Virüsler, aşılar ve aşı karşıtlığı safsatası

Yazan
Bilim ve Ütopya
Yazının Okunma Süresi
15 dk.

Dr. Semih Tareen, University of Washington’da mikrobiyoloji okuduktan sonra moleküler biyoloji alanında doktorasını tamamlamış, 20 yıldan uzun bir süredir çeşitli biyoteknoloji şirketlerinde virolog olarak görev yapmış, şu anda da Seattle’da bir biyoteknoloji şirketinde üst düzey yönetici olarak gen ve hücre terapisi geliştiren bir bilim insanıdır. Aynı zamanda film müzikleri bestelemekte ve bu alanda da ABD’de ödülleri bulunmaktadır. Bilim ve Ütopya ekibinden Deniz Bayar ve Eren Öztürk, virüsler, Kovid 19’un etkileri, aşı karşıtlığının temelinde yatan sebepler ve bunun sonuçları, kanser ve HPV aşıları üzerine sordu, Virolog Dr. Semih Tareen yanıtladı. Keyifli ve son derece verimli bu söyleşiyi siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz.

* * *

Bilim ve Ütopya:

Konuşacağımız konulara bir giriş niteliğinde olması için basit ama altyapı kuracak bir soruyla başlamak istiyoruz Semih Hocam. Virüs nedir?

Dr. Semih Tareen:

Özellikle Türkiye’de virüsler canlı mıdır, cansız mıdır gibi sorularla konuşuluyor ama bu sorular aslında çok yanlış. Çünkü virüslere insan biçimciliği sokmaya çalışıyoruz ve hayatı kendi gözlerimizden görüyormuş gibi algılamaya ve tanımlamaya çalışıyoruz. Hâlbuki virüslerin ve insanların yapmaya çalıştığı amaç aynı. Nükleik asitlerimizin devamını sağlamak. İnsanlar için de böyle. İnsanlar bunu üreyerek eş bularak yapıyorlar. Virüsler ise konak hücre ile yapıyorlar. Yani dolayısıyla virüsler nükleik asit aktarımını başarabilen en temel, en basit varlıklardan biri.

Bilim ve Ütopya:

Peki bizim viral enfeksiyonlara karşı kullandığımız aşıların mekanizması nasıl? Kaç çeşit aşı var? Onlardan kısaca bahsedebilir misiniz?

Dr. Semih Tareen:

Aşıların amacı, hastalığa sebep olmadan, o hastalık unsuruna –yani virüs olsun bakteri olsun–karşı bir bağışıklık oluşturmak, yeterli bağışıklık oluşturmak ve bunu başarmak için virüsün bazı yapı taşlarını o insana sunmaktır. Ve bu yapı taşları genellikle virüsün dışındaki proteinler oluyor. Dolayısıyla aşılar virüsün proteinlerini sunuyor insana ve bunu sunarken farklı mekanizmalar var. Mesela en eski, en basit olanı inaktif aşılar veya zayıflatılmış virüs aşıları. Orada virüsler tam olarak kullanılıyor; komplike bir moleküller biyoloji gereksinimi yok. Virüsler, virüs teferruatları ya zayıflatılmış olarak ya da inaktif olarak insanlara veriliyor. Diğer bir yöntem ise virüs proteinlerinin ve rekombinant DNA tekniği kullanarak o proteinlerin laboratuvarda oluşturulması ve o proteinlerin insanlara verilmesi; işte bu aşının örneklerinden bir tanesi HPV aşısı. Bir de bunun dışında MRNA teknolojisinin sağladığı aşılar var. MRNA sunarak o virüsün bazı proteinlerinin hücrede, yani sizin içinizde oluşması sağlanıyor. Ve ondan sonra ona karşı bağışıklık geliştiriliyor. Bu şekilde farklı gruplar var.

Bilim ve Ütopya:

Hocam hazır aşıdan bahsetmişken yavaş yavaş aşı karşıtlığını da konuşmak istiyorum. Aşı yaptırmamak kişisel bir hak mıdır? Bunun sınırı nedir?

Dr. Semih Tareen:

Şimdi şöyle düşünün: Benim bir çocuğum var ve o çocuğu okula yollayacağım. Ve o okulda o çocuğun kızamık kapmaması için yeterli sayıda kişinin kızamığa bağışıklık kazanmış olması gerekiyor. Böyle bir örnekte ben veli olarak okuldan şunu isteyebilirim: Benim çocuğum sizin okulunuzda kızamık kapmasın. O yüzden, “lütfen çocuklarınızı aşılatın” diye benim bir hakkım, talebim teoride olabilir. Tabii böyle bir hak yok ama teoride olabilir. O okul da benim hakkımı dikkate almayabilir ve şöyle söyleyebilir: “İnsanların aşı yaptırmama hakkı var, dolayısıyla böyle bir şey yapamayız.” Fakat toplumsal halk sağlığı seviyesinde kızamık o kadar kolay önlenebilir bir hastalık ki ve önüne geçilmezse kızamık salgınları o kadar zor kontrol altına alınıyor ki zorunlu aşılamanın olması mantıklı bir karardır. Biliyorsunuz, hemen hemen dünyadaki her okul, çoğu üniversite kızamık aşısını zorunlu kılıyor. Bunun gibi örnekler var. Burada başkasının hakkının önüne geçilmiyor aslında. O kişi aşı olmak istemiyorsa, çocuğuna yaptırmak istemiyorsa o hak onda var. Ama çocuğunu o okula getiremez. Neden? Çünkü benim çocuğuma kızamık yayma riskini o okul göze almak istemiyor. Ve ben de tabii veli olarak göze almak istemiyorum.

Bilim ve Ütopya:

Yaptırım mı uygulanıyor?

Dr. Semih Tareen:

Bu okulda kurallar böyle deniyor. Bazı okullarda üniformanın zorunlu olması gibi. Dolayısıyla bu okula gelecekseniz aşı yaptırmak da zorunlu. Mesela bazı iş yerleri de benzer kararları verebilirler. Burada herhangi bir kişinin hakkı ihlal edilmiyor. O kişi kendi tercihiyle başka bir yere, bu zorunlulukların olmadığı bir yere gidebilir.

Bilim ve Ütopya:

Hocam peki son dönemde Kovid pandemisini atlattık. Ama aşılarla ilgili iddialar hâlâ ortalıkta geziyor. Kovid’in komplikasyonları aşılara bağlanabiliyor. Mesela toplum tarafından tanınan gazeteciler, Kovid-19 aşısı sonrası inme, kalp hastalıklarının vs. arttığını belirtebiliyor. Veya her olayı aşıya bağlayabiliyorlar. Sizce bunun altında ne yatıyor? Bu konuda davalar da oldu. Mahkeme süreçleri de oldu. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

Dr. Semih Tareen:

Bu çok karışık bir soru ama şöyle başlayabiliriz. Birincisi Kovid pandemisi bitmedi. Virüs aramızda ama pandemi hayatı bitti veya değişti. Yani pandemi hayatı değişti derken kapanmalar kalktı vs. Ama siz de biliyorsunuz, her hafta Kovid’den hâlâ insanlar ölmeye devam ediyor ve bu şekilde devam edecek. Çünkü Kovid’e sebep olan SARS COV-2 daimi olarak bizimle. Solunum virüslerinden bir tanesi olarak ölümlere ve hastalıklara sebep olmaya devam edecektir.

Bahsettiğiniz gibi aşı karşıtlığına maruz kaldık hepimiz Kovid döneminde. Ama aşı karşıtlığı yeni bir şey değil. İlk aşıdan beri, 1796 senesinde Edward Jenner’ın ilk yaptığı çiçek virüsü aşısından beri var. Yani üç yüz yıllık bir tarihi var. O senelerde, çiçek virüsüne karşı koruyucu diye ineklerdeki çiçek virüsünün zayıflatılmış hali insanlara veriliyor. Zayıflatılmış mı, inaktif mi? Onu unuttum ama ineklerden veriliyor. Ve o dönemki aşı karşıtları insanlar ineğe dönüşecek diye aşı karşıtı propaganda yapıyorlar. Hatta bunun çok komik karikatürleri bile var internette.

Aşı karşıtlığının temeli hakkında sosyal psikologlar çok güzel örnek sunuyorlar. Bu sebeplerden biri, belli bir hükümete, belli bir şirkete veya belli bir grup insana güvensizliktir. Bu durum, gerçek olmayan komplo teorileri üretmek ve o komplo teorilerinin bir hareket olarak aşı karşıtlığına dönüşmesi şeklindedir. Biz bunun en güzel örneklerini kızamık aşısına karşı gördük. Gelişmiş ülkelerde, özellikle Londra gibi şehirlerde yaşayan insanlar artık bulaşıcı hastalıkların ne kadar riskli olduğunu unutmuş oluyorlar. Ve tamamen yanlış sebeplerden dolayı aşıların zarar vereceğine inanmaya başlıyorlar. Ve arkasından aşı karşıtlığı başlıyor. Bu yüzden pek çok çocuk, ölmesi gerekmiyorken, maalesef kızamık kapıp ölüyorlar. Zaten İngiltere’deki aşı karşıtlığı en meşhur örneklerden biri. Andrew Jeremy Wakefield isimli bir doktor, kızamık aşısı, MMR aşıları otizme sebep olur diye bir yalan uyduruyor ve bir şekilde bir yayın çıkarıyor ve arkasından bunun doğru olmadığı defalarca ispatlanıyor. Ama onun yarattığı zarar maalesef çok büyük, halk sağlığı tarihinde. Hatta o kişinin bu işten kendi çıkarı olduğu da sonra anlaşılıyor: Meğer kendisinin çıkarmak istediği bir kızamık aşısı varmış. Diğer aşıları kötüleyerek kendi aşısını öne çıkardığı bir kâr güden amacı vardı o aşı karşıtının.

Kovid döneminde, sadece aşı değil pandeminin kendisi hakkında yanlış bilgi yayanların hepsi aynı hattı tutular. Amerika’dan on iki kişinin çıkardığı safsatalar dünyaya öyle bir yayıldı ki sosyal medya sayesinde… Türkiye dâhil aşı karşıtları o safsatalara inanıp kendi aralarında bunu gerçekmiş gibi lanse ediyorlar. Maalesef bunu yapan hekimler de var Türkiye’de. Hemen hemen çoğunun da bir madde çıkarı olabiliyor. Kimisi mesela sözde doğal ürünler satıyor internet sayfasında. Kimisi, “Aşını yan etkileri olacak. Beni arayın, WhatsApp numaram şu, ben sizi tedavi edeceğim.” diyor. İşte kimisi doğal beslenme vs. kitapları satıyor. Dolayısıyla aşıyla değil ama benim kitabımı alarak, kitabımda yazan şeyleri okuyarak, o şekilde beslenerek korunabilirsiniz şeklinde bir ticari işe malzeme yapılıyor bu durum.

Özetle üç yüzyıllık aşı tarihinde gördüğümüz aşı karşıtlığının devamını Kovid döneminde de gördük. Bundan sonraki pandemilerde de göreceğiz. Bir gün AIDS’e karşı HIV’den koruyan bir aşı bulunursa bunun da karşıtları olacak mutlaka.

Bilim ve Ütopya:

Doğal olan iyidir, tedavi edicidir; ilaç olan kimyasaldır ve zararlıdır gibi bir inanış geliştirildi. Bu durun da tedavilere karşı bir tepki yaratabiliyor kimi çevrelerde.

Dr. Semih Tareen:

Bunu zaten o yüzden doğallık safsatası diyorlar. Mesela en ölümcül kimyasallardan biri iki hidrojen ve tek oksijen atomu. O da içtiğimiz sudur. Neden? Çünkü çok fazla içersem ölürüm, belli dozda içmem gerekiyor. Sonuçta her şey kimyasal, sözde doğal denilenlerin hepsi kimyasal. Mesela kafeinin kimyası; siz onu laboratuvarda da sentezleseniz veya kahvenin özünden de çıkarsanız onun molekülü aynı. O değişmiyor. İkisi de kafein. Ama işte halk bu şeyi pek anlayamıyor maalesef.

Bilim ve Ütopya:

Bilim okur yazarlığının eksikliği mi bu?

Dr. Semih Tareen:

Biraz ondan biraz da doğallık safsatasını savunanlar daha çok ekranda gözüküyor. Siz televizyonu açtığınız zaman, sabah programından başlayıp akşam programına kadar kaç kere gerçek bilimsel tartışmalara rastlıyorsunuz? Dolayısıyla safsatalar halkın karşısına daha çok çıkıyor. Ve ister istemez halk da onları doğru sanıyor. Şunu yersen şundan korunursun, bunu yersen bundan korunursun gibi… Doğallık safsatası insanlara daha çok sunulursa onu gerçek ve diğer bilimsel programlardan daha önemli olarak görebiliyorlar.

Bilim ve Ütopya:

HPV aşıları hakkında ne söylersiniz? Türkiye’de ücretli ama başka ülkelerde ücretsiz olduğu yönünde propaganda da var.

Dr. Semih Tareen:

Başka ülkelerde bedava mı emin değilim. Ona bakmadım. Mesela Amerika’da bedava değil. Amerika’da sigortanız olması gerekiyor ve sigorta ödüyor. Çocuklara ücretsiz yapılıyor ama bedava olduğundan değil. Fonlar var ve vakıflar var. Ve o vakıflar o ücreti karşılıyor. Yanlış anlaşılmasın yani. Amerikan hükümeti bedava dağıtmıyor aşıları. Ama bütün çocukluk çağındaki kişiler HPV aşısı olabiliyorlar. Para ödemek zorunda kalmadan. Bu da vakıflar sayesinde oluyor. Türkiye’de HPV aşısı ücretsiz olsun deniyor; ben de ücretsiz olsun isterim. Ama hükümetin bunu ödemesindense vakıfların o aşı maliyetini karşılaması daha mantıklı olabilir. Onu bilemem, onu Türkiye’deki ekonomistler düşünebilirler.

HPV aşısı kansere karşı elimizdeki iki aşıdan biri. Diğeri de Hepatit B virüs aşısı. Hepatit karaciğer kanserine sebep oluyor. HPV de temas noktasındaki kanserlere sebep olabiliyor. Temas noktası rahim ağzı olabilir. Vajina olabilir, penis olabilir, anal olabilir ve gırtlak kanseri olabilir. Bu yüzden o bahsettiğim organlar kimde varsa, kadın ya da erkek, bu aşıyı olması gerekiyor. Türkiye’de de o bilinç henüz pek yok. Erkeklerin de bu aşıyı olması gerektiği konusundaki o bilinç yok. Dolayısıyla şu an Amerika’da dokuz yaşından başlayarak tüm kız ve erkek çocuklar olabilir bu aşıyı. HPV genelde on bir, on iki yaşlarda olunuyor ve çocuklarda iki doz şeklinde. Eğer on beş yaş ve üstüyseniz o zaman üç doz yapılıyor. Ben kırk üç yaşımda oldum HPV aşısını. Ve üç doz oldum. Dokuz diye bir marka var diğer aşılara kıyasla daha iyi çünkü daha çok türe karşı koruyor. HPV’nin yüz altmış küsur türü var. Hepsi kansere sebep olmuyor. Çoğu zararsız. Çoğu cildimizde zararsız siğillere sebep olabilir ama bazıları tehlikeli. Ve o tehlikeli türlere karşı bu aşı var. Ve bu aşı ciddi bir şekilde hayat kurtarıyor. Kanseri önlüyor. Bu defalarca kanıtlandı aşılamanın yapıldığı ülkelerde.

Maalesef hayat kurtaran, kanseri önleyen HPV’nin bile karşıtları var. Hem de tek bir delil bile göstermeden. Siz biliyorsunuz ama okurlarınızı hatırlatalım. Bütün aşılar risk ve fayda oranına göre onaylanır veya onaylanmaz. Bugün aşısı olmayan bir sürü virüs ve bakteri var. Ve aşı çalışmaları olduğu halde henüz onaylanan bir aşı yok. Neden? Çünkü ya herhangi bir faydası görülmedi ya da riski faydasından fazlaydı. Eğer faydası daha ağır basıyorsa o zaman bu aşılar onaylanıyor. Bu yüzden de HPV gibi kanseri önleyen bir aşının bile karşıtlığının olması çok üzücü. Hem de tek bir delil gösteremiyorlar!

Bilim ve Ütopya:

Hocam kanser demişken enfeksiyona karşı olan aşıların yanında bir de kansere yönelik aşılar geliştiriliyor. Bu konuyu da biraz Detaylandırabilir misiniz?

Dr. Semih Taraen:

Kansere sebep olan virüslere karşı aşılar var zaten. HBV ve HPV örneklerini verdik. Bazı kanserlerin üzerlerinde sadece o kanser hücrelerinde var olan proteinler var. Bunlara biz İngilizcede To Mer Asosialit Antejilit diyoruz. Ve bu antijenlere karşı bazı çalışmaları var. İşte şu an özellikle MRNA teknolojisinin ilerlemesiyle, MRNA aşılarıyla birlikte ümit daha da arttı kansere karşı. Ama biliyorsunuz ki kanser tek bir hastalık değil. Her kanser birbirinden tamamen farklı. Hatta her kanserin kendi içindeki türler de birbirinden tamamen farklı. Dolayısıyla evrensel bir kanser aşısı diye bir şey şimdilik mümkün değil. Ama çok spesifik kanserlere karşı bir aşı teoride mümkün. Yıllardır üzerinde çalışılıyor. Biz de çalıştık. Benim çalıştığım iki önceki şirkette prostat kanserine karşı bir aşı geliştirmeye çalışıyorduk. Ama maalesef kansere karşı aşı geliştirmek o kadar kolay değil. Ama bir gün başarılı olunacaktır mutlaka.

Bilim ve Ütopya:

Kansere karşı aşı geliştirmek kolay değil dediniz, biraz daha açar mısınız bunu?

Dr. Semih Taraen:

Bağışıklık sistemi çok dengede bir sistem. Ve kanser hücreleri sonuçta bizim kendi hücrelerimiz. Onlar yabancı hücreler değil. Yabancı bir şeye aşı geliştirmek kolay; bizim vücudumuzda yoksa eğer ona karşı bağışıklık kazandırabiliriz. O çok kolay. Ama kanserde şöyle bir sıkıntı var. O kanser hücrelerinde neye bağışıklık kazandıracağız? O hücre zaten bizim hücremiz. Eğer biz rastgele bir kanser hücresine aşı yaparsak o zaman otoimmün hastalığı ile karşılaşıyoruz. Çünkü akciğer kanseri ama o akciğer hücresi ne oluyor? O zaman o aşı sonucunda biz akciğerlerimize de saldırmış oluyoruz. Dolayısıyla kanser hücrelerinde çok spesifik sadece ve sadece kanserde olan ama sağlıklı hücrelerde olmayan proteinler bulmamız gerekiyor. Bu zor. Yani var öyle proteinler ama çok düşük sayıdalar. Ve zor. Diyelim ki buldunuz. Bulduktan sonra ona karşı başarılı bir aşı geliştirmeniz gerekiyor. O kolay, geliştirebilirsiniz. Ama bir bakıyorsunuz ki klinik çalışmalarda herhangi bir etkisi yok.  Bunun da sebebi var. Çünkü kanser hücreleri de seçilim baskısı altında evrimleşmiş hücreler. Yani aslında kanser hücreleri bir nevi evrimsel olarak başarılı hücreler çünkü    vücudumuzdaki dengenin önüne geçip üremeyi becermiş hücreler. Üremeyi becermeleri için de bağışıklıktan kaçmaları gerekiyor. Bu yüzden pek çok kanser ve tümörde bağışıklığı susturucu moleküller var. Hatta bu molekülleri tanımlayan bilim insanı Nobel Ödülü kazandı. Ve hatta şimdi bazı immünoterapilerin o kanser tümörlerinin içerisindeki bağışıklığı susturan molekülü susturmaya çalışan tedavileri var. Yani o susturanı susturmak gibi. Bunlar antikor tedavileri. Ve böyle tedaviler var. Bunların hiçbirine biz geleneksel aşı ismi koymuyoruz ama teoride bunlar aşı sayılabiliyorlar. Çünkü ne yapıyorlar? Oradaki susturulmuş bağışıklığı aktive edebiliyorsunuz bu tedavilerle. Ha tanım olarak aşı değil. Ama bir nevi aşı aslında. Dolayısıyla böyle örnekler var ama böyle olduğu için de zor.

Ben bu arada kansere karşı aşı derken şöyle tanımlıyorum: Diyelim ki çocukken aşı oluyoruz, ileride o kanser çıkmasın diye, değil mi? Yani öyle bir aşı. O şekilde tanımlıyorum. O şekilde düşünüyorum.

Unsurları tekrar sayalım. Birincisi kendi hücremiz. O işi karıştırıyor. İkincisi özel bir molekül bulsak bile o tümörlerin olduğu bölgede bağışıklık baskılayıcı moleküller var. O yüzden siz aşı yapsanız bile bağışıklık oraya varsa bile etki etmiyor. Bir de üçüncü bir unsur var. Bu tür klinik çalışmaları yapmak tahmin edeceğiniz gibi seneler sürüyor. Mesela çocuk çağda bir aşı yapılacak. Ondan sonra o kişilerin yirmi, otuz, kırk sene takibi yapılacak. Kaç tanesi aşılandı, kanser oldu? Kaç tanesi aşılanmadı, kanser oldu? Tahmin edeceğiniz gibi böyle bir çalışma yapmak hemen hemen imkânsız. Bir de öyle bir zorluğu var. Hani bu üç unsurun bir araya gelmesinden dolayı biraz karışık ama imkânsız değil. Elbette olacak. Hatta dediğim gibi bugün aslında teoride benzer fonksiyonu gösteren kanser tedavileri var. Dolayısıyla onlara aşı diyebilir miyiz? Diyemez miyiz? Onu bilemem şu anki sohbet için. Çünkü biz Kovid aşısı üzerinden sohbet ediyoruz. Buna tıp dilinde profilaktik deniyor. Benzer olarak profilaktik bir kanser aşısı… Bir gün mutlaka olur ama şimdilik yok.

Bilim ve Ütopya:

Kimi makalelere baktık, 1970’lerden sonra ciddi oranda aşılamada bir azalma söz konusu. Bununla nasıl başa çıkabiliriz?

Dr. Semih Taren:

Aşı karşıtlığının neden başladığını anlamak, nasıl yayıldığını ve nasıl çıkar üzerine kurulduğunu anlamak aslında çok kolay. Çünkü bunun az önce bahsettiğimiz gibi ticari sebepleri oluyor. Kimisi aşı karşıtlığı üzerinden para kazanıyor. Kimisi politik nedenlerle oluyor. Aşıyı değil de o anki hükümet politikasını eleştiriyorlar. Yani saldıracakları bir malzeme var. Ve pandemi döneminde saldırabilecekleri en basit şey pandemiyi nasıl ele aldıkları ve aşılar oluyor. O yüzden aşılara saldırıyorlar.

Aslında bilgiye ulaşmak çok kolay. Bu şuna benziyor. Dünya’nın Düz olduğuna inananlar var. İnsanları Dünya’nın düz olduğu inancından nasıl uzaklaştırabiliriz sorusunun cevabıyla aynı aslında. Çünkü bunun kökeni bilimsel değil. Yeteri kadar bilimsel bilgi paylaşılmamasından kaynaklanmıyor ama. Bunun kökeninin tamamen psikolojik olduğu, sosyal bir psikoloji olduğu ve kökünde güvensizliğin yattığı yönünde araştırmalar var. Ya hükümete karşı güvensizlik ya sisteme güvensizlik vs. Buradan bakınca aşı karşıtlığı her zaman olacaktır. Çünkü bilimsel bilgiler olduğu halde sosyal psikolojik sebeplerden dolayı aşı karşıtlığı her zaman olacak.

Bilim ve Ütopya:

Hocam, virüslerin varlığı, mutasyonlar, varyantlar vs. evimin bir kanıtı sayılabilir mi?

Dr. Semih Taraen:

Yeryüzündeki bütün varlıklar mutasyon geçiriyorlar. İnsanlar dâhil… Mesela her yeni doğan bebekte genom içindeki atlayan elementler var. O nükleik asitler. Onlara transposable elements diyoruz. Ve her yeni doğan bebekte yaklaşık on küsur yeni atlama meydana geliyor. Yani insanların genomu sürekli evrilmeye devam ediyor. Bir de DNA kopyası sırasında kullanılan enzimler, mesela DNA polimerazlar, hepsinin bir hata oranı var. O hatadan dolayı mutasyonlar var. O mutasyonların çoğu zararsız. Bazıları zararlı. Bazıları ise faydalı. Ve o faydalı mutasyonlar seçilim baskısı altında ortaya çıkıyorlar. Çünkü o varlığa bir özellik kazandırıyorlar. İşte bu virüsler için de aynı şey geçerli. Tabii virüslerin hepsinde DNA yok. RNA var. Kimisinde DNA, kimisi de RNA ama o RNA veya DNA kopyalandığı zaman enzimler mükemmel değil. Ve onların mükemmel olmaması sayesinde zaten evrim var. Çünkü seçilim baskısı altında o mutasyonların belli özellikler gösteriyor. Yani ölen ölüyor ama kalanlar kalıyor ve onlardan da nesil devam edince bu şekil varyantlar sürüyor. Biz bunu virüslerde çok hızlı bir şekilde görebiliyoruz. Çünkü sadece bir gün içerisinde milyarlarca üreme döngüsü gerçekleşmiş olabiliyor. Oradan da bir sonraki gün, bir sonraki gün, bir sonraki gün ve logaritmik bir şekilde virüsler varyant özelliği kazanabiliyorlar.

Burada seçilim baskısı ne oluyor virüsler için? Mesela SARS Cov-2’yi örnek alalım. İşte reseptöre daha sıkı bağlanabiliyor mu? Veya enfekte ettiği zaman kendisinden daha çok kopya yapabiliyor mu? Veya dışındaki protein yapısı dış ortamlarda daha uzun süre yaşayabiliyor mu? Seçilim baskısı bu oluyor ve seçilim baskısı altında bu özellikleri kazanan varyatlar nesillere devam ediyorlar. Ama bu özelliklerini kaybeden veya bu özelliklerde zayıflayan varyantlar ise nesillerine devam edemiyorlar. Ve siz bunu birkaç güne, birkaç haftaya, birkaç aya yaydığınız zaman virüsün evrimini görmüş oluyorsunuz. Aynı şey insanlarda ve doğadaki diğer bütün varlıklarda da var. Sadece insanların üreme döngüsü ortalama yirmi yılda bir oluyor. Ama virüslerde tek bir günde milyarlarca oluyor. Dolayısıyla biz insanlar bizdeki evrimi ömrümüzde göremiyoruz. Ancak fosillerden görebiliyoruz.

Bilim ve Ütopya:

Hocam Amerika’da aşı karşıtlığı durumu nasıldır?

Dr. Semih Taraen:

Türkiye’deki gibi… Çünkü faktörler aynı. Zaten ilk başta demiştik. Yani Türkiye’deki aşı karşıtlığının temelinde Amerika var. Neden? Çünkü bütün o komplo nereden geliyor? Kimden geliyor? Bu şekilde tarayarak bütün köklerinin Amerika’da, on-on beş kişi olduğunu buldular. O kişilerin isimleri de biliniyor zaten. Bütün o komplolar onlardan çıkıyor ve dünyaya yayılıyor. Tabii Türkiye’de de orijinal aşı karşıtı yok mu? Var. Mutlaka vardır. Çünkü çok yaratıcı oluyor aşı karşıtları! O yüzden onları takdir ediyorum! Bir nevi yaratıcılıklarını takdir ediyorum ama tabii verdikleri zarar çok büyük.

Amerika’da da aynı ve faktörler de aynı. Hükümete güvensizlik, şirketlere güvensizlik, sisteme güvensizlik ve bunların altında tabii biraz paranoya da yatıyor. Biri bizi gözetliyor gibi bir paranoya yatıyor. Ve tabii ki politik sebeplerden dolayı. Mesela Trump Covid-19 SARS COV-2’ye Çin virüsü dedi. Çin virüsü demesinin çok politik bir sebebi var.

Bilim ve Ütopya:

Genelde mRNA aşıları eleştiriliyor BioNTech üzerinden ama son günlerde açıklama yapan gazeteci Çin aşısına bağlıyor bu komplikasyonların hepsini. O da siyasi…

Dr. Semih Taraen:

Tabii. Onların hepsinin altında mutlaka bir sebep var. Bir hükümet yandaşlığı veya hükümet karşıtlığı veya mesleki bir şey kazanmak gibi sebepler… Ne kadar cesurum bir gazeteciyim falan gibi… Ama hiçbirinin hiçbir bilimsel verisi yok. Tamamen laf salatası, safsata!

Bilim ve Ütopya:

Hocam bir dahaki pandemiyi hangi virüsten beklersiniz? Böyle bir tahmininiz var mı?

Dr. Semih Taraen:

Biz solunum virüsleri arasından ya koronavirüs ya da grip virüsünden bekliyorduk. Daha çok grip virüsünden korkuyorduk. Sebebi de 1918 İspanyol Gribi ve onun sonucundaki ölümler… Çok korkunç bir rakamdı. Birinci Dünya Savaşından daha çok kişi gripten öldü. Ve ölenler de gençtiler, sağlıklı insanlardı. Bu yüzden biz her zaman grip virüsünden korkuyoruz ve bütün virolojik taramalar, özellikle grip virüsünü erken yakalamaya bakıyor.

Bilim ve Ütopya:

Neden özellikle grip?

Dr. Semih Taraen:

Çünkü grip virüsünün moleküler yapısı farklı. Mesela Kovid’e sebep olan SARS COV-2 virüsünün bir RNA grubu var. Ve o RNA genomu, az önce konuştuğumuz gibi mutasyonlar geçilerek evrimleşiyor ve varyantlar devam ediyor. Gripte de aynı şey var. Gripte de RNA genomu… Fakat grip virüsünün diğer virüslerden farkı sekiz tane farklı RNA’dan oluşması. Şimdi şöyle bir şey düşünün. Siz Hong Kong’da bir çiftliktesiniz. Hong Kong örneğini veriyorum çünkü genellikle Asya’da çıkıyor grip salgınları. Ve Hong Kong’daki çiftlikte sizin ördekleriniz var ve domuzlarınız var. Ve bir bakıyorsunuz ördekler ölmüş. İşte bilim insanları geliyor. Diyorlar ki kuş gribi. Peki, tamam. Bir bakıyorsunuz domuzlar da ölmüş. Domuzların da bir domuz gribi var. Ona da peki. Onlar da diyor evet domuz gribi. Ve birden sizin çiftliğinizdeki bütün hayvanları telef ediyorlar. Yayılmasın diye. Neden? Çünkü kuş gribi ile domuz gribi tesadüfen aynı hücreyi enfekte ederse, az önce bahsettiğim sekiz genom iskambil kâğıdı gibi karışabiliyor. Ve ortaya yepyeni, yeryüzünün önceden görmediği bir grip virüsü çıkabiliyor. Biz buna İngilizcede reassortment diyoruz. Ve grip virüsünün bu kabiliyetinden dolayı gelecekte bir grip pandemisi gerçekten çok tehlikeli olabilir. Çünkü bir nevi varyant oluşturuyor ama o varyantı SARS COV-2’deki gibi mutasyon hatalarıyla zamana yayılarak oluşturmuyor. Aniden bir hücreye girip, aniden tek bir döngüde iskambil kâğıdı gibi oluşturuyor. Bu biraz mitolojideki Kimera’ya benziyor. Çeşitli canlıların uzuvlarından oluşan tek bir vücut… Onun gibi bir grip virüsü ortaya çıkabilir. O yüzden grip.

Tabii Kovid-19’da gördük ki koronavirüsleri de ihmal etmememiz lazım. Zaten hatırlayalım, SARS-CoV-2 bizim aramızdaki beşinci koronavirüs. Bundan önce dört tane aramızda dolanıyor zaten sürekli. Bu beşincisi oldu. Bir de 2002 senesinde SARS çıktı. Ve SARS ölümcüldü epey. Orada aslında koronavirüsün ne kadar ölümcül olduğunu gördük. Fakat SARS pandemiye dönmedi. Sonra 2012’de MERS çıktı. MERS aslında en ölümcüller aralarında bildiğimiz kadarıyla. MERS de pandemiye dönüşmedi. Ama sonra Kovid-19’daki SARS maalesef dönüştü. Yani koronavirüsleri de unutmayalım.

Bunun dışında solunum virüsleri arasında toplam dokuz tane bildiğimiz solunum virüsleri var. Onların pandemi teşkil etme durumu diğerlerinden daha az. Biyolojisinden dolayı. Ama olabilir. Bir de tabii şöyle bir şey var: HIV geldi ya seksenlerde. Yani seksenlerde anladık ama yaklaşık yüzyıl insanlarda vardı. Onu biliyoruz artık. Ve ne oldu? Bir hayvanın insanla zonatik temasından ve kan ile olan temasından dolayı HIV gibi bir pandemi de oldu. Gelecekte HIV’e benzer bir pandemi de kan yoluyla olabilir mi? Bu ihtimal az ama imkânsız değil.

Bilim ve Ütopya:

Hocam biz Haziran 2023’te Tek Sağlık Düşüncesini inceledik. Birçok hastalıkların merkezinin hayvan kaynaklı olduğunu, dolayısıyla çözümlerin sağlığın birçok alanını kapsayarak, disiplinler arası bir anlayışla mümkün olduğuna dair çalışmalar yaptık. Sonunda geldiğiniz nokta biraz bu galiba.

Dr. Semih Taraen:

Çok doğru. Çünkü bütün bu örneklerde bir zoonoz sonucu insanlara geçen bir virüs var. Ve oradan pandemi oluyor. Zaten bu koronavirüsler yarasalarda barınıyorlar. Ve yarasalar insanlar gibi hasta olmuyor. Hatta yarasaların içindeki virüsün döngüsü biraz farklı. İnsanlarda akciğer yoluyla bulaşıyor ama yarasalarda dışkı yoluyla sindirim sisteminden geçiyor virüs. Ve o yarasanın dışkısı işte bir yerlere düşüyor. Orada kuruyor ve kuruyunca da solunum yoluyla başka insanlara geçebiliyor. Yarasaların habitatlarının daralması ve kentleşmenin o habitatlara girmesi sonucu bunu görüyoruz. Bunun en güzel örnekleri yayımlandı. Avustralya’da Hendra Virüs diye bir salgın oldu. 1990’ların ortasıydı. Avustralya’daki bir kentin ismi aslında Hendra. Orada kanamalı ateş gibi semptomlar belirmeye başladı. Sonradan bunun bir virüs olduğu ortaya çıkıyor. Hendra Virüs ismi konuyor. Pandemiye dönüşmüyor. Çünkü konak canlısını çabuk öldüren bir virüs. Zaten konak canlı çabuk ölürse genelde pandemiye dönüşmez. Mesela Ebola virüsü bu yüzden pandemiye dönüşmüyor. Yerel salgın olarak kalıyor. Ve o Hendra virüsünde görüldü ki tamamen yarasaların habitatlarının daralması ve mevsimine göre daralması veya coğrafyaya göre daralması gibi sebeplerle vakalar arttı. Bu şekilde çok güzel yayımlar var. Gerçekten burada, sizin de dediğiniz gibi, kentleşme ve habitat konusunun önemli bir yeri var. Bu yüzden biz viraloglar tek başımıza çalışmıyoruz asla. Sağlığın birçok alanı iç içe çalışıyor.

Bilim ve Ütopya:

Hem devletler arası hem de hükümet ve toplum iş birliğiyle daha iyi çözümler bulunabilir sanki.

Dr. Semih Taraen:

Mutlaka. Ve hükümetler arası dediğiniz gibi çok önemli. Çünkü bir yerde bir salgın oluyor. Tabii ki o ülkenin kendi bilim insanları devreye girebilir ama mesela Amerika’dan CDC de belki bilim insanı yollamak isteyecek. Amerika’yla o ülkenin ilişkilerinin belli bir yerde olması gerekiyor ki o insanlar oraya gidebilsin. Neden Amerika örneğini verdim? Çünkü CDC gerçekten bir yerde bir salgın çıkarsa orada ne yapılması gerektiğini iyi biliyor. Bir de numune alıp sekanslamak, ne olduğunu anlamak gibi konularda çok iyi. Bu arada SARS COV-2’nin ilk günlerinde hükümetler arasında muhteşem bir dayanışma oldu. Çin’deki bilim insanları oradaki virüsün numunelerini, sekansları bilimsel dünyayla paylaşmaya başladılar. İnsan tabii hep ister biraz daha çabuk olmasını. Gerçekten Covid-19’da bu dayanışmayı gördük. Pandemi başladı, bizim virüsün ne olduğunu anlamamız sadece günler aldı. Ve burada tabii teknolojinin payı da çok önemli. Ve teknoloji derken sequencing ve bioinformatic and computaional biology, bilgisayar vesaireyi kastediyorum.

Bilim ve Ütopya:

Hocam belki alanınız değil ama bakteriyel aşılar hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konuda klepsiella ile pnömoni aşı denemeleri mevcut. Aslında her enfeksiyona bir aşı geliştirme gibi bir yola gidiliyor sanki.

Dr. Semih Tareen:

Evet yani mesela menenjitin de aşıları var. Başarılı olabilecekse neden olmasın tabii.

Bilim ve Ütopya:

Hocam bakteriyofaj tedavisiyle ilgileniyor musunuz? 

Dr. Semih Tareen:

O konuya çok meraklıyım. Ama şu an sadece bir okur takip ediyorum. Aslında bu da güzel bir soru. Çünkü gelecekte olası pandemiler dedik ama gerçekten insan sağlığını tehdit edecek en büyük sorunlardan bir tanesi antibiyotiğe dirençli bakteriler olacak. Bu yüzden faj tedavisi çok önemli olabilir. Ve tarihte ilginç bir şey var. Türkiye’nin komşu ülkesi Gürcistan’da faj klinikleri hâlâ var. Bunun biraz jeopolitik sebepleri var çünkü dünya savaşları olduktan sonra Batı Dünyası antibiyotiğe. Ama Sovyet Dünyası daha çok bu faj terapilerle devam etti. Ve o faj terapilerde epey başarı var. Fakat bugün standart klinik çalışma yapılıyor ya, o çalışmanın artık belli bir oturuş sistemi var. Bugünkü klinik çalışma şartları altında muhteşem bir başarı gösteremedi henüz. Neden? Çünkü fajların tam olarak nasıl yapıldığından henüz emin değil. Sadece bir kokteyl mi olması lazım, yoksa tamamen saf bir tür faj mı olması lazım? Onun cevabı tam bilinmiyor. Sanki daha çok kokteyl gibi olması gerekiyor. Ayrıca fajlar da evrimleşiyorlar. Bir döngü sonrasında fajlar çok etkili olmamaya başlıyor. Tabii burada bakterinin de evrimi söz konusu. Böyle bir sıkıntı var ama muhteşem örnekler de var. Mesela bir tanesini hatırlıyorum. Birisi kalp ameliyatı oluyor. Yara Pseudomonas bakteri enfeksiyonu kapıyor. Ve o sonuçta ölecek. Antibiyotiğe dirençli ve faj terapi o kişinin hayatını kurtarıyor. Yani böyle örnekler var. Sadece dediğim gibi geniş çalışmalarda çok sayıda insanda istatistiksel olarak bir başarı henüz göstermedi. Belki de böyle tek tük kişisel bir tedavi olarak kalabilir. O da sorun değil bence. Hayat kurtardığı müddetçe. Ama çok heyecanlı bir saha. Ben özellikle böyle virüslerin tıpta kullanıldığı konuları çok severim. Zaten biz de virüsleri gen tedavisinde kullanıyoruz. O yüzden çok keyifli bir konu.

Bilim ve Ütopya:

Çok teşekkür ederiz Hocam.

* * *

Not: Bu söyleşi, Şubat 2024 tarihli 356. sayımızda yayımlanmıştır.

Sağlık Bİlimleri