Bize Ulaşın

     

Mücadele içinde gerçeğe ulaşmanın efsanesi: Simurg

Simurg efsanesi, örgütsüz ve dağınık olan kuşların kendilerine önderlik edecek, düzene sokacak, koruyacak “padişahı” aramalarını, bu uğurda yaptıkları yolculuğu, katlandıkları zorlukları ve bütün bu mücadele içinde yaşadıkları dönüşümü anlatır. Simurg’u arama gerekçeleri, yolculuklarının en başında ve sonrasında karşılaştıkları sorunlar ve en sonunda yüz yüze geldikleri gerçek; tarih boyunca daha iyi bir dünya için örgütlü mücadeleye atılan herkesin karşılaştığı sorunlardır.

Bundan dolayı Simurg efsanesi, Batı Asya dünyasında ilk çağlardan bu yana daha adil bir dünya için mücadeleye atılanlara yönelik bir eğitim metni gibidir.

Efsane, bütün kuşların bir yerde toplanıp sorunlarını konuşmalarıyla başlar. “Birbirimize yardım edelim ve kendimize bir padişah bulalım” derler. “Hiçbir şehir başsız, emirsiz olmaz şu zamanda. Çünkü bir ülke padişahsız olursa, ordusunda tertip ve nizam kalmaz.”

Feridüddin Attar, Simurg efsanesini anlattığı “Mantıku’t Tayr” adlı eserine böyle başlar.

“Tertip ve nizam”ın olduğu bir yaşam hedeflenmektedir. “Padişah”la kastedilen o tertip ve nizamı gerçekleştirecek olan otoritenin - iktidar gücünün bulunmasıdır. Özlenen “otorite”yi gerçekleştirecek padişahın adı Simurg’dur.

Simurg efsanesi, bir yandan insanlığın kabile toplumundan devlet olarak örgütlenme düzeyine yükselmesini, ama bunun yanı sıra eşitlik ve adalet gibi değerlerin korunmasına yönelik özlemlerini anlatır.

Kuşlara Hüdhüd kuşu akıl verir, önderlik eder. Çünkü Hüdhüd, Süleyman Peygamberle yoldaşlık etmiştir. Onun üzerine “Sultan Süleyman’ın gözü düşmüştür.” Hüdhüd “öncü”dür. Öncüleri olmadan hiçbir toplum daha iyiye doğru bir adım atamaz.

Simurg’un varlığından haberdar olan ve onun Kaf dağının ardında oturduğunu bilen de Hüdhüd’dür. Hüdhüd daha yolun en başında bütün kuşları uyarır. Simurg’a giden yol bin bir tehlikeyle doludur. Canını feda etmeyi göze almadan bütün bu engelleri aşmak mümkün değildir. Hatta can feda etmeyi göze almak da yetmeyebilir. Gerektiğinde o günlerde en vazgeçilmez olarak kabul edilen değerleri de bir kenara atmak gerekebilir. Simurg efsanesinde bu, “gerektiğinde imandan vazgeçmek”, “iman ile küfrün bir olması” olarak ifade edilir.

“Simurg’a kavuşmak” en büyük aşktır. Böyle bir aşk olmadan hedefe ulaşmak mümkün olmayacaktır.

“Sakın yolu kısa sanma, aşılması gereken yollar ve denizler var ona doğru.

Bu yol aslan gibi adam ister, çünkü yollar çok uzak, denizler ise derindir.

Hayran olup yola çıkmalıyız, yolunda kimi zaman ağlar, kimi zaman güleriz.

Ona götüren bir nişan bulursak ne güzel, yoksa onsuz yaşama ar olur.

Canansız can hiç işe yarar mı? Eğer mert isen canı canansız tutma.

Bu yol boyunca tam er olmak lazım. El çektiğin zaman o zaman sana işin adamı derler.

Canansız candan hiçbir şey çıkmaz. Erler gibi aziz canını feda et.

Eğer sen canını feda edersen mertçesine, canan sana nice canlar bağışlar.”

(Mantıku’t Tayr, Kuş Dili, Ataç Yayınları, 2.b. İstanbul, Temmuz 2012, s. 51-52)

Kuşların “mazeretleri”

Ama kuşlar, bu yolculuğa (mücadeleye) hazır değillerdir. Her birisinin ayrı bir “mazereti” vardır. Mazeretler; kişisel zaaflar, yetmezlikler, bencillikler, “sistem” içinde elde ettikleri konumlardır. Var olan düzen içinde birçoğu kendince bazı “mevkiler” elde etmiştir veya kişisel kurtuluş planları yapmıştır. Teker teker Hüdhüd’e gelir ve kendilerinin neden bu yolculuğa çıkamayacaklarını anlatırlar.

Mehmet Bedri GÜLTEKİN
İktisatçı-Yazar

Yazının tamamı Bilim ve Ütopya'nın mart 2018 sayısında!