Anadolu’nun ilk beyin cerrahları

Prof. Dr. Erksin SAVAŞ
Paleoantropolog • Ankara Üniversitesi Antropoloji Bölümü

Birçok kişiye ürpertici gelen görünümlerinin aksine, biz antropologlar için iskeletlerin sessiz dilleri paha biçilmezdir. İskelet haline gelmiş bireylerin sözle olmasa da kemikleri ile verdikleri bilgiler Antropolojinin yanı sıra, başta Tarih ve Arkeoloji olmak üzere birçok bilim dalına da çok önemli katkılar sağlar. Dönemin yaşam koşulları, sağlık yapısı, toplumdaki beslenme alışkanlıkları, kültür yaşamlarının yeniden inşasına katkı, toplumlar arası bağlantılar, göçler bize iskeletlerin sunduğu son derecede önemli ipuçları ile elde edilir.  Paleopatoloji araştırmaları bireylerin geçirdikleri hastalıkların kemik ve dişlere yansıyan izleriyle beden ve ağız sağlığına ilişkin ipuçları vererek birey ile toplumun sağlık durumlarını anlamamız için son derecede önemlidir. 

Eski Yunancadaki “paleos” (eski), “pathos” (ağrı-acı) ve “logos” (bilim) kelimelerinden türetilen ve bilimsel olarak ilk kez Eski Mısır mumyalarını inceleyen Sir Marc Armand Ruffer tarafından 1910 yılında tanımlanan paleopatoloji  bilimi günümüzde yaşamayan insanların kemiklerinde ve dişlerinde  rastlanan hastalık izlerini araştırır. Bu sayede sadece eski toplumlardaki sağlık sorunlarının ortaya çıkarılması için değil, aynı zamanda adli antropoloji araştırmalarında da iskeletleşmiş insan kalıntılarının kimliklendirilebilmesi için   çok önemli bilgiler sağlar. Bilindiği gibi adli antropoloji cinayete kurban giden bireylerin iskeletleşmiş cesetleri üzerinde kimlik araştırması yapan bilim dalıdır.

Gelecek yazılarımızda  kemiklerdeki hastalık izlerinden yola çıkılarak hangi patolojilerin saptandığını ve nasıl yorumlandıklarını tartışmayı planlıyoruz.  Kemiklerde saptanan patolojik izler içinde son derece heyecan verici olanlar ise hiç kuşkusuz beyin ameliyatlarıdır (trepenasyonlar).

Trepanasyon Lisowski tarafından beyne, beyin zarına ve kan damarlarına zarar vermeden kafatasından parça çıkarılması işlemi olarak tanımlanmıştır. Trepanasyon işlemi sırasında “cerrah”  ya tabula eksterna ve hemen altında yer alan diploe’yu çıkartır. Durameter ile arasındaki sıkı komşuluk ilişkisinden dolayı bir tehlikenin ortaya çıkabileceği riskini göz önünde bulundurarak tabula internaya dokunmaz ya da tabula eksterna, diploe ve tabula interna olmak üzere her üç katmanı da çıkartır. (Not: Kafatası kemiğinin üst tabakası “tabula eksterna”, ortadaki süngerimsi tabaka “diploe”, alt tabakası “tabula interna”, beyni örten zar ise “dura mater” olarak tanımlanır.)

Coğrafi dağılımına bakıldığında trepanasyon uygulamalarının çok geniş bir alana yayıldığını görürüz. Afrika, Avrupa, Asya, Kuzey ve Güney Amerika ile Okyanusya’daki çeşitli ülkelerde incelenen iskelet popülasyonlarında çok sayıda trepanasyon örnekleri bulunmuştur.

Trepanasyon işleminin Paleolitik sonunda ve Epipaleolitik/Mezolitik’te uygulanmaya başladığı ileri sürülmektedir. Ancak Neolitik’ten başlayarak yaygınlaştığı bilinmektedir.

Bu işleme ilişkin ilk yazılı bilgiler Heredot (M.Ö. 484-424) ve Hipokrat (M.Ö. 460-377) tarafından kaleme alınmıştır. Hipokrat Yunanistan’da tıbbi tedavi amacıyla yapılan trepanasyon uygulamalarından bahsetmiştir.

Yazının tamamı Bilim ve Ütopya'nın kasım 2018 sayısında!

Antropos
Etiketler
paleoantropoloji
cerrahi
beyin
anadolu
tarih öncesi