Diyalektik mantığın simgesi Venüs Yıldızı, tutulacak yolu gösterdi

Yıldız Cıbıroğlu
Yazının Okunma Süresi
25 dakika

İlksel uygarlaştırıcı kadınlar onunla özdeşleşti. Tanrıçalar yozlaştırılmadan, içleri boşaltılmadan önce, doğadaki diyalektiği Venüs Yıldızı temsil eder. Sabah (genelde saat beşte) doğduğunda 'Sabah Yıldızı’ adını alır ve savaşla; akşam doğduğunda ise ‘Akşam Yıldızı' adını alır ve aşkla ilişkilendirilir. Besin toplayıcılar, avcılar, hayvancı ve ekinci (mevsimlik) konargöçerler, koyun sürüsünü sıcak iklimlerde gece otlatan çobanlar ve kervanlar yolculuğu gece yapmak zorundaydılar. Çünkü yolculuk gündüz yapıldığında uçsuz bucaksız steplerde kaybolmak çok kolaydı. Ama gece yıldızlar (konumlanmaları üzerinden) ışıklı elleriyle yol gösteriyorlardı. Yol gösterme! Gece yol gösterme işlevini en çok hangi yıldız üstlenmişti? Çoban Yıldızı (Çolbon/Çolpan veya Sabah Yıldızı, Akşam Yıldızı) dediğimiz Venüs. Bu yalnızca maddi yolu göstermekle kalmıyor, bilinmeyenlerle çevrili olduğumuzda, bilgi olmadığı için karanlıkta kaldığımızda, tinsel aydınlanmanın da metaforu oluyor, bize bilginin yolunu gösteriyordu. Yıldızlara yazı işaretleri olarak bakıldığı dönemler vardır. Dünyanın her yerinde geçerli olan gece göğünü aydınlatan ışıklı işaretler (yıldızları, ayı) içinde biri çok dikkat çekmiştir. O hem en parlak yıldız hem de sabah ve akşam doğduğu anda saati gösteren yıldızdır. Saatin olmadığı dönemlerde; uygarlaşmanın ve insan ilişkilerinin gelişmekte olduğu başlangıçlarda bu çok önemliydi.
Eski Türkçede Çolbon veya Çolpan, Çoban Yıldızı’dır: Bu yıldız Türklerin orman­dan çıkıp artık avcılık yapmak yerine koyun besledikleri dönemlerde, yerdeki Çoban Atanın gökteki eşidir.(1)  Sumer-Akad’da Diibad Yıldızı da yerdeki çoban kralın eşidir. Çolpan yıldız kültü, "ona bakılarak yolu tayin etme” inancıyla dünyanın her yerinde çok etkili olmuştur. Akşam Yıldızı (Çoban Yıldızı) gece hayvanları meraya götürme saatinin başladığını bildiriyor, Sabah Yıldızı ise gecenin bittiğini bildiriyor.(2) Çoban Yıldızı denilmesinin sebebi bu. Bu kadınlar tarım devrimini ve hayvanları evcilleştirip sürü beslemeyi icat etmeleriyle birlikte yarı göçerliğe veya yerleşikliğe geçen halkların yol gösteren tanrıçasına dönüşürler. Sıcak iklimli coğrafyada çoban koyun sürüsünü gece otlatır. Akşam Yıldızı ona sürüyü meraya götürme vaktini, Sabah Yıldızı ise ağıla dönme vaktini bildirir.


Sandro Botticelli'nin Venüs'ün Doğuşu adlı tablosu. (yak.1482-1486)

İkiz mitolojisi de Çolpan’ın sabah ve akşam doğan ikili yapısından çıkmış olabilir. Birçok mitolojide ikizler aynı varlığın olumlu ve olumsuz zıt yönlerini anlatan işleve sahipler. Psikiyatride bu konu ele alınmış ve mitlerdeki ikiz yaklaşımıyla birlikte değerlendirilmiştir. Sümer’de Şaltu, İştar’ın ikizidir.
Bu doğa gözleminden fenomenal bir algıyla Venüs Yıldızı'nın ikili doğası olduğu çıkarımı yapılır. Daha iyi yaşam düzeyine geçmek için toplumsallaşmayı özendiren kadınlar, ikili karşıtın bir araya geldiği en yüksek, en parlak örneği bu yıldızda bulurlar. Kadını ve erkek eşini, sevgi ve savaşı, uzlaşma ve mücadeleyi, ışık ve karanlığı, bilgi ve bilgisizliği bu yıldız ‘Venüs Yıldızı’ temsil eder. Koyunları evcilleştiren ve çobanlık yapan veya ilksel tarımı icat eden kadınların önderleri dünyanın birçok yerinde yeryüzüne inerek insanlara uygarlık öğreten, sonra göğe dönen ve geceleri karanlıkta yol göstermeye devam eden bu yıldızla özdeş tutulurlar. Ama onlar aynı zamanda evrensel töreye uymayanları cezalandırırlar.
Çoban Yıldızı ilksel uygarlaştırıcı kadın, Sümer’de İnanna, Akat/Asur'da iştar adını alır. Avcılık sonrası icat edilen meslek olan çobanlık itibarlıdır ve kent devletlerin kralları hem sürü bakan çoban hem de -aynı zamanda- halkın çobanı sayılırlar, İştar (Venüs Yıldızı) kendine eş olarak, ona çobanlık bilgilerini aktardığı çobanı seçer. Orta Asya Türk halklarının mitolojisinde Çolbon (bazan Solbon) gökyüzünde çok iyi atları olan, çok iyi ok atan, çok iyi avcı olan ve koyun sürüsü bulunan ve çok iyi bir çoban olan kadındır. Sumer-Akad'da bu tasavvurun devamı olan İnanna/İştar’ın da geçmişinde çok iyi avcı ve çobanlığı bulan bir uygarlaştırıcı olduğu anlaşılmaktadır. Sumer-Akad’da İştar'ın evlendiği erkek kral olur ve çoban asasını eş seçtiği krala verir: Kral-çoban halkı yönetir, ama bilgiyi Çoban Yıldızı İştar'dan alır. (Akad-Asur kültürü egemen olunca mitolojiler değiştirilmiş, yeni yaratılan evlilik mitinde İnanna/İştar ağabeyi Utu’nun sözünü dinlemek zorunda kalarak, Çoban Dumuzzi’yle evlenmeyi kabul etmiştir. Böylece bir kez daha kızların eş seçimi nin, ağabeylerinin kararına uyması beklen­tisiyle bir model yaratılmıştır.)
‘Kutsal evlilik’ten hemen önce seçilen krala, aşk sözleri söylemeyi öğreten de Çoban Yıldızı İştar’dır. Her Yeni Yıl 1 Nisan'da başlar ve on gün sürer. Bu Yeni Yıl şenliğinin sonunda halkın önünde (kral ve tanrıça adına başrahibe) yatağa girer ve sevişme kültürünü (önce yıkanma, temiz keten çarşaflar, lir eşliğinde söylenen şarkılar, bal saçısı vb.) öğretirler. İlahilerde de dudaktan öpüşmeye sıklıkla yer verilir. Ayrıca bu kültürde cinsel eğitim amacıyla yatakta yatan bir çifti gösteren kilden kabartma levhalar da yapılmıştır. Çift anadan doğma çıplaktır. Gençler herhalde karşı cinse ve ilişkiye bu kabartmada yer alan çifti inceleyerek hazırlanıyorlardı. Evet, bunlar büyü için de yapılmış olabilir. Ancak evlilik ve cinsel birleşme eğitimiyle ilişkili oldukları da aşikârdır. Bu kil tasvirlerde cinsel ilişkinin göz göze bakışarak ve konuşarak, yüz yüze gerçekleştirilmesi öğretilmek istenmiş gibidir. Ayrıca çiftin eşit boylarda yapılmasına dikkat edilerek eşit hukuklu oldukları anlatılmış olmalı. Bu kurgulamalar tamamen kadın zihniyetin ürünüdür. Çünkü daha önce kötü davranışlara, kaba sözlere muhatap kalan kadınlar sevişmeyi hayvan ilişkisinden çıkarıp daha iyi ve güzel olana özendirmek, üst düzeye taşımak istediler.
Cinsel birleşmeyi yücelten ve evrensel birliğin ve dengenin merkezine koyan bu zihniyete, Kırgızistan’daki Saymalıtaş kaya resimlerinde de rastlamaktayız. Servet Somuncuoğlu’nun bizzat ekibiyle birlikte giderek tespit ettiği kaya resimlerinde (her halde ilkbaharda) evrenle birlikte kendinden geçmeyi, aşkınlaşmayı, göğe yükselmek gibi hissettiren çiftlerin fülûğ tasvirleri vardır.
İnanna/iştar’ın Çoban Dumuzzi'yle yaptığı evlilik ilahileri Saymalıtaş kaya resimlerindeki betimlerin devamıdır. Bütün dünyaya onların düğünüyle birlikte bereket geleceğine inanılır. Fakat bir süre sonra göksel (tanrıçanın) mahremiyetine girdiği için, kral kurban edilir. Ölüm yazgısını, kötü yazgıyı krala veren (Venüs) İnanna/İştar’dır. Kader, başlangıçta daima yazıyı icat ettikleri için tanrıçaların yazdığı yazıdır. Ayrıca Venüs Yıldızı’nın ikili doğası yalnız Mezopotamya’da değil, dünyanın birçok yerinde (Asya'da, Afrika’da) iyi ve kötü kader veren kraliçelerle özdeşleştirilmiştir.(3)
Kızılderili adı verilen Amerika yerli halklarının mitolojilerinde de ilksel uygarlaştırıcı kadın gökte bir yıldız olarak yaşamaktadır. Ama o aynı zamanda bir örümcek kadındır. Kendi ürettiği ipe tutunarak yeryüzüne iner, insanlara iplik yapmayı, dokumayı öğretir, ok-yay yapmayı öğretir. Yeryüzündeki görevi bitince gökyüzüne geri döner. Bu uygarlaştırıcı kadınlar, doğayı gözlemleyerek diyalektik mantığa dayalı düşünceyi ortaya çıkaran, sorunlara bu yolla çözüm arayan kişiler olmasaydı onlar bu ikili yıldızla eşleştirilmezlerdi. Bu mitlerden birinde Örümcek Nine kirpi biçimine girerek insanları yeraltından mavi göklü yeryüzüne çıkarır. Sonra yine gökteki yerini alır. Bu metafor, insanları ilkelliğin, cehaletin karanlığından aydınlığa çıkardığı anlamına gelir. Bir başka öyküde Örümcek Nine insanlara söğütten çember yapmayı ve onu havaya atıp uzun kargıdan geçirerek oyun oynamayı, yarışmayı; kız çocukları için üstünü geyik derisiyle kapladığı ve içine geyik kılı doldurduğu topla oynamayı; oğlan çocuk için ham deriden hedef alma levhası ve ok-yay yapıp bunlarla oyun oynamayı öğretir.(4) Örümcek Nine’nin mısır yetiştirmeyi, kilden çanak yapmayı insanlara öğrettiği mitsel öyküler de vardır. Bir Navaho mitinde ilk kadın henüz gökte yıldızlar yokken, yere gök haritasını çizer; yıldızları yerleştirir. İlk Erkek onları kayaya yerleştirir. Böylece gökyüzündeki yıldızlar canlanır ve hareket etmeye başlarlar. Kuzeye Kutup yıldızını koyar. Bir başka yıldızı da yerleştirir ve “Bu yıldız yolcunun rehberi ve Çoban Yıldızı diye anılacak" der.(5)

Yıldıza yürümek: Göğün en parlak yıldızı olan Venüs Yıldızı'nın bugün bizim için önemi kalmamıştır. Ancak onun bilgilenmenin, öğrenmenin, aydınlanmanın, tutulacak yol olan bir arada yaşamanın metaforu olduğu insanların ortak bilinçaltında korunmaktadır. Bu tür kayıtların ortaklığı, şu gerçek olaydan da anlaşılmaktadır: Heidegger’in cenaze törenini anlatan Frédéric de Towarnicki, büyük filozofun mezar taşında bir yıldız olduğunu ve Heidegger’in Düşünce Deneyimimde “Yıldıza doğru yürüyüş, hepsi bu” diye yazdığını belirtir.(6) Heidegger bilgi kaynağının, öğrenme isteğinin hep uzaktaki bir yıldız gibi insanı çektiğini ve onu öğrenmenin, peşine düşmenin hiçbir zaman sona ermeyeceğini anlatır yıldız işaretiyle. Kalıtımsal bir arketip! Sümer ve Mısır'dan dört bin yıl sonra Avrupalı bir felsefecide, Heidegger’de ortaya çıkması ilginç değil mi?
Mısır hiyeroglifinde de benzer bir yaklaşım vardır: Bir Mısır hiyeroglifinde yan yana sıralanan beş şematik resimle aynı semantik anlatılmış: Yürüyen bir adam, bir baston, bacak, kuş ve yıldız: Mısır dilinde ‘seba’ diye okunuyor, anlamı “öğrenmek". Jean Bottéro da Sümer resim-yazı örneği olarak ayak ve yıldız işaretini açıklarken benzerşeyleri söylüyor: “Ayak, yürümek, hareket; yıldız yukarda olan her şeyi ifade ediyor," derken Bottéro yukarda olan şeyleri saymış, ama asıl belirtilmesi gereken olgunun, insan için hiçbir zaman sonu gelmeyen bir öğrenme isteği olduğunu, belirtmeyi unutmuş. “Sözgelimi, bir insan ‘ayağı’ işareti, isteğe ve değişik bağlamlara göre, bu organın söz konusu olduğu her türlü davranış, hareket ya da durumu belirtebiliyordu:
Ayakta durma, yerel yolculuk, hareket, ilerleme, başka yerlere gitme. ‘Yıldız’ işaretiyse, ‘yukarıda' olan her şeyi ifade ediyordu: Üstünlük, soyluluk, egemenlik, kutsallık.” (7) Sumer-Akad’da çivi yazısında Kral Gılgamış'ın adı önüne, üst köşesine bir yıldız işareti konuluyordu; bu yıldız tanrısallığı vurgulamaktaydı. Kralın yıldıza yürüyen’ olduğuna, en bilgili kişi olduğuna, bilgisinin kaynağının Venüs Yıldızı İnanna/İştar olduğuna inanıldığı için. Ancak daha sonra bilgi önemini kaybetti, taht, saray, servet hırsı onun önüne geçti. (8)


Yıldızlar insan soyunun kökü sayıldı. Yıldızların, Örümcek Nine'nin eğirdiği ipe tutunup yere indiğine ve insanları uygarlaştırdığına inanıldı. (Çizim: Servet Somuncuoğlu)

İştar adındaki işitim kodlarını içeren sözcük-zinciri: Bu zincir bize iştar'ı merkeze alarak onun çevresinde gelişen kültürel kavramları ve ilksel uygarlaştırıcı kadınların -doğayı gözleyerek aldıkları- diyalektik mantığını tarif etmektedir. İştar (ya da Aştar/Aşrah) Samiler'in büyük tanrıçasının yaygın adıdır. Babilliler'le Kuzeyli Samiler arasında İştar, Batı Samiler’de Aşerat; İbraniler'de Aştarot/Aştoret; Fenike'de Astarte; Suriye’de Athar, Killkya’da Ate (Atheh), eski Yunan’da Asterie ve Astaria onun adının öteki söyleniş biçimleri. Bu ada bağlı olarak aster, yıldız çiçeği; ahter (Ar.) yıldız; asteriks, yıldız işareti; star (İng.) yıldız; Stella (it.) yıldız; sitâre (Far.) yıldız: stem (Aim.) yıldız demek. Bu sözcükler arketipseldir. Star ve stella sözcüklerinde L ve R sesleri birçok dilde birbirine dönüşebilirler. Eski Türkçede yıldız anlamına gelen ıldız veya stella sözcüğünün değişkesidir, İki sözcüğün içindeki işitim kodları ortaktır.(9)
İtalyancada strada (yol) ile stella (yıldız); İngilizcede star ve street sözcükleri birbirine işaret ederler, İtalyancada strada (yol) Bernard Lewis İslâm’ın Politik Dili adlı yapıtında ‘şirâf (=yol -şeriat kastediliyor) sözcüğünün Latince ‘starata'dan geldiğini. İngilizcesinin street olduğunu ve üç sözcüğün de yol anlamına geldiğini belirtir. Oysa tam tersi, bu sözcüklerin asıl kaynağı Mezopotamya'daki İştar tapımıdır. Girilecek yolun İştar dini olduğuna işaret eden bu sözcükler belleklerinde hâlâ bu ilişkiyi korumaktadır. Bernard Lewis'in deyişiyle şirât “gök yolu”nu da (yani yüceltilen ‘doğru’ yolu) gösteriyordu. (Ferit Devellioğlu’nun Ansiklopedik Lügat inde şeriat doğru yol, Allah’ın emri, din kaideleri anlamlarına gelmektedir.) Ancak arkaik dönemde başka coğrafyalarda da “gök yolu" kavramı (örneğin Çin’de Tao) vardır ve bu kavramla anlatılmak istenen, girilmesi gereken yolun (inancın) gökyüzündeki tanrısal yazı ile yazılmış yol olduğu; ondaki ışıklı yazıları okuyarak ona göre davranılması gerektiğidir. Gecenin ve gündüzün düzen ve uyum içinde birbirinin ardından geldiği gökyüzü insanlara, yöneticilere örnek olarak gösterilir; insanı topluma uyumlu yapmak amacını güden yasa, bu nedenle gökten gelir.
Bu arketipsel sözcükler birçok halkın dilinde ortaya çıkmaktadırlar. Bir boz-yap [puzzle] oyunu gibi bir araya getirildiklerinde büyük resim tamamlanmaktadır. Bunlar kültürel kodlar oldukları için yok olmazlar. Farsçada şir arslan; şir süt anlamına da geliyor. Bu sözcüklerin bağıntılarında ortaya çıkan semantik İngilizcedeki mitsel ad “Milk Way” sözü, “süt yolu"nu (bizde Samanyolu) çağrıştırıyor. (En eski mitolojilerde oğlunu emziren evrensel-ananın göğsünden damlayan süt damlalarıyla Samanyolu'nun oluştuğuna inanılıyordu), iştar, tasvirlerinde bir ayağını aslanın üzerine bastırırken gösterilir ki algı yönetimiyle verilmek istenen mesaja göre insandaki ve dünyadaki savaş olgusunu yöneten odur: Ayağını aslanın üzerine koyarak barışı sağlamaktadır ve bu tasvire bakan kişiye sen de onun gibi yap, öfkeni denetle denilmektedir. Bunlar hep hayatta tutulacak yolla ilgilidirler. Tarîk, Arapçada yol demek. Aynı sözcük İştar’ın erkek eşine, kardeşine verilen ad. Çoban Yıldızı’nın ikili doğasındaki kadın ve erkekten, erkek eşin adı; bizde Tarık. Tarikat, yola girme, bir dine girme (iştar’ın eşi çoban öyle yapmış, kral olmuştu). İştar’ın yoluna giren tarımcı kadınların arasındaki simgesel kardeşlik, İngilizcede kız kardeş anlamına gelen sister sözcüğünde ortaya çıkar. Eski Yunancada Soter, kurtarıcı demek; eski Roma'da soter, koruyucu. Bunlar İştar’ın adlarıdır. Ancak her iki dilde de sözcük artık eril cinsiyetli. (İki dilde de Soie/'den üretilen soteria kadın için kullanılır.) Şastra, Hint şeriatı, dinsel yasaları içeren bütün yapıtlar için kullanılan bir sözcüktür. Şastra sözcüğü, Şatarupa adından türemiş olabilir. Şatarupa, Brahmanizm’de ilk dişil ata, insanların ilk anası. Şatarupa Hint İştar’ıydı (Venüs Yıldızı).


Sumer-Akad’da çivi yazısında Kral Gılgamış'ın adı önüne, üst köşesine bir yıldız işareti konuluyordu; bu yıldız tanrısallığı vurgulamaktaydı.

İnanna/İştar kutsal evlilik şenliklerinde (ki bugünkü gösterişli düğünler o âdetlerin devamıdır) damada (genç krala) aşk sözlerini öğretiyordu. Arapçada şi’r anlama/idrakle ilgili, şiir anlamına geliyor (Türkçeye şiir biçiminde geçmiş). Şair Arapça şi’r’den geliyor. Yasalar da Sumer-Akad'da şiir biçiminde yazılmıştır. Yasaları şiir biçiminde yazanlar, Edubba’da ders veren şair-yazar-rahiplerdi.
Şirâ, Arapçada yelken demek. Bu sözcük bizi deniz yoluyla ulaşıma götürür: İnanca göre, İnanna tekerleğin icadından önce gökte kayıkla dolaşıyordu. İştar ise tekerleğin icadından sonra Asur döneminde- gökyüzünü aslanların çektiği arabasıyla geçmektedir. İngilizcede start, başlangıç; stride, uzun adımlarla geçmek, bir yerden yürüyerek geçmek, bir yeri aşmak; Fransızcada sortie, dolaşma, çıkış yeri, çıkış zamanı; şort, yazgı, kader. Bu sözcükler İştar’ın gücünün bize ulaşan bilgilerde anlatılan gücün çok üstünde olarak düşlendiğini gösteriyor. Yunanca ya da Latince kökenli olduğu söylenen Astroloji sözcüğü de (gökyüzünün okunması, yorumlanması anlamında) aynı sözcük ailesinden.
İştar’ın parlak ışık saçan niteliğiyle ya da karanlık yanıyla bağıntılı sözcükler: Arapçada iş’â, parlak bir gökcisminin (Güneş, Ay, yıldız gibi) ışıklarını yayması; eşi’a, aydınlıklar, ışıklar; iş’âl, yakma, tutuşturma, alevlendirme. Göğün en parlak yıldızı olduğu için de parlaklığı anlatan kavramlar onun adına işaret ederler. İşrâk (ar.) eski gökbilimde Güneş’in doğuşuyla, “ufuk çizgisinin üstünde bir ya da iki mızrak boyu yükselmesi arasında geçen zaman“a verilen ad; tarîk, karanlık (yıldızın görünmeyen savaşçı, ölüm veren yanı). Arapçada sitr, perde, örtü (gece de bir perde gibi düşünülmüştür); estâr, perdeler; Fransızcada stor, odayı karartmak için pencerede kullanılan özel örtü. Farsçada tiraje, gök kuşağı. İştar’ın adıyla ve yıldızların mücevhere benzetilmesiyle ilişkili sözcükler: Arapçada tersî’, mücevher kakarak süsleme (öteki anlamı, iki fıkranın kelimelerini vezin ve kafiyece denk getirme); tırâz, giysilere parlak nesnelerle yapılan nakış. Fransızcada sertir, kuyumculukta taşı oturtmak, mıhlamak; stras, sahte değerli taş, aldatıcı parlaklığı olan. Türkçede kullanılan satır (balta) İştar’ın adından.
Gökyüzündeki yıldızlar geceleri yola çıkanlar için, okunan işaretler, göğe yazılan yazılardı. O çağa özel ‘entelektüel’ alanın kavramları da bu nedenle o yıldız sürüsünün başı olduğuna inanılan İştar adıyla ilişkili olarak türetilmişlerdir. Işıklı yazılar ve bilgilenme bu analojide bir kez daha aydınlanmayı bilmek için, arınıp uykuya yatmak.  Arapçada, iş’âr, yazı ile bildirme, haber verme; işâa, haber yayma, bir haberi herkese duyurma; işari, bilgi yoluyla; işari, parmak kaldırarak riyle toplumun atalarının kimler olduğunu, neler yaptıklarını ezberleyerek koruduğunu yapılan oylama; istiş’âr, yazı ile bildirilmesini isteme; isr, belirti; üstûre, belirtiler; estâr, yazı sıraları; satr, yazı sırası; tastir, yazı açıklıyor. Bu metinler yaratılış kuttörenlerinde okunarak geçmişle bağlar tazeleniyor, yazma; eş’âr, vezinli (ölçülü) ve kafiyeli (uyaklı) sözler; esâtir, hikâyeler, mitler, masallar; işaret, mimik, belirti, alâmet; taştîr, bir şiir türü.
İtalyancada scrittura, yazı; script, İngilizcesi. Scripture, Kutsal Kitap. Japoncada aşide-e, kamışla yazılan yazı. Arapçada istihare, rüyadaki simgeleri okuyarak geleceği bilmek için, arınıp uykuya yatmak. Arapçada yıldız anlamına gelen ahter sözcüğü (Ahter aynı zamanda kadın adı) kanımca İştar sözcüğünün bir türevi olup, S sesinin birçok örnekte görüldüğü gibi, daha sonra H sesine dönüşmesiyle ortaya çıkmış olabilir. Tahir, temiz; tahrir yazma, yazılma. O çağa özgü tarih kavramının da gökyüzüne ilişkin takvim, zaman ve okuma ile bağıntılı olabileceğini düşünüyorum. Tarihini atmak, gökyüzünde falan gökcisminin şu konumda olduğu gün ya da gece anlamına geliyordu önceleri. İştar adındaki -tar sözcük bölümü tarh ve tarih sözcükleriyle bağıntılı görünüyor.
Barbara G: VValker’in verdiği Babil yazmalarından bir bölümde İştar “Bugünleri belleğime yerleştirdim" diyor, iştar bu sözleriyle toplumun atalarının kimler olduğunu, neler yaptıklarını ezberleyerek koruduğunu açıklıyor. Bu metinler yaratılış kuttörenlerinde okunarak geçmişler bağlar tazeleniyor, bir tür tarih dersi veriliyordu. Mitolojilerde bellek tanrısına rastlamadım, bellek tanrıçaları var. İştar’ın görevlerinden biri de bellek tanrıçalığıydı anlaşılan. (10)


Dünyanın her yerinde Venüs, ilksel kadın uygarlaştırıcıların bakış açısını ve icatlarını anlatan sözcük-zincirlerinin (ve dizgelerinin) ikonu olmuştur.

İtalyancada storia, tarih; İngilizcede story, hikâye, masal. Bu sözcükler Arapçadaki esâtir (hikâyeler, mitler, masallar) sözcüğünün türevleri gibi. Hikâye ve tarih sözcükleriyle açıklanan esâtir, storia ve story sözcükleri; soyları anlatan hikâyelerle tarih arasındaki ilişkiyi gösteriyor. G. Thomson ‘Tarihöncesi Ege’’de, kuttörenlerde kadın kahramanların neler yaptığını anlatan öykülerin şiir biçiminde olduğunu ve ezgilenerek söylendiğini, Tunç Çağı ile birlikte kadın kahramanların yerini erkek kahramanların aldığını söyler, İbranice’de görgü kuralları anlamına gelen masoreth. düzen anlamına gelen sidra, âyin düzeni anlamındaki siddur; Arapçada görenek anlamına gelen muaşeret sözcüğü, İştar/Aştoret adlarına odaklanan sözcüklerdir. İştar kültlerinde halkı eğiten, onlara yardımcı olan kadın grupları vardı. Bu sözcükler onlardan kaynaklanmış olabilir: istiturice, İtalyancada mürebbiye, eğitici; istradare, yola koymak, yol göstermek; istrulre, öğretmek, eğitmek. İngilizcede teacher, öğretmen. Arapçada irşat, aydınlatmak, bilgilendirmek; mürşit, ay­dınlatan, bilgilendiren.
İnanna/İştar ilahilerde ip eğirmeyi, dokumayı, giyecek sanatını ortaya çıkaran kadınlardır. Istar, sarma tip ilkel bir dikey dokuma tezgâhının adı. Halı, kilim vb. Kirkitli el dokumalarının yapıldığı bir tezgâh çeşidi. Halı ve kilimlerde en yaygın olanlar göksel motifler. Bunların içinde en çok karşılaşılan ise yıldız. Bize ulaşan belgelerde iştahın simgesi 6, 8 ya da 16 kollu yıldızdır. Bu dokumalar kilim ve halıda olduğu gibi şematik resim yazıların yazıldığı nesnelerdir. Arapçada setr, örtme, kapama; setrî, düz çuhadan yapılmış elbise; sitr, perde, örtü. İştar kır/orman cümbüşlerinin adına düzenlendiği tanrıça olunca müzik aletlerini de etkilemiş; Setâ, üç telli saz; se-târe, üç telli saz (gitar sözcüğünün kaynağı); se-târe, düzen, uyum; sa’ter, kekik (şifalı otlar tanrıçaların adlarından, otacı oldukları için); sa’ter, zafer; sa'teri, soytarı; sa’teri, şen, keyifli kimse. (11)
Gılgamış’ın kibrini ve patolojik narsisizmini yenmek için ona denk yaratılan Enkidu'yu uygarlaştıran bir iştar tapınağının rahibesiydi. Bu rahibe yabanıl adam Enkidu'yu cinsel eğitimle uygarlaştırmaya başlamıştır. Kadınların stratejisi bu oldu; Cinsel ilişkiyle kendilerine alıştırdılar ve ondan sonra diğer uygar davranış biçimlerine geçtiler. Bu yaşam tarzının içini ise karşıt İkilile­rin bir arada olmasını, mücadele ve uzlaşmayla (eşitlik ve özgürlük içinde) daha üst düzeye taşınmasını öneren dünya görüşüyle doldurdular.
Arkaik Türkçede Venüs Yıldızı’nın adı Erlik/Erlig olarak geçer. Yeraltı'nın beyi olan Erlig onun (Sumercedeki yeraltının hanımı Ereşkigal gibi ve onunla ilişkili) karanlık yanını ifade ediyordu. Er- başlangıçta dişil veya ‘dişil ve eril'dir; er- ile yapılan sözcük-zincirleri de kendi başına bütünsellik gösteren bir dünya görüşünü Erlig ve Erlik rehberliğinde, onları merkeze alarak tarif ederler. Erlik ile yapılan sözcük-zincirlerinde de dizgenin şeması, İştar dizgesindeki şema ile ortaklık gösterir. Ancak Şaman zihniyet korunduğu için eşitlik-özgürlük, adalet ve ev­rensellik de çok daha güçlü ifade edilmiştir.  Dünyanın her yerinde Venüs, ilksel kadın uygarlaştırıcıların bakış açısını ve icatlarını anlatan sözcük-zincirlerinin (ve dizgelerinin) ikonu olmuştur. Bu dizgeleri dünyanın her yerinde kadınlar yaptığı ve doğayı, doğadaki diyalektiği (karşıt İkililerle vurgulayarak) örnek aldıkları için hepsinde temel dizge ortaktır. İlksel kadın uygarlaştırıcıların kendilerine özgür olarak yarattıkları dünya görüşü en iyi biçimde Şamanlıkta temsil edilmektedir. Fuzuli Bayat kitaplarında birçok yerde ilk kamların kadınlar olduğunu, ilksel “Şamanlığın (Kamlık) Paleoiitik Çağ’da avcı kültüründe ve merkezi Asya'dan çıktığını” yazar.(12) "Kozmik bilgi kaynağı" olan Şamanlığın kökeninin Paleolitik Çağ avcılığına gidebileceğini ve kadın Şamanlara verilen adlara dayanarak “...ilk Şamanın da kadın” olduğunu veya kadının başlangıçla ilgili olduğunu belirtir. “O hâlde kadın Şaman, köken açısından Mitolojik Ana kompleksine bağlı olup kadın başlangıçla simgelenmiştir.”(13) Sözcük-zincirlerinin ve arkaik kadın dilinin/zihniyetinin görsel karşılığı ve kanıtı, bir tür arkaik piktogram/ideogram yazısı olan kilimlerdir. Kilimlerdeki kozmosa ilişkin şifreler Anne’ dili dikkate alınarak çözülebilir.

Son notlar
(1) Eski Uygurcada Altun veya Aldun, sabah ve akşam yıldızının adıdır (İslam'da Zühre yıldızı). Şamanizmin dışında olduğunu öğrendiğim Altay Bilik düşüncesinde de Sabah Yıldızı, Tang Çolmon, Akşam Yıldızı Engir Çolmon'dur.

(2) Fakat sabah göğün hep aynı yerinde doğan ve saati bildiren Sabah Yıldızı'nın çok yakınından bir başka yıldız daha doğar. Bu yıldız da sabah onun doğduğu yerin yakınında ve o doğmadan önce göründüğü için, insanlar saatte yanılırlar. Bu nedenle o yıldıza felâket getiren anlamında. Kervan Kıran, Sarı Yıldız gibi adlar verilir. Ne var ki bu aldatan özellikde Venüs'e yüklenir: Venüs başa belâ getiren, aldatan, hastalık veren, kötü, güvenilmez kadın kimliğini de temsil etmeye başlar.

(3) Sumer tanrılarının büyukanası Tıamat da kocası olarak kimi seçiyorsa onun boynuna kader tabletini asar. Yani kil tablete henüz ıslakken yazdığı iyi kaderi (o erkeğini seçerek kral yapmıştır) iple boynuna asar. Bu kil tablet yasa hükmünde olmaktadır; yasanın ilk örneğidir. Anadolu'da Türkmen/Yörük kadınların ağzında kilimin adı Yazgı'dır. Kilimdeki arketipsel İşaretler çok eski çağlarda bir tür ideogramdı. Animistik inançlardan önceki ilksel kadın Şamanların yorumlarına bağlı imgelerdi. Yenilmez kadın kimliğini de temsil etmeye başlar.

(4) Alice Marriot/ Carol K. Rachlin, Kızılderili Mitolojisi, Çeviren: Ünsal Özünlü, imge Kitabevi, Ankara. 2003. S. 127.

(5) Frank Johnson Newcomb, Navaho Halk Öyküleri. Çeviren: Ayşen Türkmen, Epsilon Yayınları, 2002, s. 98.

(6) Frédéric de Towarnicki, (Anılar ve Günlükler) Martin Heidegger. Çeviren: Zeynep Durukal, YKY, 2008, s. 120.

(7) Bkz. Jean Bottéro, Eski Yakındoğu-Sümer'den Kutsal Kitap’a-, Dost Kitabevi. Ankara. 2005, s. 190.

(8) Birkaç gün önce caddede yürürken elime bir kâğıt tutuşturuldu: Baktım, kahve lalında çıkan işaretlerin ne anlama geldiğini açıklayan bir kahve falı broşürü. Yıldız işareti 'yolculuk, yol’ diye açıklanmış.

(9) Eski Türkçe ıldız sözcüğündeki -Id.z ile st.l- kodlarını (İtalyancada Stella yıldız demek) yan yana getirsek temelde aynı sözcüğün değişkeleri olduğunu görürüz. Ildız sözcüğündeki L yerine R koysak, ırdız -rd.z İle st.r sözcüğünün temelde aynı olduğunu görürüz: İştar, star, ırdız! Stella, ıldız sözcüklerindeki kodun ortak olduğu net biçimde ortadadır (Stella, İtalyancada yıldız). R/L değişimi. T ® değişimi. S/Ş ve S/Z değişimi olmuştur, o kadar.

(10) Arapçada tarh sözcüğü, atma, koyma, bırakma, dağıtma, bölme, seçme, atama, kurma, hazırlama, düzenleme, matematikte çıkarma ve son olarak da süslemek desen anlamlarına geliyor.

(11) iştar odaklı Arapça -pek azı Farsça olan- bu sözcükler Ferit Devellioğlu'nun Osmanlıca-Tûrkçe Ansiklopedik Lügatinden alınmıştır. Sözcüklerin Arap­ça aşıtları Irak’ta, Arap Yarımadası’nda, Mısır'da biraz değişse bile asıl temel işitim kodlarını bozmayacak, iştar'daki işitim kodları genetik kodlar gibi (mem kuramına bağlı olarak) devam edecektir.

(12) Prof. Dr. Fuzuli Bayat, Ana Hatlarıyla Türk Samanlığı, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul, 2009, s.

129, 124, 122. Ayrıca bkz: Prof. Dr. Fuzuli Bayat. Türk Kültüründe Kadın Şaman, Ötüken Neşriyat A.Ş., İstanbul, 2010.

(13) Prof. Dr. Fuzuli Bayat, Ana Hatlarıyla Türk Şamanlığı, Ötüken Neşriyat A.Ş., 2006, s. 127-28.

Bu yazı Bilim ve Ütopya'nın Mayıs 2014 sayısında yayımlanmıştır.

Antropoloji
Etiketler
tanrıça