Bize Ulaşın

     

Karanlık Çağlar: Gerçekten karanlık mı?

Antik Yunan bilim ve felsefesinin genellikle Milet Okulu (M.Ö. 600’ler) temsilcileriyle başladığı kabul edilir. Bu okulun kurucusu ve ilk temsilcisi Thales (624-546) ilk Yunanlı filozof, astronom ve matematikçidir. Bir filozof olan Thales aynı zamanda astronom ve dedüktif geometriden bahseden ilk matematikçidir. Antik Yunan bilimi onunla başlamış ve gelişmiştir. Thales'in yaşadığı dönem bilim ve kültür tarihinde Hellen Dönemi (600’ler-323) olarak adlandırılır. Yunan bilimi başlangıcı 323 olarak belirlenen Hellenistik Dönem'le (323-30) birlikte gelişmiş ve bu dönemde oldukça önemli filozoflar ve bilim insanları yetişmiştir. Hellen ve Hellenistik dönemlerde yaşamış olan Platon (427-347), Aristoteles (384-322), Aristarkos (310-230), Archimedes (287-212) bu bilim insanlarından birkaçıdır.

Hellenistik Dönem bu dönemin bilim ve kültür merkezi olan İskenderiye'yi Romalıların almasıyla kapanmış 30 yılında Roma Dönemi başlamıştır. Romalılar bilimin daha çok kılgısal (teknik) kısmına ağırlık vermişler kuramsal (teorik) çalışmalarda çok fazla başarı gösterememişlerdir. Bu dönemde kuramsal çalışmalar yine Yunanlılar tarafından ortaya konmuştur. Bunlar arasında Batlamyus (M.S. 150’ler), Galen (130-210) sayılabilir.

Her ne kadar Romalılar kuramsal çalışmalara ağırlık vermese de Yunan biliminin taşıyıcısı olmuşlardır. M.S. 4. yüzyılda ise Roma çöküş dönemine girmeye başlamıştır. Bir taraftan Kuzey’den gelen kavimlerin saldırıları sonucunda siyasi gücünü yitirmeye başlayan Roma İmparatorluğu, diğer taraftan ortaya çıkan yeni dine yani Hıristiyanlığa karşı da tavır almıştır. Ancak Roma bu yeni dine karşı koyamadı. Yöneticiler, devleti kurtarmak için, bir süre sonra Hıristiyanlarla anlaşmak mecburiyetinde kaldılar ve İmparator Konstantin, 312 yılında Hıristiyanlığı Roma’nın resmi dini olarak kabul etti. 326’da, İmparatorluk başkentini, Roma’dan Byzantion’a taşıdı ve sonradan Konstantinopolis (İstanbul) adıyla tanınan bu şehirde yeni bir medeniyet merkezinin temellerini attı. Bu tarihten sonra, Yunan ve diğer Ortadoğu dinlerinin direnmesine rağmen, Kilise gittikçe genişledi ve güçlendi.

M.S. 400'lerde başlayan ve yaklaşık 600 yüzyıl süren (M.S. 1000'lere kadar) bu dönem bilim ve düşünce tarihinde Karanlık Çağ (ya da Karanlık Çağlar) olarak adlandırılmaktadır. M.S. 1. yüzyılda başlayan Ortaçağ düşüncesinin gelişmesiyle birlikte ortaya çıkan bu tarihsel süreç Patristik Dönem olarak adlandırılan dönemin belli bir kısmını temsil eder ve bilimin gelişmediği hatta gerilediği bir zaman dilimidir. Bu dönem Ortaçağ’da Hıristiyan inancını benimsemiş düşünürlerin, klasik felsefe karşısında tavır almalarıyla başlamıştır. Bu tavır alış klasik felsefeyi yok etmek, ya Hıristiyanlık içerisinde eritmek ya da Hıristiyan dinini savunmak için yararlanmak biçimde açığa çıkmaktadır. Bu bağlamda, Patristik Dönem’de işlenen felsefe de putperestliğe karşı Hıristiyan inancını savunmayı amaçlayan bir felsefe anlamındadır.

Kilise Babaları’nın Hıristiyanlığı savunmak ve yaymak için sergilemiş olduğu bu çabalar sonucunda, felsefe bütünüyle dinsel bir kimliğe bürünmeye başlamış ve klasik dönem felsefesi ve bilimi yavaş yavaş ortadan kalkmaya yüz tutmuştur.

Pozitif bilimler M.S. 300 yılından sonra belli akademiler tarafından muhafaza edilmekteydi. Bunların içinde en önemlileri İskenderiye'deki akademilerdi. Buna karşın M.S. 400'lerden sonra doğa felsefesi ve bilim durgunluk safhasına girdi. Bunun iki önemli nedeni vardı. Birincisi Roma'nın istilalarla tehdit edilmesi ve bu nedenle parçalanma sürecine girmesi, ikincisi ise Hıristiyanlığın doğmasıyla birlikte düşüncede dinileşme hareketinin yükselmesiydi. İkinci nedenden ötürü Yunanlılar tarafından savunulan ve bilim ve felsefeyi canlandıran doğru bilgiyi arayış yerini doğru davranış arayışına terketti.

Prof. Dr. Yavuz UNAT
Kastamonu Üniversitesi Felsefe Bölümü

Yazının tamamı Bilim ve Ütopya'nın ekim 2017 sayısında!