Bize Ulaşın

     

Müziğin dâhi çocuğu Mozart

Klasik müzik denince ilk akla gelen bestecilerin başında Mozart'ın geldiğini söylemek yanlış olmaz. Klasik müziğe yabancı birçok insanın, kulağına çarpan herhangi bir klasik müzik eseri hakkında "Mozart'ın son zartı" "tanımlamasında" bulunduğuna çok kez şahit olmuşuzdur. Müziği o kadar çok yaygınlık kazanmıştır ki, –onun olduğunu bilsin ya da bilmesin– hemen herkes "Allaturka"sını, "40. Senfoni"sini tanır, mırıldanır. Bütün çağların en büyük müzik dehası olarak nitelenen Mozart'ı yaşadığı çağdan bugüne klasikliğin sembolü haline getiren nedir?

Öncelikle "klasik" kavramının neyi ifade ettiğine bakalım:

"Klasik kavramı, müzik yapıtlarında örnek olabilecek evrensel bir mükemmelliği, tarihsel akımların bileşimini, üslup ve biçim özdeşliğini, orantıyı, saltlığı, temizliği, açık ve seçik olmayı içerir. (…) Klasik biçim, Barok'un statik, durağan biçimine karşı dinamik olmalı, müzik maddesinin içerdiği diyalektik karşıtlıklar, bütüne varıp, optimal bir dengeye getirilmiş olmalıdır."(1)

Bu tanım Viyana klasiklerinin diğer üyeleri, Haydn ve Beethoven için de geçerlidir. Ancak denebilir ki, Mozart, müziğindeki açıklık ve denge ile klasik dönemi tam anlamıyla yansıtmış, Aydınlanma felsefesinin müzikteki yansıması olmuştur.

Buna karşılık, Alman şairi ve oyun yazarı Hofmannstahl "Mozart, gerçek büyüklüğe ulaşamamıştır; çünkü üzüntü anlatamaz…" demektedir. Hofmannstahl'ın bu yüzeysel görüşüne İlhan Mimaroğlu şöyle cevap veriyor:

"… Bir sanatçıyı kendi çağının, hem de kendi kişiliğinin verileri içinde ele alırsak (Hofmannstahl'ın gözlemine dönelim), Mozart'ın birçok yapıtında üzüntü de anlatmış olduğunu görürüz. Ne var ki, bu anlatımını 'klasik' kavramının tanım ayrıntılarından biri yerine geçen bir soğukkanlılıkla, kapalılıkla yapmıştır. Dövünerek, saçını başını yolarak üzüntü anlatmak… Mozart'ta bu yoktur. Bir bakıma Mozart, her sanatçıda az ya da çok gelişmiş bir romantik eğilim görülebilirse de, 'romantik' teriminin sakınaraktan uygulanması gereken pek az sanatçıdan biridir. Buna karşın Mozart, Haydn'dan daha da öncelikle 'klasik' kavramının simgesi olmuştur. Haydn, biçimle ilgili yanıyla bir 'klasik'tir. Oysa Mozart, öz açısından da bu terimin tanım sınırları içine girer."(2)

Mozart’ın kabiliyetinin sırrı

Henüz üç yaşındayken piyano çalan, beş yaşında ilk "menuet"sini yazan, hiç yanılmayan işitme kabiliyeti, çeşitli enstrümanlardaki ustalığı ve doğaçtan çalma kudretiyle insanları büyüleyen Mozart'ın bu olağanüstü kabiliyetinin sırrı nedir? Dahası, Goethe de dahil, birçok büyük sanatkârın hedefe giden yola koyulduğu yaşta onun olgunluğa ermiş olması hangi şartların sonucudur? Mozart, diğer bestecilerden farkını "Herkesle birlikte aynı araçlara başvuruyorum, aynı dili kullanıyorum; oysa ortaya çıkan müzik ayrı oluyor; neden bu değişiklik? Bilemem; gözüm ya da burnum başkalarınkinden neden ayrıysa, yazdığım müzik de o yüzden ayrı olsa gerek" sözleriyle açıklamaya çalışmış.(3)

Mozart'ın gelişiminde, saray besteciliği yapmış önemli bir kemancı olan babası Leopold Mozart'ın şüphesiz büyük bir yeri vardır. Ana rahmindeki hayatı, babasının keman çalışıyla, yine bir müzisyenin kızı olan annesinin söylediği şarkılar ve serenatlarla geçti. Denebilir ki, içinde bulunduğu üstün müzik ortamı sayesinde Mozart doğduğunda çoktan müziğe doymuş ve müzikle şekillenmişti.

Mozart, müziğin hemen bütün biçimlerinde aynı mükemmellikte eserler vermiştir. "Dünyaya çok bağlı ve olağanüstü duyumsal bir yaratılışta olan sanatçı, üzerinde konuşulamayacak kadar küçük bir olayı, bir hazzı, etkiyi ya da özlemi müzikle anlatma gücüne, belki de gelmiş geçmiş bütün sanatçılardan daha fazla sahipti. Mozart'ın yapıtlarının pek çoğunda var olan karanlık bir ruh hali ve trajik nitelik üzerine çok düşünülmüştür. Bu nitelik Mozart'ta minör tonlarıyla verilmektedir. Don Juan ve Requiem, 're minör' tonundadır ve her ikisinin de özü ölümdür."(4)

Çocukluğu, babasının elinde saraydan saraya dolaşıp yeteneğini sergilemekle geçen Mozart, biraz büyüyünce

İtalya yolculuğuna çıkar. Burada, St. Peter Katedrali'nde Allegri'nin notalarının kopyalanması yasak olan ve ancak yılın belli günlerinde seslendirilen kutsal duası "Miserere"yi iki kez dinledikten sonra tüm notalarını tek bir yanlış yapmadan kâğıda aktarır.

Gelmiş geçmiş en büyük besteci

Kendisinden 24 yaş büyük olan Haydn'la tanıştıktan sonra, her iki besteci de birbirlerinden öğrenmiş ve etkilenmişlerdir. Yaylı çalgılar dörtlüsünün nasıl yazıldığını Haydn'dan öğrenen Mozart, birbirinden güzel altı yaylı dörtlüsünü bu büyük ustasına ithaf etmiştir. Bestecinin babasına "Sizi temin ederim ki, oğlunuz bugüne kadar gelmiş geçmiş en büyük bestecidir" diyerek Mozart'ın büyüklüğünü teslim eden Haydn, Prag Operası'na yazdığı bir mektubunda ise onun hakkında şunları söylemektedir:

"Onu tüm müzikseverlere öneririm. Büyük yapıtlarındaki o kimsenin erişemeyeceği derinliği, üstün müzik anlayışını ve duyarlılığını bütün müzikseverler benim anladığım kadar anlasalar ve duysalar, sanırım tüm dünyanın ülkeleri, Mozart'ın yapıtlarını sahneye koyabilmek için yarışırlardı. (…) Bu eşsiz Mozart'ın hâlâ saraylardan birine atanmamış olması utanç vericidir. Bu da beni öfkelendirmektedir.

Ölçüyü kaçırdımsa bağışlayın. Ama bu genç adamı cidden çok seviyorum."(5)

Bir konserde Mozart'ın 24. Piyano Konçertosu'nu (do minör) dinleyen ve bir öğrencisine "Bunun gibisini hiç besteleyemeyeceğiz" diyen Beethoven "Yaşamım boyunca, kendimi Mozart'ın büyük hayranları arasında gördüm ve son nefesime kadar da böyle kalacağım"(6) sözleriyle dile getirmektedir hayranlığını. Goethe içinse "Mozart'ın kişiliği, açıklanamayacak bir mucizedir."(7)

Konuyla ilgili kitaplarda Mozart'ın yaşamöyküsüne dair "tafsilatlı" bilgiler bulmak mümkün. O kadar ki, "Mozart'ın özel yaşamının didiklenmedik anı kalmamıştır: Pisliğini koklamasından, eğlentilerde şaka anlayışı içinde osurmasından –bu kez kötü koktu demesinden–, mektuplarındaki çirkin, kaba, bayağı sözcükleri kullanma tutumundan, savurganlığına kadar…"(8)

Bestecinin olağanüstü dehasına tezat gibi görünen çocuksu kişiliği hakkında ünlü düşünür Schopenhauer şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Mozart'ın yaşamı boyunca hep çocuk kalmış olduğu söylenir. Mozart biyografilerindeki 'Mozart, çok erken yaşta erkekliğe varmışsa da, diğer yönleri hep çocuk kalmıştır', cümlesi ne kadar yerinde.

Her dâhi bir bakıma çocuktur. Dünyaya bir yabancı gözüyle bakar. Bir tiyatro yapıtını dıştan seyredermişçesine olayları nesnel bir bakış açısıyla izler. Bir çocuk gibi, yaşamın kuru ve ciddi şeylerine ilgi duymaz. Ve ancak bu bakış açısı dünyaya karşı gerekli olan gerçek nesnel görüşü sağlar. Yaşamı boyunca çocuk kalamayan ciddi, oturaklı, uyanık ve ciddi bir kişilik, yararlı, sorumlu, çalışkan bir burjuva olabilir, ama dâhi olamaz."(9)

Mozart, çok çabuk, zorlanmadan beste yapmasıyla da tanınmaktadır. Bunun nedeni, eserlerini kafasında oluşturup, önce kafasına yazması, sonra kâğıda dökmesiydi. Dolayısıyla, berber koltuğunda ya da bilardo oynarken kafasında oluşturduğu eserlerini kâğıda dökmek, onun için birkaç dakikalık bir işti. En ünlü operası Don Juan'ın uvertürünü, eserin seslendirileceği günün öncesi akşamı sabaha karşı çok kısa sürede yazdığı bilinir.

Son operası Sihirli Flüt'ü bestelerken, hiç tanımadığı, karalar giymiş bir adam gelerek, adını gizli tuttuğu efendisi adına kendisinden bir requiem(10) bestelemesini ister. Bestesi karşılığında çok yüklü bir para teklif eder. O sırada meteliğe kurşun sıkmakta olan Mozart, hiç düşünmeden teklifi kabul eder. Adını gizleyen siparişçi, bu eseri kendi bestesiymiş gibi, ölen eşi için seslendirmeyi düşünen Kont Franz von Walsegg'dir. Hastalığı ilerleyen Mozart, Requiem'i, yaklaştığını hissettiği kendi ölümü için bestelediği duygusuna kapılır, siparişi getiren esrarengiz kişinin de Azrail olduğunu düşünür. Ölüm korkusu içinde Requiem'i tamamlayamadan yatağa düşer ve 5 Aralık 1791'de hayata gözlerini kapar. Eserin son bölümü, Mozart'ın yazdığı taslaklar üzerinden, öğrencisi Süssmayr tarafından tamamlanır. Mozart'ın, yolun yarısında, daha 35'inde ölmesi acıdır. Ancak, böyle büyük bir insanın ölümü, daha çok dünya için acıdır.

Klasik müzik meraklıları için Mozart'ın en beğendiğimiz eserlerinden bazılarını aşağıda sunduk. Dinlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.

-Piyano Konçertosu No. 20, Re minör (K466) ve Piyano Konçertosu No. 24, Do minör (K491) (Yazdığı 27 piyano konçertosu içinde en güzelleri olduğu üzerinde birleşiliyor. Beethoven da 20. konçertoya ayrı bir kadans yazmış, 24. konçertoya hayranlığını belirtmiştir. Bunlar dışında 18., 21., 22. ve 23. piyano konçertolarının yavaş bölümlerini de öneririz.)

-Keman Konçertosu No. 3, Sol Majör (K216) ve "Türk" adıyla tanınan Keman Konçertosu No. 5, La Majör (K219)

-Keman ve Viyola için Senfonik Konçertant, (K364)

-Piyano sonatları: La minör (K310); "Alla Turca" bölümüyle ünlü La Majör (K331); Do minör (K457)

-Klarinet, Viyola ve Piyano için Üçlü (Kegelstatt) (K498)

-Yaylı çalgılar için Dörtlü No. 13, Re minör (K173) ve Yaylı çalgılar için Dörtlü No. 15 Re minör (K421)

-Klarinet ve Yaylılar için Beşli, La Majör (K581)

-Senfoni No. 25, Sol minör (K183) ve Senfoni No. 40, Sol minör (K550)

-Serenat, Sol Majör (Ein kleine Nachtmusik-Küçük Bir Gece Müziği) (K525)

-Operaları: Saraydan Kız Kaçırma, Figaro'nun Düğünü, Don Juan, Sihirli Flüt-Requiem, Re minör (K626)

Kaynakça:

  1. Leyla Pamir, Müzikte Geniş Soluklar, Boyut Kitapları, 2. Basım, ‹stanbul, 1998, s.24.
  2. İlhan Mimaroğlu, Müzik Tarihi, Varlık Yayınları, 5. Basım, ‹stanbul, 1995, s.71.
  3. İlhan Mimaroğlu, age, s.71-72.
  4. Leyla Pamir, age, s.26.
  5. Leyla Pamir, age, s.29.
  6. Leyla Pamir, age, s.30.
  7. Leyla Pamir, age, s.29.
  8. Ertuğrul Oğuz Fırat, Çağdaş Küğ Tarihi İçin İmler- 1, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1999, s.203.
  9. Leyla Pamir, age, s.30.
  10. Requiem: Ölüm duası için yazılmış müzik türü. 
    Kurtuluş GÜRAN

    Bu yazı Bilim ve Ütopya'nın nisan 2006 sayısında yayımlanmıştır.