVETLOVA, M., NICHOLS, S., & BROWNELL, C. (2010). Toddlers’ prosocial behavior: From instrumental to empathic to altruistic helping. Child Development, 81, 1814–1827.

TOMASELLO, M. (2011). Human culture in evolutionary perspective. In M. Gelfand (Ed.), Advances in culture and psychology. Oxford: Oxford University Press.

TOMASELLO, M. (2014). A natural history of human thinking. Cambridge: Harvard University Press.

TOMASELLO, M., MELIS, A. P., TENNIE, C., WYMAN, E., & HERRMANN, E. (2012). Two key steps in the evolution of cooperation: The interdependence hypothesis. Current Anthropology, 53(6), 673–692.

TOMASELLO, M., & VAISH, A. (2013). Origins of human cooperation and morality. Annual Review of Psychology, 64, 231–255.

TURIEL, E. (1998). The development of morality. In W. Damon (Series Ed.), & N. Eisenberg (Vol. Ed.), Handbook of child psychology: Vol. 3. Social, emotional, and personality development (pp. 863–932). New York: Wiley.

VAISH, A., CARPENTER, M., & TOMASELLO, M. (2009). Sympathy through affective perspective-taking and its relation to prosocial behavior in toddlers. Developmental Psychology, 45, 534–543.

VAISH, A., CARPENTER, M., & TOMASELLO, M. (2011). Young children’s responses to guilt displays. Developmental Psychology, 47(5), 1248–1262.

VAISH, A., MISSANA, M., & TOMASELLO, M. (2011). Three-year-old children intervene in third-party moral transgressions. British Journal of Developmental Psychology, 29(1), 124–130.

WARNEKEN, F., CHEN, F., & TOMASELLO, M. (2006). Cooperative activities in young children and chimpanzees. Child Development, 77(3), 640–663.

WARNEKEN, W., LOHSE, K., MELIS, A. P., & Tomasello, M. (2011). Young children share the spoils after collaboration. Psychological Science, 22(2), 267–273.

WARNEKEN, F., & TOMASELLO, M. (2007). Helping and cooperation at 14 months of age. Infancy, 11(3), 271–294.

WARNEKEN, F., & TOMASELLO, M. (2008). Extrinsic rewards undermine altruistic tendencies in 20-month-olds. Developmental Psychology, 44, 1785–1788.

WARNEKEN, F., & TOMASELLO, M. (2013). The emergence of contingent reciprocity in young children. Journal of Experimental Child Psychology, 116, 338–350.

WILSON, E. O. (2012). The social conquest of earth. New York: Norton

Bu yazı Bilim ve Ütopya'nın ağustos 2016 sayısında yayımlanmıştır.