Bize Ulaşın

     

Rock müzikte Amerikan ve İngiliz etkileşimleri

Rock müziğin ilk ortaya çıkışı Rhytm’n’Blues ve Country müziğin birleştiği 20.yy’ın ilk yarısında olmuştur. Baskın kültüre bir karşı çıkış olarak doğmasına rağmen içinde bulunduğu toplumu o denli etkilemiştir ki toplumun kültürünü ve doğasını değiştirmiştir. Sadece içinden doğduğu Rhytm‘n’Blues ve Country müzik ile yetinmemiş, Ortadoğu ve Hindistan müziğinin ses ve ritmlerini kullanmış, caz ve klasik batı müziği gibi birçok türden de yararlanmıştır.
1950’li yıllarda Amerikan müzik piyasası beyazların elindeydi ve siyahlar bu piyasada kendilerine yer bulamıyorlardı. Rock’n’roll’un ilk büyük bestecisi olan Chuck Berry, ana enstrüman olarak gitar kullanmış ve Rock’n’roll’a bugün bilinen en belirgin formunu kazandırmıştır. Ancak tüm siyahlar gibi beyazların hakim olduğu piyasada yeterince yer alamamış ama bir kült olarak Rock tarihindeki yerini almıştır. Rock’n’roll’un bu yıllardaki en heyecan verici olaylarından birisi ise Elvis Presley ile başlayan “Rockabilly” stilidir. Elvis bir beyaz olarak bu stille Rock müziği tüm ulusa tanıtmış ve ardından gelen birçoklarına örnek olmuştur. Bunun yanında Elvis’in bu başarısı sayesinde birçok beyaz genç siyahların müziğini çalmaya başlamış, iki ırk arasındaki uçurum bir nebze birbirine yaklaşmıştır. Beyaz şarkı yazarları şarkılarında genelde Batı edebiyatında sıkça görülen aşk ve benzeri temaları işlerken, siyah müzisyenler daha çok sokak ve gettodaki hayat gibi daha realist konuları işliyorlardı.
Rock ve popüler müziğin en önemli farklarından biri Rock müziğin devrimci ruhuydu. Siyah ve beyaz halkın arasında bir köprü vazifesi görüyordu. Rock müzik ile isyankar genç kavramı ortaya çıkmıştı. 1960’lara gelindiğinde Bob Dylan yaptığı müzik ile Beatles gibi birçok grubu etkilemeyi başarmıştı. Bu dönem aynı zamanda hippilerin de yaşadığı dönemdi. Bob Dylan daha eşit, savaşların olmadığı, sevgi dolu bir dünya mesajını Folk Rock müziğiyle vermişti. Ve yine bu dönemde İngiliz Rock gruplarını etkileyen bir başka tür ise “Sörf Müziği”dir. En tanınmış gruplarından olan Beach Boys, Chuck Berry’nin yarattığı müziği bir pop vokal grubu olarak icra ediyordu.

İngiltere’de Beach Boys ve Dylan gibi müzisyenlerden etkilenen Beatles, Elvis’in hayal bile edemeyeceği büyüklükte bir hayran kitlesine sahip olmuştu. İngiliz Rock müziği ile Amerikan Rock müziği arasındaki en belirgin fark, Amerikan Rock müziğinin kırsal, İngiliz Rock müziğinin ise en başından beri şehirli olmasıdır. Avrupa’nın en çok sanayileşmiş ülkesi olarak İngitere ve özellikle de Londra, fakir ve yabancılaşmış bir gençlik kitlesi barındırıyordu.

 

Amerikan ve İngiliz Rock müziğinin bir diğer ayrıştığı nokta ise Amerikan Rock müziğindeki yalnız, uyumsuz ve bireyci müzikal yaklaşımın tersine İngiliz Rock müziğinde blues, jazz veya Rock grupları küçük orkestralar olarak görülürdü. Amerikan kültüründeki kahraman figürünün aksine İngilizlerde çete, kahramandan üstün gelirdi. İlk İngiliz Rock gruplarının isimleri de bölgelerindeki çetelerin isimlerinin taklitleriydi. Amerikan Rock’u kişisel hayal kırıklığı hissini birey kültüne dönüştürürken, İngiliz Rock’u kolektif hayal kırıklığı hissini grup kültüne dönüştürür. Amerikan kültürü kimliği vurgularken, İngiliz kültürü ise grubun parçası olmak adına kimliğini kaybetmeyi vurgulamaktadır.

İngiltere’de Rock müzik, moda endüstrisi tarafından sindirilmiş ve iyi tanıtımı yapılan ikonik bir ürüne dönüşmüştür. Beatles gibi fenomenler bir gelir kaynağı olarak bu şekilde oluşturulmuştur. Rock müzik Amerika’da orta kesim ve büyük plak şirketleri tarafından boykot edilirken İngiltere’de bir moda haline gelmişti. Zappa ve Velvet Underground gibi kült grupların müziği olarak kalsaydı daha birçok başyapıt ortaya çıkabilirdi ama bir yandan da Rock müzik 1960’lar gençliğini bu kadar etkisi altına alamazdı. 1960’larda yaşanan ebeveyn jenerasyonu ile genç jenerasyon “Hippie” çatışması devrimci bir hareket olarak görülürken, İngiltere’de Rock müzik imajı sadece genç serserilere değil, aynı zamanda burjuva sınıfına hitap edecek ve mini etek, uzun saç gibi popüler ikonlar haline gelecek şekilde değiştirilmişti. İngiltere Rock müziğinde görülen toplumun geneliyle barışıklık durumu Amerikan Rock müziğinde görülmez. Bunun yerine muhalif ve tartışmacı bir tutum gözlenir.
Britanya İşgali (British Invasion) olarak adlandırılan dönem, Amerikan müzik listelerinde İngiliz müzisyenlerin en üstte olduğu ve birçok İngiliz müzisyenin müzik yapmak için Amerika’ya gittiği bir dönemdi. İngiliz müzisyenlerin müzikleri köken olarak Country ve Blues müziğe daha az dayandığından, dilleri Amerikalı Rock müzisyenlere göre daha özgündü. İngiliz Rock müzisyenler, Amerikan Rock müziğinde pek görülmeyen Avrupa kültürünün, sanatsal, siyasi ve felsefi konularını kullanmaya başladılar, Amerikan Rock’unun konu aldığı Amerikan yaşam biçimiyle dalga geçmek, halüsünojen maddeleri övmek ya da siyasi ve sosyal adaletsizliklerle savaşmak yerine, bu konuları günlük hayatla alakalı daha evrensel mesajlara çevirmişlerdir. Amerikalılar Rock müziği, mesajı iletmek için bir araç olarak görürken İngilizler Rock’u mesajın kendisi olarak algılamışlardır.

İngiliz müzisyenler Klasik Batı müziğini Rock müzik içine entegre etmişlerdir. 1970’lere gelindiğinde bu Amerikan Rock müziği üzerinde çok büyük bir etki yapmış ve Progressive Rock’un doğmasına yol açmıştır. Bu dönemde folk şarkıcıları şiir ve felsefe temalarına yakın, içe kapanık temalara yoğunlaşmaya başlamışlardı. Müzikal alaycılık, dadaizm, sürrealizm ve ekspresyonizm gibi akımların psikolojik doğasına doğru yeniden yönlendirilmiştir. Amerikalı gençler tarafından garajlarda toplanarak icra edilen Rock müzik, tamamen değişmiş, belli sanat ekol ve hareketlerini benimsemiş üniversite mezunları tarafından icra edilen entelektüel bir disiplin olarak geri dönmüştür. Sonuçta Britanya Rock’u temelde bir Amerikan fenomeni olan Rock’n’Roll’u uluslararası hale getirmiştir.

Kaynaklar
Burton, T.L.: “RockMusic and Social Change” 1953-1978 Loisir et Société/ Society and Leisure, Vol8, No:2, (1985)
Scaruffi, Piero: “A History of RockMusic 1951-2000, iUniverse Publishing, (2003)

Arş. Gör. Alper ALPMAN
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji Bölümü

Bu yazı Bilim ve Ütopya'nın haziran 2016 sayısında yayımlanmıştır.