Bize Ulaşın

     

Eleştirel pedagoji ve bir “eğitim yurdu” tasarımı olarak Köy Enstitüleri

Cumhuriyetin “köye öğretmen yetiştirme projesi”nin bir basamağını oluşturan ve Türk Eğitim tarihinin önemli dönemeçlerinden birinde yer alan Köy Enstitüleri, kuruluş süreci ve “enstitü” adını alana kadar geçirdiği dönüşüm evreleri kapsamında ele alındığında, çoğu kaynakta şu saptamanın yapıldığı görülmektedir:           

“1926 yılında açılan Köy Muallimi Mektepleri başarılı olamayınca, köye öğretmen yetiştirmek üzere 1936 yılında Eğitmen Kursları ve 1937 yılında da Köy Öğretmen Okulları açılmış; bu okullar 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı yasayla Köy Enstitülerine dönüştürülmüşlerdir.”
“Köye öğretmen yetiştirme projesi”nin basamaklarını oluşturan ve birbirinin devamı niteliğindeki okulların, içerikten yoksun fakat yalnızca kuruluş tarihlerine odaklı böylesine yüzeysel bir değerlendirmesinin yapılması şu nedenlerle şaşırtıcı ve yanıltıcıdır:

  • Sayılan okulların genellikle “köy” okulları olarak adlandırılması, köy ile sınırlı oldukları izlenimini vermektedir. Aksine, nüfusun ezici çoğunluğu köylerde yaşadığından gerçekte tüm yurdu kapsayan bir eğitimden söz edilmektedir. Bu nedenledir ki, Mustafa Kemal’in bu okullar için düşündüğü asıl isim, “eğitim ve kültür bölgeleri” ile “halk mektepleri” projeleri doğrultusunda tüm ülkeye yayılmasını planladığı, “Eğitim Yurtları”dır.
  • Köy Muallim Mekteplerinin kurulduğu 1926 yılından, bu okulların sırasıyla Eğitmen Kursları, Köy Öğretmen Okulları ve Köy Enstitülerine dönüştüğü 1940 yılına kadar geçen 14 yıllık süreç adeta karanlık bir dönemdir. Enstitü öncesi döneme ait okullarda kullanılan eğitim program ve yöntemlerine çok az çalışmada yer verilmiştir. Bu yaklaşım, Cumhuriyetin ilk yıllarını eğitim kurumlarıyla birlikte silikleştirmekte; bir yandan Cumhuriyetin kuruluş dönemine egemen olan eğitim felsefesinin anlaşılmasına, bir yandan da Köy Enstitülerini köksüzleştirmesi nedeniyle bu okulların bilimsel bir çözümlemesinin yapılmasına engel oluşturmaktadır. Cumhuriyetin ve beraberinde getirdiği eğitim anlayışının anlaşılması ise, “karanlık dönem”e ait okulların sistemsel olarak irdelenmesiyle olasıdır.
  • Köy Muallim Mektepleri ile Eğitmen Kurslarının başarısız oldukları ve bu nedenle Köy Enstitülerinin kurulduğu ileri sürülmektedir. Böyle bir bakış açısı, Cumhuriyetin kuruluş sürecinde eğitim alanında ardı ardına birbirinden bağımsız ve başarısız uygulamaların gerçekleştiği algısını yaratmaktadır. Aksine, Köy Enstitülerinin kuruluş aşamasında Köy Muallim Mektepleri ve Eğitmen Kurslarının eğitim programlarının kullanıldığı bilinmektedir. Biri diğerinden beslenen ve keskin çizgiler, kesin tarihlerle ayırt edilemeyecek olan bu okullar ancak ve ancak birbirinin ardılları niteliğindedir.
  • Öncesi yokmuşçasına tarihsel bağlamından koparılan Köy Enstitüleri son dönemde çokça gündeme gelmektedir. Bu durum sevindirici olmakla birlikte, yapılan değerlendirmelerin gerçekçilikten uzaklaşması ölçüsünde yol gösterici olmaktan çıkmaktadır. Köy Enstitülerini konu alan çalışmalar genellikle enstitü mezunlarının anılarından oluşmakta; enstitüler eğitim felsefesi, programları, uygulama yöntem ve teknikleri bağlamında bir sistem olarak sınırlı biçimde ele alınmamaktadır. Dahası, “enstitü” isminin kullanılmasına eşlik eden “milli eğitim” anlayışından uzaklaşma yönündeki değişim gözden kaçırıldığında, eğitim sistemimizde 1940 yılında başlayan “olumsuz” yöndeki dönüşüm de değerlendirme dışında kalmaktadır.

Dr. Oya TAN

Yazının tamamı Bilim ve Ütopya'nın ekim 2017 sayısında!