Epistemik bir tavır olarak agnostisizm

Epistemik bir tavır olarak agnostisizm

Agnostisizm, Bilim ve Ütopya‘nın Eylül 2021 tarihli 327. sayısının kapak konusuydu. Aşağıdaki metin, o dosyada yer alan Prof. Dr. Hasan Aydın (Ondokuz Mayıs Üniversitesi Felsefe Bölümü) imzalı “Epistemik bir tavır olarak agnostisizm” yazısının kısaltılmış hâlidir. Yazının tamamı, dipnotlarıyla birlikte 327. sayıda.

Agnostisizm Yalnız Tanrı Sorusuyla Sınırlı Değil

Agnostisizm sözcüğü, etimolojik olarak Yunancada “bilinmeyen”, “bilememek” anlamlarına gelen agnostos kelimesinden gelmektedir. Türkçeye bilinemezcilik olarak çevrilir. Genelde agnostisizm, din felsefesine ait bir kavram olarak düşünülür; Tanrı ve ruhun ölümsüzlüğü gibi dinsel doğmaların bilgisine sahip olunamayacağını ifade eder.

Agnostisizmin din felsefesine ait bir sözcük olarak şöhret bulmasında, sözcüğü ilk kez kullanan biyolog T. Huxley’in etkisi yadsınamaz. Huxley, kendi kendisine bir ateist mi, teist mi, panteist mi, materyalist mi yoksa idealist mi olduğunu sorduğunda kesin bir sonuca ulaşamadığını görür. Ona göre bağımsız düşünürler hariç diğerlerinin tümü, kesin bir “gnosis”i elde ettiklerinden ve varoluş sorununu çözdüklerinden emindiler. Oysa kendisi böyle bir bilgiye sahip olmadığından neredeyse emindir.

Buna rağmen agnostisizm sözcüğünü din felsefesiyle sınırlamak olanaksızdır; çünkü varlık, bilgi ve değerler alanıyla ilgili her konuda agnostik bir tavır takınılabilir. Agnostisizm, bilmek, inanmak, şüphe duymak gibi özde epistemolojik bir tavırdır. Bunu görmek için günlük yaşamda sık sık kullanılan şu cümleler üzerinde düşünmek yeterlidir: “Onun doğruyu söyleyip söylemediğini bilmiyorum.” “UFO’ların var olup olmadığını bilmiyorum.” “Tanrı’nın var olup olmadığını bilmiyorum.” “Yarın başıma nelerin geleceğini bilmiyorum.”

Bilmiyorum Ama İnanıyorum Demek Çelişki Değil

Bu cümlelerden yola çıkarak şu sonuçlara ulaşmak olasıdır. Hiçbir saçmalığa ve çelişkiye düşmeksizin hemen her konuda agnostik cümleler kurmak olasıdır. Ancak cümlelerin yüklemlerini aynı anda hem biliyor hem bilmiyor şeklinde düzenleyemeyiz; bu çelişkiye düşmek olur.

Agnostisizm: bilmiyorum ama inanıyorum ikiliğini simgeleyen iki yüzlü Janus başı

Fakat aynı anda hiçbir çelişkiye düşmeksizin bilmiyorum ama inanıyorum diyebiliriz. Bir Tanrı’nın olup olmadığını bilmiyorum ancak olduğuna inanmıyorum demek çelişik değildir. Bu durum gerçekten ilginçtir; aynı anda hem agnostik olmak hem de agnostik olduğumuz şeye inandığımızı söylemek ya da tersini ifade etmek olasıdır.

Dilsel açıdan mutlak agnostisizmi ifade etmek mümkündür; “insan hiçbir şey bilemez” diyebiliriz. Ancak bu tür deyişler paradoks oluşturur: hiçbir şeyin içerisine, “hiçbir şey bilemez” yargısı da dâhil olmuş olur. Mutlak agnostisizm paradoksaldır, hatta bazen iç çelişkilidir. Kısmi agnostisizm ise olasıdır; insan bazı şeyleri bilir bazı şeyleri bilemez demekte herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Daha önce bilmediğimiz bir şeyi, gerekçeler oluştukça bilir hâle gelebiliriz.

Bilgi İddiası Üç Koşul İster

Epistemolojik bir tavır olarak agnostisizm bilmenin karşıtı olduğuna göre, onu anlamak için bilgi nedir sorusu önem kazanmaktadır. Felsefi açıdan bakıldığında bir bilgi iddiasında bulunmanın en az üç koşulu yerine getirmesi gerektiği ileri sürülür: doğruluk, inanma ve gerekçelendirme.

Bilgi iddiasının koşulları: mikroskop, filozof büstü, kitaplar ve cep saati

İlki doğruluk koşuludur. Ortaçağda kimi insanlar yerin düz olduğunu bildiğini iddia etmiştir, ancak olgular onun yanlış olduğunu göstermiştir. Hiç kimse yerin düz olduğu bilgisine sahip olmaz; çünkü öyle değildir. İkincisi inanma koşuludur: “P’nin öyle olduğunu biliyorum; fakat onun öyle olduğuna inanmıyorum” denemez. Üçüncüsü gerekçelendirme koşuludur. Kişi iddiasını doğrulayacak yeterli kanıtlara sahip olmalıdır. Eğer değilse, biliyorum demekten çok inanıyorum ya da bilmiyorum demesi daha uygundur.

Skeptikler doğruluğun bir ölçütünün bulunmadığını savlar; onlara göre her gerekçe başka bir gerekçeyi gerektirir ve bu sonsuza değin geriye gider. Ancak aynı ölçüt skeptik iddialara da uygulanabilir; bu durumda çelişkiye düşmeksizin skeptik kalmak mümkün olmaz. Bu yüzden her bilgi iddiası bir takım temellerden yola çıkmak zorundadır.

Mutlak Bilinemezcilik Kendi Kendini Çürütüyor

Mutlak bilinmezciler, insanın bilgi yetilerinin, yani duyuların ve aklın yanıltıcılığına sık sık gönderme yaparlar. Mutlak bilinmezci sav iç çelişkilidir; en azından hakikatin bilinemeyeceğinin bilindiğini ifade eder. Yine duyuların ve aklın yanıltıcı olduğunu bilmek için, yanıltmayan durumların varlığı gereklidir.

Kısmi bilinemezciler ise bazı şeylerin bilinebileceğini bazı şeylerin bilinemeyeceğini ileri sürer. Felsefe tarihinde bu türden bir agnostisizm oldukça yaygındır; varlık ile mahiyet arasında ayrım yapan İbn Sînâ’da bile rastlanır: “Eşyanın hakikatine vakıf olmak, beşerin kudretinde değildir. Biz eşyanın ancak özelliklerini, lazımlarını ve arazlarını bilebiliriz.”

Benzer bir kısmi agnostisizm Tanrı’nın ve ruhun ölümsüzlüğü konusunda da belirir. Evrendeki düzen, eğer böyle bir şey varsa, bir düzenleyiciye değil, olsa olsa düzenin kendisine işaret eder. Onun gerisine yönelen bir düzenleyici arayışı analojik bir çıkarımdır; analojilerin epistemik kesinlik oluşturması olası değildir. Neliği bilinmeyen ya da neliği hakkında uzlaşı olmayan bir şeyin varlığını gerekçelendirmeye çalışmak boş bir çabadır. Eğer bu sorunlar çözülemiyorsa, bu konuda en uygun yaklaşım agnostisizm olmak durumundadır.

Pyrrhon Hocasını Çukurda Bıraktı

Tüm bu söylediklerimiz teorik saha için geçerlidir. Oysa işin bir de pratik yanı bulunmaktadır. Eğer agnostisizm pratik yaşama değin uzatılırsa Pyrrhon’un başına gelen durumun ortaya çıkmaması için hiçbir neden yoktur.

Çevredekiler Pyrrhon'un hocasını çukurdan çekip çıkarıyor

Öyküye göre Pyrrhon, gerekçesiz yargı verilemeyeceğini, gerekçe yoksa yargıyı askıya almak gerektiğini söyleyen hocasını çukura düşmüş hâlde görür. Pyrrhon bir süre hocasını seyrettikten sonra, yaşlı adamı dışarı çıkarmak için yeterli neden olmadığına karar verip yoluna devam eder. Çevredeki insanlar hocayı kurtarır ve Pyrrhon’u acımasızlıkla suçlar. Lakin hocası, kendi öğretisine sadık kalan öğrencisini bu tutarlılığından ötürü kutlar. Felsefi tutarlılık elbette önemlidir; ama yaşam, felsefi tutarlılık adına feda edilebilir mi?

Agnostisizm Pratik Hayatta Ayakta Kalamıyor

Eğer bir şey eylemi gerektiriyorsa, agnostik eylemden kaçınamayacağına göre, eylem ilkesi olarak bilgiye değil, inanca dayanmak zorundadır. Bu yüzden olsa gerek, teorik düzlemde dış dünyanın gerçek olup olmadığının bilinemeyeceğini savunanlar, karşıdan karşıya geçerken üzerlerine gelen araba konusunda agnostik davranmazlar. Davranırlarsa yaşamlarından olurlar.

Pratik hayatta agnostik kalınamaz: üzerine gelen arabadan sıçrayan filozof

Yine ahlaki bakımdan doğru ya da yanlışın bilinemeyeceğini savunanlar, hemen her eylem değer yargısı içerdiğinden, pratik yaşamlarında agnostisizmlerini sürdüremezler. Tanrı’nın ya da ruhun ölümsüzlüğünün bilinemeyeceğini düşünen birisi de ya bu önermeyi kabul ederek ya da reddederek davranmak durumundadır. Bu durum tuhaf bir biçimde “agnostik teist”, “agnostik ateist” kavramsallaştırmasında karşımıza çıkar.

Agnostisizm, teorik açıdan makul olsa da pratikte işlememektedir; kişi agnostiği olduğu şeyin lehinde ya da aleyhinde eylemde bulunabilmektedir. Pratik hayatta, eylemle ilişkisi olan konularda agnostik kalmak hiç de kolay değildir. Bu yüzden pratik yaşamın agnostisizm karşısında olduğu söylenebilir.


Bu metin, Prof. Dr. Hasan Aydın’ın Bilim ve Ütopya‘nın Eylül 2021 tarihli 327. sayısında yayımlanan “Epistemik bir tavır olarak agnostisizm” başlıklı yazısından kısaltılarak alındı. Yazının tam metni, dipnotları ve agnostisizm dosyasının öteki yazılarıyla (Semih Koray, Engels, Doğan Göçmen, Halil Turan) birlikte 327. sayıda. Sayıyı edinmek için: 327. sayı

Prof. Dr. Hasan Aydın’ın Neden Felsefe? eğitimi 13 Ekim’de başlıyor: bilimveutopya.com.tr › Eğitim

Paylaş
Paylaş: