Yeni Orta Çağ'ın deli gömleği yırtılıyor

Emrah MARAŞO
Bilim ve Ütopya Genel Yayın Yönetmeni

Aydınlanma Kant’ın deyişiyle insanın aklını kullanmaya cesaret etmesiydi. Akıl, Tanrının yeryüzündeki gölgesi sayılan krala, padişaha, papaza, şeyhe, toprak beyine karşı oluşturulan dünya görüşünün anahtar kavramıydı. Aklın içeriğini bu unsurlara karşı ilerici aydınların ve yoksulların yürüttüğü mücadele belirliyordu. Çünkü karşı tarafın da bir “aklı” ve bu aklın temsil ettiği sınıfsal çıkarlar vardı. O akıl meşruiyetini Atatürk’ün dediği gibi “gökten ve gaipten” alıyor ve iktidarını bu gerçeklik üzerinden temellendiriyordu. Deyim yerindeyse iki akıl karşı karşıyaydı: Özgürlüğün aklı, köleliğin aklı. Birincisi insanı özne olarak tanımlayan, onu her türlü yaratıcılığın kaynağı olarak gören, ona ayağa kalk diyen akıl. İkincisi Tanrısal dünya görüşünü düşünce evreninin merkezine alan, insanı bu kapsamda tarif eden, ona bir takım sorumluluklar, görevler yükleyen ve onu nesneleştiren akıl. Çoğunluğun çıkarlarını temsil eden akılla azınlığın iktidarını pekiştiren akıl…

Her şey tarihselse…
Kuşkusuz Tanrısal akıl her zaman tarihin önünü tıkayan bir rol oynamadı. Ortaya çıktığında ilerici bir işlevi vardı. Kan bağına dayanan toplumun çözülüşü ve ümmet denilen ideolojik ve toplumsal yapının kuruluşu insanlık tarihinde ileri bir rol oynadı. Yağmanın son bulması, ticaretin güvence altına alınması gibi… Ancak bu ilerici işlev yüzyıllar önce miadını doldurdu ve aynı noktada ısrar etmek dinsel gericilik dediğimiz olguya yol açtı. Artık o tarihsellik aşılmıştı, o tarihselliğin ilericiliği de tarihin çok gerilerinde kalmıştı ve başka bir noktadaydık. Tam da burada insanlığın nesnel gelişimiyle din gibi bir takım kurumlar arasında ciddi çelişmeler meydana geldi. Bu çelişme dinin işlevini bireysel alanda sınırlayan ve onu vicdanlara hapseden uzlaşmalarla aşıldı. Aslına bakarsanız bu uzlaşma sözünü ettiğimiz dünya görüşünün verdiği tavizleri içermektedir. Kuşbakışı baktığımızda bir dönem ilerici bir rol oynayan akımda ısrar etmek onun tarihte kalmış işlevini anlayamamanın ötesinde insanlığa zorla giydirilmek istenen bir deli gömleği anlamına gelmektedir.

İnsan yaratmak istiyor!
Çünkü insan üretmek istiyor!
İnsan yaşama damgasını vurmak ve ölümsüzlüğünü eserleriyle vâr etmek istiyor!

Böyle bir insan modeline birtakım dayatmalarda bulunmak ve onu yüzyıllar öncesinin köhnemiş düşünceleriyle zapturapt altına almak istemek ters teper ve nitekim de olan budur. Toplumumuzun geldiği noktaya bu teorik çerçeveden bakmak gerekir.

Gençlik aydınlanmaya aç
Geçtiğimiz ay muhafazakâr kesimin düşünce adamlarından, Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan ilginç bir yazı kaleme aldı. Türkiye Gençlik STK’ları Platformu’nun kamuoyu araştırmasına göre gençliğin dörtte üçü kendisini muhafazakâr ve dindar olarak tanımlamıyordu. Açacak olursak % 31’i milliyetçi,  % 29’u Atatürkçü, %16’sı muhafazakâr, %12’si dindar, %11’i ise demokrat olarak tarif ediyordu dünya görüşünü. Kaplan bu sonucu “ürpertici” buluyordu ve “toplumun bütün kesimlerinde tehlikeli bir sekülerleşme yaşanıyor” ifadeleriyle yorumluyordu.  
Gerçekten de söz konusu araştırmanın gösterdiği sonuçlar Kaplan’ın temsilcisi olduğu kesimin ideolojisi için büyük bir hayal kırıklığına ve tehlikeye işaret etmektedir. Bir yıldır yoğun bir şekilde tartışılan ve Diyanet’in ikide bir açıklama yapmak durumunda kaldığı Deizm tartışması da yine bu kapsamdadır; çünkü muhafazakâr gençler de artık kendilerine dayatılan bir takım dogmaları sorgulamaktadır. Hem toplumumuz hem de gençlik, aydınlanmaya ve akılcı dünya görüşüne aç durumda. Bu noktada biz, bilimin ve aydınlanmanın ışığını toplumun bütün kesimlerine ulaştırmak ve aydınlanmacılıkta ısrar etmek zorundayız. Çünkü yeni orta çağın deli gömleği artık daha da dar geliyor!

Elinizde tuttuğunuz dergide adını sıkça duyduğumuz ama içeriği pek bilinmeyen bir konuya, Sicim Kuramı'na yoğunlaştık. Kalıcı bir sayı olacağına eminiz. Değerli hocalarımıza katkılarından dolayı çok teşekkür ederiz. 

Düzeltme ve özür: Geçtiğimiz sayıda ana kapak yazımızı kaleme alan Doç. Dr. Münire Özlem Çevik hocamızın yazısında on üzeri dört yerine 104, on üzeri beş yerine 105 yazılmış ve bir anlam kayması olmuştur. Bu hata nedeniyle değerli hocamızdan ve okurlarımızdan özür dileriz.
 

Çiviyazısı