Avcı kadın: Arkeolojik kanıtlar

Avcı kadın: Arkeolojik kanıtlar

Avcı kadın, Bilim ve Ütopya‘nın Kasım 2024 tarihli 365. sayısının dosya konusuydu: “Tarih öncesinde kadın avcı mıydı toplayıcı mıydı?” Aşağıdaki metin, Cara Ocobock ve Sarah Lacy’nin 2024’te American Anthropologist dergisinde yayımlanan makalesinin dergide yer alan geniş özetinden kısaltılmıştır. Türkçeleştiren: Gökalp Erbaş.

Dergi, özetin girişinde şunu not ediyordu: Erken Paleolitik toplumların daha eşitlikçi olduğu ve cinsel iş bölümüne dair güçlü kanıtların tarımla, Neolitik dönemle ortaya çıktığı tespiti, kadın ile erkek arasındaki eşitsizliğin sınıflı toplumların ürünü olduğunu gösteriyor.

Avcı erkek ile toplayıcı kadın imgesi ders kitaplarına yerleşti

Cinsel iş bölümüne ilişkin güçlü arkeolojik kanıtlar, tarımın ortaya çıkışı ve Neolitik dönemle ilişkilendirilmekte ve insan toplumlarının erken Paleolitik dönemde daha eşitlikçi olduğunu göstermektedir. Bu durum, Mel Brooks’un History of the World filminde bir mağara adamının bir kadının kafasına vurup onu bir mülk olarak mağaraya geri sürüklemesi gibi popüler Paleolitik imajla tezat oluşturmaktadır.

Yakın zamanda yapılan araştırmalar, Paleolitik ders kitaplarının ve müze görsellerinin zaman içinde erkekleri merkeze alma konusunda daha az değil, daha fazla önyargılı hâle geldiğini ortaya koymuştur. “Kahraman Avcı Erkek” ve “arka plandaki Toplayıcı Kadın” imgeleri paleoantropolojinin kamusal yüzü hâline gelmiştir.

“Avcı Adam” terimi 1968’de Lee ve DeVore’un aynı adı taşıyan derleme kitabıyla yerleşmiştir. Bu tezin sürdürülmesi, modern toplayıcı çalışmalarının geçmişe yanlış uygulanmasıdır: Modern toplayıcılar yaşayan fosiller değildir. Sosyal yapıları zaman içinde evrim geçirmiş, tarımcı komşularından etkilenmiş, sömürgeci yöneticilerin ve dışarıdan araştırmacıların gözünden yorumlanmıştır. Geçen yüzyılda toplayıcı etnografilerinde araştırmacılar ağırlıklı olarak erkekti ve kadınlara ait alanlara erişimleri yoktu.

Fernand Cormon tablosu: ayı avından dönen tarih öncesi avcı erkekler, geride kadınlar ve çocuklar
Fernand Cormon, Taş Devri: Ayı avından dönüş, 1884. Avcı erkekler önde, kadınlar ve çocuklar geride: tarih öncesinin 19. yüzyıldan kalma tanıdık resmi.

Taş aletler hiçbir zaman cinsiyet taşımadı

Taş aletlerin incelenmesi Paleolitik arkeolojinin temel taşıdır. Çakmaktaşı yontmanın sıklıkla yalnızca eril bir faaliyet olduğu varsayılır. Ders kitaplarına ve dergi kapaklarına yerleştirilen alet resimlerinin kazıyıcılar ve tığlar yerine uçlar ve el baltaları olması göze çarpan bir tercihtir. Av aletleri erkeksi, işleme aletleri kadınsı ve “daha basit” sayılır. Oysa bu çelişkili bir fikri ortaya çıkarmaktadır: Tüm taş aletleri erkekler üretiyorsa, işleme aletlerini kadınlar için mi yapıyorlar?

Büyük memelileri avlamak sürecin sadece yarısıdır; kasaplık ve pişirme olmadan akşam yemeği, tabaklamadan deri olmaz. Pek çok araştırmacı bu iş akışının ilk yarısına takılıp kalmış ve bu yarıyı erkeksi yarı olarak tasavvur etmiştir.

Paleolitik Çağ’da farklı alet türlerinin bir cinsiyetle ilişkilendirildiğine dair gerçek bir kanıtımız yok. Neolitik Çağ’ın aksine, Paleolitik Çağ’da gömülere yerleştirilen alet türlerinde cinsiyet farklılığı yoktur. Neandertallerde deri işlemeyle ilişkili olduğu varsayılan ön diş aşınması tüm cinsiyetlerde eşit olarak mevcuttur. Bu doğruysa, deri işleme Orta Paleolitik Çağ’da herkesin işiydi.

Ok ve yay, av ağları ve balık kancaları gibi yeni teknolojiler avlanmak için gereken gücü azaltmıştır. Kadınların neden avlanmadığına dair sunulan bahaneler (çocuk bakımı, emzirme, daha az üst beden gücü) göz önüne alındığında, bu yenilikler küçük çocuğu olan kadınların avlanmaya katılmasını ancak kolaylaştırmış olacaktır.

Mağara sanatçılarının çoğu muhtemelen kadındı

Paleolitik sanatçılara dair elimizdeki kanıtlar ağırlıklı olarak el izlerinden gelmektedir. İkinci ve dördüncü parmak oranları rahimde maruz kalınan testosteronu yansıtır ve cinsiyete özgü bir örüntü gösterir. Mağara duvarlarındaki el izlerinin incelenmesi, incelenenlerin %75’inin kadın olduğunu göstermektedir. Bu, pigmenti doğrudan kadınların eline verdiği için önemli bir çalışmadır. Eğer mağara sanatının bu formunu üretiyorlarsa, neden diğer sanat formlarını üretmesinler?

Paleolitik dönemdeki kesin av görüntülerinin hiçbiri modern bir izleyicinin cinsiyetlendirilmiş olarak yorumlayabileceği biçimler göstermez; bunlar genellikle çubuk figürlerdir. Oysa döneme ait diğer eserler, sanatçıların kadın ve erkek vücut şekillerini nasıl tasvir edeceklerini bildiklerini gösteriyor.

Hohle Fels Venüsü, mamut fildişinden oyulmuş kadın figürü
Hohle Fels Venüsü, yaklaşık 40.000 yıl önce mamut fildişinden oyulmuş, bilinen en eski kadın figürü. Blaubeuren Tarih Öncesi Müzesi. Fotoğraf: Hannes Wiedmann, CC BY-SA 4.0

İskeletler kadının da ağır iş yaptığını gösteriyor

Kadınları avcılıktan dışlayan bir cinsel iş bölümüne karşı en doğrudan kanıtlardan bazıları iskelet kalıntılarından gelmektedir. Bilinen 25 yaşın üzerindeki her Neandertal’in en az bir iyileşmiş kırık kemiği vardır ve vücuttaki travma yerlerinde cinsiyet farkı bulunmamaktadır. Bu, yaşam boyunca herkesin benzer riskli faaliyetlerde bulunduğu anlamına gelir; bunlardan biri de pusu kurarak avlanmak olabilir. Neandertaller arasında tekrarlayan faaliyetlerden kaynaklanan artritte de cinsiyet farkı görülmüyor.

Tarih öncesi kadınların kol ve bacak kemiği gücü üzerine yapılan bir çalışma, bazı bireylerin bugünün hareketsiz kadınlarına, diğerlerinin ise aşırı dayanıklılık sporcularına benzer örüntüler sergilediğini ortaya koymuştur. Kadınlar muhtemelen tarih öncesi faaliyetlerin tamamında yer alabilen genelcilerdi.

Buna karşın Neolitik dönemde cinsiyete göre farklılaşan iskelet örüntülerine dair pek çok örnek bulunmaktadır: kadınların öğütme taşıyla çalışmak gibi yorucu işler yapması, ama aynı zamanda ataerkil hiyerarşilerin kurulması. Evrimsel tarihimizde cinsel iş bölümünün bu örnekleri oldukça geç ortaya çıkmıştır ve tarımsal yaşama geçişle görülen toplumsal değişikliklerin özelliklerindendir.

Paleolitik mezarlar kadın ile erkeği ayırmadı

Paleolitik Çağ’da kadın ve erkeklerin eşit kaldığı bir başka alan da ölümdür. Pleistosen’in büyük bölümünde ölülere yapılan muamelede ne gömü tipinde ne de mezar nesnelerinde tutarlı bir cinsiyet farkı yoktur. Daha yakın kültürlerde bu ilişkiyi araştıran derin literatür göz önüne alındığında, Paleolitik Çağ’da bu ilişkinin olmaması dikkat çekicidir. Önerilen hipotezlerin hiçbiri bütün yetişkin erkeklerin tercih edildiğini veya daha yüksek statüye sahip olduğunu desteklememektedir.

Küçük grup büyüklükleri de uzmanlaşmış ya da cinsiyete dayalı rolleri desteklemez; seyahat eden bir grupta yalnızca bir avuç yetişkin olduğunda bireylerin genelci olması gerekir.

Avcı kadın bugün de ava çıkıyor

Kuzeydoğu Asyalı Ainu kadınları köpeklerin yardımıyla büyük av hayvanlarını avlamaktadır. Amazon Matses kadınları kocalarıyla birlikte avlanmakta, Avustralyalı Martu kadınları erkeklerden daha istikrarlı et üretimi sağlamaktadır. Anderson ve meslektaşları yakın zamanda etnografik literatürü yeniden gözden geçirmiş ve son dönem toplayıcı kültürlerin kayıtlarının %79’unda kadınların avlandığına dair tanımlamalar bulmuştur. Bu avcılık çoğunlukla kasıtlıdır, fırsatçı değildir.

Filipinler’deki Agta’larda kadınlar ve erkekler avlanmaya eşit zaman ayırmakta, çocuklu kadın avcıların başarısında ya da çocuk ölümlerinde olumsuz bir etki görülmemekte, kadınlar adet görürken ve bebek emzirirken avlanmaktadır. Bu, kadınların üremesinin onları doğal olarak avlanmaya uygunsuz kıldığı fikrine meydan okumaktadır.

Yazarların sonucu açık: “Erkeklerin avlanmadığını iddia etmiyoruz. Kadınların da avlanmaya katılmadığı varsayımına meydan okuyoruz.” Silahla avlanmak benzersiz bir insan davranışıdır ve cinsiyetten bağımsız olarak geçmişteki tüm insanlara aittir.


Bu metin, Cara Ocobock ve Sarah Lacy’nin American Anthropologist‘te yayımlanan makalesinin, Gökalp Erbaş’ın Türkçeleştirdiği ve Bilim ve Ütopya‘nın Kasım 2024 tarihli 365. sayısında yer alan özetinden kısaltılarak alındı. Dosyanın öteki yazılarıyla birlikte 365. sayıda: 365. sayı

Paylaş
Paylaş: