Karatani’nin izonomisi: İyonya’nın Yunanlığı iki kez icat edildi

Karatani’nin izonomisi: İyonya’nın Yunanlığı iki kez icat edildi

Karatani izonomi kavramını, felsefe tarihinin en yerleşik alışkanlıklarından birini yıkmak için kullanıyor. İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, felsefenin gerçek doğum yerinin Atina olduğu, İyonya’nın ise bu doğuma yalnızca zemin hazırlayan bir öncül aşama sayıldığı kabulü hedef alıyor. Kitabın iddiası açık: İyonya’yı Yunanlığın bir uzantısı, bir öncü şubesi sayan okuma, Atina’yı felsefenin ve Avrupa’nın kökeni ilan eden bir tarih yazımının geriye dönük kurgusudur. Kojin Karatani bu kurgunun nasıl imal edildiğini adım adım gösteriyor.

Meselenin bizim açımızdan ayrı bir tarafı daha var. Britannica’nın maddesinde de yazdığı gibi İyonya, Anadolu’nun batı kıyısındaki bir bölgenin adı — bugün Türkiye sınırları içinde. Milet, Efes, Foça, Bodrum. Yani bu, uzak bir antik dünya tartışması değil.


Karatani’nin izonomisi: İyonya’nın Yunanlığı iki kez icat edildi

Atina Merkezli Bakış Nereden Geliyor?

Karatani, Platon’un Phaidon‘da Sokrates’i felsefenin odağını doğa soruşturmasından insan davranışının amaçlarına kaydırdığı için övmesini, Aristoteles’in de Sokrates öncesi düşünürleri sadece “doğa filozofları” diye sınıflandırmasını hatırlatıyor. Bu değerlendirmelerin ardından şunu yazıyor:

“Bu manzara, Platon ve Aristoteles gibi daha sonra gelen Atinalı filozofların önayak olduğu bir önyargıdır.”

İyonyalı düşünürlerden elimizde çok az belge kaldığı için bu önyargıyı sarsmak kolay değil. Öyleyse İyonya’yı yeniden görünür kılmanın ilk koşulu şu: “Söz konusu önyargıdan kurtulmak için ilkin bu Atina merkezli perspektife kuşkuyla yaklaşmak zorundayız.”

Sonra listeyi çıkarıyor: Alfabenin Fenike yazısından uyarlanması, fiyatların bürokratik buyruk yerine pazarda belirlenmesi, para basımı teknolojisinin Lidya’dan alınıp geliştirilmesi… “Antik Yunan kültürünün bir kaynağı olan Homeros’un eserleri de İyonya lehçesinde yazılmıştır.”

Bu listeye bakınca ortaya çıkan tablo şu: Atina’nın kendi başarısı saydığı şeylerin teknik altyapısı Ege’nin doğu kıyısında kurulmuştu. Doğa felsefesinin kurucu isimleri de oradan çıktı; Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes’in üçü de Miletli. Nitekim Thales’in bir Güneş tutulmasını önceden bildirmesi, doğa olaylarını tanrısal irade yerine düzenli nedenlerle açıklayan bakışın ilk somut kayıtlarından biri sayılır.

Mübadele Tarzları: Karatani İzonomi Kavramını Nereye Oturtuyor?

Karatani izonomi tartışmasını havada bırakmıyor; kendi geliştirdiği mübadele tarzları şemasına oturtuyor. Klan içi armağan değiştokuşunu A tipi mübadele, hükmedenle hükmedilen arasındaki haraç-koruma ilişkisini — yani devletin kökenini — B tipi mübadele, topluluklar arası meta alışverişini C tipi mübadele olarak adlandırıyor. Bunların hiçbirine indirgenemeyen dördüncü bir tarz daha var:

“D tipi mübadele, A’yı daha yüksek bir düzeyde yeniden kurmaya çalışır. Ancak, önce A olumsuzlanmadan D gerçekleştirilemez.”

Yani D tipi mübadele, klanın karşılıklılığını korur ama onu akrabalık sınırından kurtarır. Eşitlik burada özgür bir katılımın ürünüdür; kan bağının bir sonucu olmaktan çıkar.

Karatani izonomiye bu şema üzerinden bakıyor. Lao Tzu’nun “eylemsizlik ve doğallık” fikrini D tipi mübadeleye bağladığı pasajın hemen ardından şöyle yazıyor: Dinde, felsefede, etikte MÖ 6. ve 5. yüzyılda dünya çapında yaşanan sıçrama, “insanlık tarihinde D tipi mübadelenin ortaya çıkışını imler. İyonya’da ‘felsefe’nin doğuşunu tekrar düşünme çabamın nedeni işte budur.”

Bu çerçeveye yerleştirildiğinde İyonya, tekil bir kültürel başarı olmaktan çıkıyor: Buda’nın Hindistan’da, Lao Tzu’nun Çin’de, peygamberlerin İsrail’de aynı yüzyıllarda gerçekleştirdiği dünya tarihsel bir dönüşümün Ege kıyısındaki versiyonu haline geliyor. Derginin Eski Yunan’dan Bir Asır Önce Felsefe Hint’te Başladı sayısında işlediğimiz mesele de tam olarak buydu.

Karatani’nin izonomisi: İyonya’nın Yunanlığı iki kez icat edildi

Akrabalık-sız Bir Topluluk: İyonya Nasıl Kuruldu?

Karatani izonomiyi kültürel bir öncelik meselesi olarak değil, toplumun kuruluş ilkesi olarak ele alıyor. Asıl iddiası burada somutlaşıyor.

Atina ve Sparta, kabile konfederasyonları olarak kurulmuştu; akrabalık bağı hâlâ yurttaşlığın temelinde duruyordu. Perikles döneminde bile yurttaşlık soy bağıyla belirleniyor, başka polis‘lerden gelenler dışlanıyordu. İyonya’nın koloni şehirleri ise farklı bir malzemeden kurulmuştu: onları kuranlar, klan ve kabile geleneklerini geride bırakmış göçmenlerdi.

Karatani bu oluşumu Almanca bir terimle adlandırıyor: “kısıtlama ve imtiyazların kaldırılmış ve yeni bir sözleşme topluluğunun (schwurgemeinschaft) doğmuş olması.”

“İyonya olmadan muhtemelen Atina’nın kültür ve siyaseti de asla olmazdı” diye yazıyor Karatani; ama hemen ardından şunu ekliyor: Atinalılar İyonya’nın sürekli etkisine maruz kalırken bu etkiyi bastırmak için de gayret gösterdiler.

Karatani İzonomi ile Demokrasiyi Neden Ayırıyor?

Buradan doğan siyasal ilkeye Karatani izonomi diyor — demokrasiyle sık sık aynı kefeye konsa da kendine özgü bir kategori:

“İzonomi (hükmetmenin olmaması) İyonya’nın şehir-devletlerinde yalnızca bir fikir değil, yaşanan bir gerçeklikti.”

Farkın maddi temeli toprakta. Toprağa bağlı olmayan biri, başkasının toprağında çalışmak yerine rahatlıkla yeni bir şehre göç edebiliyordu; büyük toprak sahipliğinin önü böylece kesiliyordu. Karatani bu ekonomik hareketliliği siyasal eşitliğin koşulu sayıyor: “Bu anlamda özgürlüğün eşitliğe sebep olduğunu söyleyebiliriz.”

Atina’da ise para ekonomisinin gelişmesi tam tersi bir sonuç doğurmuş, çok sayıda yurttaşı sözleşmeli köleliğe sürüklemişti. Yani demokrasi orada eşitliği üretmedi; eşitsizliği yönetmenin biçimi oldu. Karatani izonomi ile demokrasi arasına koyduğu mesafe tam da bu: biri hükmetmenin yokluğu, diğeri hükmetme hakkının paylaştırılması. İkincisi için bir hükmetme aygıtının önce kurulmuş olması gerekir.

Karatani’nin izonomisi: İyonya’nın Yunanlığı iki kez icat edildi

İon’un İcadı: Bir Soyağacı Nasıl Uydurulur?

Kitabın en keskin cümlesi bir dipnotta duruyor.

Atinalı Thukydides, Peloponnesos Savaşları‘nda İyonya şehirlerinin Atinalı göçmenlerce kurulduğunu yazar. Oysa bu anlatı, Atina imparatorluğu İyonya bölgelerini kendi egemenliği altına aldıktan sonra ortaya çıkmıştır. Euripides’in İon tragedyası da aynı işi görür. Karatani’nin notu şöyle:

“Euripides’in trajedisi İon, Atina’nın kurucusunun İon olduğu yönündeki görüşü yaygınlaştırmıştır. İon, yani bir İyonyalı: Atina emperyalizmine uygun bir ideolojidir bu.”

Karatani izonominin nasıl unutulduğunu da aynı yerden izliyor. Herodotos’un kendisi İyonyalıydı; ama İyonya kentlerinin uzun süre Pers egemenliğinde kaldığı bir dönemde yetiştiği için izonomiyi artık Atina demokrasisinden ayırt edemez olmuştu: “İzonomi bir kelime olarak varlığını sürdürse de bir zamanlar İyonya’da sahip olduğu anlamı kaybetti.”

Soy bağı burada bir köken meselesinin sınırlarını aşıp doğrudan bir siyasal meşruiyet aracına dönüşür. Atina, kendi imparatorluğunu genişletirken İyonya’yı kendi soyundan, kendi kuruluşundan sayan bir anlatıya ihtiyaç duyar. İyonya’nın akrabalık dışı, kendi başına kurulmuş bir topluluk olması bu anlatının önünde bir engel oluşturur. Euripides’in sahnelediği köken efsanesi, tam da bu engeli ortadan kaldırmak için işler.

İyonya Neden Çöktü?

Karatani izonominin çöküşünü de aynı toplumsal mantıkla açıklıyor:

“İyonya şehir-devletlerinin düşme nedeni, savunma için yeterli askerî güce sahip olmamalarıydı. Ticaret ve üretimi ön plana çıkarırken askerî meselelere pek önem vermemişlerdi.”

Atina ve Sparta gibi savaşçı-çiftçi toplulukların askerî zorunluluktan doğurduğu demokrasi, İyonya’nın izonomisinden bambaşka bir kökene sahipti. Burada acı bir simetri var: İyonya’yı eşit kılan şey — hükmetme aygıtını hiç kurmamış olması — onu savunmasız da bırakmıştı. Kentler MÖ 6. yüzyılın ortasında Pers egemenliğine girdi; İyonya ayaklanması ise Milet’in yıkılmasıyla sonuçlandı. Bundan sonrasında İyonya, kendi adına konuşan bir özne olmaktan çıkıp önce Pers, sonra Atina imparatorluğunun bir eyaleti olarak anılacaktı.

İki Kez İcat Edilmiş Bir Aidiyet

Karatani izonomi üzerinden izlediği hat, İyonya’yı Yunan felsefesinin taşrası olmaktan çıkarıp kendi toplumsal-ekonomik mantığı olan ayrı bir oluşum olarak yeniden kuruyor: akrabalık bağının çözüldüğü, toprağın sabit mülkiyet nesnesi olmaktan çıktığı, göçün bizzat bir hak sayıldığı bir topluluk.

İyonya’yı sonradan “Yunan” kategorisinin içine yerleştiren okuma, Atina’nın kendi imparatorluk çağında ürettiği İon efsanesiyle başlar. Aynı efsane, on dokuzuncu yüzyılın Atina’yı Avrupa felsefesinin beşiği ilan eden klasik filoloji geleneğinde ikinci kez, bu sefer bilimsel bir kılıfla tekrarlanır.

İyonya’nın Yunanlığı böylece iki kez icat edilmiş bir aidiyettir: Bir kere Atina imparatorluğunun kendi soyağacını genişletme ihtiyacıyla, bir kere de Avrupa’nın kendi felsefi kökenini tek, saf ve Batılı bir kaynağa bağlama ihtiyacıyla.

Bu Tartışma Neden Anadolu’yu İlgilendiriyor?

Burada bir yanlış anlamayı baştan kesmek gerekiyor. Karatani izonomi tartışmasından çıkan sonuç “İyonya aslında Yunan değildi, bizimdi” değil. Böyle bir cevap, Atina’nın yaptığı işi taraf değiştirerek tekrarlamak olurdu: Bir soyağacının yerine bir başkasını koymak. Kitabın bütün gücü tam da buna karşı çıkmasından geliyor — İyonya’nın ayırt edici özelliği belli bir kandan gelmesi değil, hiçbir kandan gelmemesidir.

İtiraz coğrafi ve tarihsel. Milet, Efes, Foça ve Bodrum bugün Türkiye’nin batısında duruyor; bu kentlerde kurulan şey de Ege’nin iki yakasıyla Lidya, Frigya, Fenike, Babil ve Mısır arasındaki alışverişin ürünüydü. Alfabe Fenike’den, sikke Lidya’dan, gök gözlemlerinin birikimi Mezopotamya’dan geldi. Bütün bunları tek bir “Yunan mucizesi”ne bağlamak, bilimin kuşaklar ve halklar arasında aktarılan ortak bir emek olduğu gerçeğini siliyor. Bu hattı dergimizde daha önce Grek-Hellen merkezci Anadolu yaklaşımının eleştirisi ve İskender Yunan değildi yazılarında da işlemiştik.

Karatani’nin kitabı bu çifte icadın altını kazıyor ve İyonya’yı kendi tarihsel-toplumsal zeminine, göçmenlerin akrabalık-sız topluluğuna geri veriyor. Bugün bu tartışmayı sürdürmenin bir sebebi var: Felsefenin kökenini tek bir şehre, tek bir soya ve tek bir kıtaya bağlayan anlatı, bilginin bugün kimin mülkü sayılacağını belirleyen anlatıyla akrabadır. Soruyu sormayı sürdürüyoruz: Bilim kimindir?

Bu yazı, Kojin Karatani’nin Ahmet Nüvit Bingöl çevirisiyle Metis Yayınları tarafından basılan İzonomi ve Felsefenin Kökenleri kitabı üzerine dergimizin değerlendirmesidir. Alıntılar kitabın Türkçe baskısındandır. İyonya’nın tarihsel coğrafyası için Britannica’nın Ionia maddesine bakılabilir.

Paylaş
Paylaş: