emrah maraşo

Ve insan ayağa kalktı…

Sizi en az 7 milyon yıllık geçmişi olan tarihsel bir sürece götürüyoruz. İnsanın iki ayağı üzerinde dik yürümesini ifade eden bipedalizm, beynin gelişmesinden avlanmaya kadar evrimimizde dönüm noktası olan gelişmelerin kapısını açan bir anahtar niteliğinde. Devrimsel gelişme olması bir çırpıda gerçekleşen bir duruma değil aşama aşama oluşan sürece işaret ediyor.
Konu hem anatomimiz hem de sosyal organizasyonumuz açısından tayin edici bir önem taşıyor. Bu bakımdan evrimin ana yönlerini bütün olarak yansıtan bir rol oynuyor.

Doğalcılık ve bilim

İnsan, tarihsel olarak evrenin ve doğanın nesnesi olmaktan öznesi olmaya doğru mu gidiyor?

Bu gidişat zikzaklı da olsa bir ilerleyeme mi yoksa esas olarak gerilemeye mi işaret ediyor?

Özne olan insan, baskınlığı ve gücü ele geçirince kendi türü da dâhil olmak üzere doğaya ve onun ürünlerine onarılması zor bir zarar mı veriyor?

Eğer öyleyse, bu zararın tarihsel faturasını tarım devriminden başlamak üzere sınıfların ortaya çıkışına ve uygarlığa mı kesmek gerekiyor?

Materyalist Lenin ve emperyalizm

"Bizim doktrinimiz bir dogma değil, bir eylem kılavuzudur.(1) Biz, Marx’ın ya da marksistlerin, sosyalizm yolunu bütün yönleriyle tanıdığını savunmuyoruz. Bu, saçmadır. Biz, bu yolun yönünü tanıyoruz. Hangi toplumsal güçlerin oraya götürdüklerini biliyoruz. Ama, somut olarak, pratik olarak, ne olduğunu, işe koyuldukları zaman milyonlarca insanın deneyimi bunu gösterecektir.(2)"

Deizm: Yeni orta çağa karşı aklın arayışı  

Diyanet dergisinin Ağustos 2017 sayısı Deizm, Nihilizm ve Ateizm Kıskacından İnsanlık başlığıyla çıktı. Buna göre “%99’u Müslüman” olarak tanımlanan Türkiye’de bu ezber bozuluyor ve yeni bir gelişme yaşanıyordu. MAK Danışmanlık Şirketinin 12-17 Haziran 2017 tarihleri arasında Türkiye’de Toplumun Dine ve Dini Değerlere Bakışı adıyla, 30 büyükşehir, 23 il ve 154 ilçede, 5400 kişiyle yüzyüze görüşerek yaptığı araştırmada “Allah’ın varlığına ve birliğine, bizi yaratıp yaşattığına inanıyor musunuz?” içerikli soruya %4 oranında hayır cevabı veriliyordu.

Yüz yıl sonra Ekim Devrimi

1917’nin 7 Kasım günü bilimsel sosyalizm bütün ağırlığıyla tarihin sahnesine çıktı. İşçilerin, köylülerin ve askerlerin öncü partisi olan Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi(Bolşevik) iktidarı burjuvazinin elinden söküp aldı.
Lenin’in başkanlığındaki Bolşevik Partisi emekçiye barış, ekmek ve toprak vâdediyordu. Ekim Devriminin tarihini sayfalarımızda okuyacaksınız zaten. Bu kısa yazıda yüz yılın ardından bazı önemli sonuçlara dikkat çekmek istiyoruz.

Avrasya’nın ilk hâkimi Attilâ ve Hunlar

Elinizdeki sayı tarihimizde oldukça önemli olan bir konuya, Avrupa Hunlarına ve Attilâ’ya odaklanıyor.
Attilâ deyince tarihte bol bol efsanelere başvuruluyor. Bu efsaneler batıdan da “bizim taraf”tan da gelse aynı zeminde yükseliyor. Buna göre Attilâ ve Hunlar barbar ve maceraperesttir fakat batılılar için korkulu rüya, Türkler içinse gökyüzünün üstündeki ulaşılmaz bir imgedir!
Peki işin iç yüzü gerçekten de öyle mi?

"Mao'nun yaptığı doğrudan demokrasi anlayışına dönüştür"

Korkut Boratav, Bilim ve Ütopya okurlarının yakından tanıdığı bir isim. Türkiye’nin önde gelen Marksist iktisatçılarından. 1935 doğumlu. “1402’likler”den… Yayınlanmış pek çok kitabının arasında Türkiye İktisat Tarihi, Tarımsal Yapılar ve Kapitalizm, İstanbul ve Anadolu’dan Sınıf Profilleri, 1980’li Yıllarda Türkiye’de Sosyal Sınışar ve Bölüşüm, Emperyalizm, Sosyalizm ve Türkiye gibi yapıtlar da bulunuyor.

Türkiye’de ilk evrim karşıtı: Fethullah

Yeni müfredatta bir doğa yasası olan evrime yer verilmemesi Türkiye’de evrim karşıtlığının kökenine dair merakı artırdı.
Evrim düşmanlığı nasıl başladı?
Ortaya çıkışı kime, hangi kesime dayanıyor?
Evrim kuramına yönelik tartışmalarının miladı 12 Eylül 1980 Amerikancı darbesiyle başlatılır. Fakat öncesi düşünülmez.
Türkiye’de evrim karşıtlığı 70’lerin ikinci yarısından sonra ve 80’lerin başında resmi olarak devlet içinde savunulur oldu. Fakat bunun bir evveliyatı vardı!

İnsan olma arayışımız

Türümüzün kendisini gerçekleştirmesi ve gizilgüçlerini açığa çıkarması sadece birtakım erdemlerle olmaz. Ya da çeşitli ahlak kurallarını eksiksiz bir şekilde yerine getirerek de bu hedef başarılamaz. Veyahut edebi metinlerle, özlü sözlerle, romantik bir yönelimle de söz konusu özlem hayata geçemez.
Çünkü saydığımız bu başlıkların tümü maddi bir temel üzerinde yükselir. O maddi temel belirli bir tarihsel dönem boyunca geçerli olan üretim tarzı ve o üretim tarzının üzerine kurulu olan üretim ilişkileridir.