Bir insan bir sohbet robotuna ‘Kimseye söyleyemiyorum ama…’ diye başlayan bir cümle yazdığında, artık yalnızca teknoloji kullanmıyordur. Bir mahremiyet ilişkisi kuruyordur.
Ruh sağlığında yapay zekâ tartışmasının en zayıf taraflarından biri, bu mahremiyetin çoğu zaman tedavi ve güvenlik tartışmalarının arkasında kalması. Bir chatbot doğru cevap veriyor mu? Krizi fark ediyor mu? Terapistin yerini alabilir mi? Bunlar önemli sorular. Fakat önce daha temel bir soru var: Bu sistemlere anlattığımız en kırılgan hikâyelerin sahibi kim?
2026’da Avrupa Komisyonu’nun AI Act uygulamasına ilişkin değerlendirmesinde ‘self-help (therapy) AI chatbots’ özel olarak işaretlendi. Komisyon, tıbbi cihaz olarak sunulmayan iyi oluş chatbotlarının bile kullanıcıların ruh sağlığı kararlarını etkileyebildiğini ve hassas kişisel verileri işleyebildiğini belirtti.
Bu, teknolojik bir ayrıntı değil. Ruh sağlığında veri, hizmetin yan ürünü değildir; hizmetin kendisinin bir parçasıdır.

Mahremiyet davranışı değiştirir
Bir insanın ne kadar açılacağı, karşısındaki alanı ne kadar güvenli algıladığına bağlıdır. Psikoterapide gizlilik bu nedenle yalnızca hukuki bir madde değildir; terapötik ilişkinin koşullarından biridir.
Dijital ortamda ise kullanıcı çoğu zaman ‘özel konuşma’ hissi ile gerçek veri işleme koşullarını birbirine karıştırabilir. Ekranda yalnız olduğumuz için konuşmanın yalnızca bize ait olduğunu varsaymak kolaydır.
Oysa ruh sağlığı konuşmaları sıradan tüketici verilerinden çok daha yoğun olabilir: travma öyküsü, cinsellik, ilaç kullanımı, aile çatışmaları, iş kaygıları, bağımlılık, intihar düşünceleri, ilişki sırları… Bunların hepsi aynı konuşmada bir araya gelebilir.
Bu nedenle onamı uzun bir kullanım koşulları metnine indirgemek yeterli değildir. Kullanıcı, verisinin nasıl işlendiğini tam da açılmaya başladığı anda anlayabilmelidir.

‘Terapi değil’ demek etkisiz olduğu anlamına gelmez
Düzenleme açısından en ilginç gri alan burada ortaya çıkıyor. Bir sistem kendisini ‘terapist’ olarak adlandırmayabilir. Hatta açıkça ‘tıbbi hizmet değildir’ diyebilir. Fakat kullanıcıya duygusal rehberlik veriyor, davranışlarını yorumluyor ve yardım arama kararını etkiliyorsa psikolojik bir işlev görmeye devam eder.
Avrupa Komisyonu da 2026 değerlendirmesinde tam bu sınırı tartışıyor: tıbbi cihaz tanımına giren sistemler daha sıkı kurallara tabi; fakat iyi oluş etiketiyle sunulan sistemler de risk yaratabilir. Bazı manipülatif veya kişilerin kırılganlıklarını sömüren uygulamalar AI Act kapsamındaki yasaklara girebilir.
Bu yüzden düzenleme yalnızca ürünün kendisine verdiği isme bakmamalı. Fiilen ne yaptığına, insanların onu nasıl kullandığına ve öngörülebilir zararına bakmalı.
En değerli veri neden bedava sohbetin içinde?
Dijital ekonomide kişiselleştirme çoğu zaman daha fazla veriyle beslenir. Ruh sağlığı alanında ise daha fazla veri, daha fazla mahremiyet anlamına gelir.
Kullanıcının en korktuğu düşünceleri, ilişkilerindeki çatışmaları ve duygusal zayıflıklarını bilen bir sistem, teorik olarak kişiselleştirilmiş destek sunabilir. Aynı bilgi başka amaçlarla kullanıldığında ise olağanüstü güçlü bir davranışsal profil oluşturabilir.
Buradaki sorun yapay zekânın ‘kötü niyetli’ olması değil. Sorun, ekonomik teşviklerin mahrem veriyle buluştuğu yerde denetimin ne kadar güçlü olduğudur.
Ruh sağlığında ‘insan merkezli’ yapay zekâ ne demek?
The Lancet Psychiatry’nin Eylül 2026’da yayımladığı uluslararası yol haritası, ruh sağlığında yapay zekâ araştırmalarının teknolojinin yayılma hızına yetişemediğini; güvenlik, etik ve değerlendirme standartlarının parçalı kaldığını vurguluyor.
İnsan merkezli bir model bana göre yalnızca empatik cümleler kuran model değildir.
Veriyi en aza indiren, sınırını açıkça söyleyen, yanlış kesinlik üretmeyen, kriz durumunda insana yönlendiren ve kullanıcıyı kendisine daha çok bağlamayı başarı ölçütü haline getirmeyen modeldir.
Ruh sağlığında teknoloji gerçekten demokratikleştirici olabilir. Yardıma ulaşmanın zor olduğu yerde bir ilk kapı açabilir. Ama o kapının arkasında kimin durduğunu ve içeride söylediklerimizin nereye gittiğini bilmiyorsak, erişim kolaylığı tek başına özgürleştirici değildir.
Belki de yapay zekâ çağında mahremiyetin yeni tanımı şudur: yalnızca kimsenin bizi dinlememesi değil, bizi dinleyen sistemin söylediklerimizle ne yapabileceğini gerçekten bilmek.
Kaynaklar
- European Commission, AI Act high-risk rules review (2026): https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX:52026DC0234
- EU Artificial Intelligence Act, consolidated text: https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2024/1689/2026-07-27/eng
- The Lancet Psychiatry: AI in mental health research priorities (2026): https://doi.org/10.1016/S2215-0366(26)00127-6

