Tarihte tıbbın rolü

Yazan
Cemil GÖZEL - Bilim ve Ütopya Genel Yayın Yönetmeni
Yazının Okunma Süresi
3 dk.

-1-

Elinizdeki sayı bir tıp tarihi sayısıdır ve kuşkusuz tıp tarihi, tıbbın teorik ve pratik teknikleriyle sınırlı değildir. Çünkü hastalıklar, hastalıkları teşhis yöntemleri ve hastalıklara karşı geliştirilen önlemler, toplumların tarihini değiştiren etkenleri de içeriyor. Sözgelimi yakın dönemde yaşadığımız COVİD-19 pandemisi –belki içinde yaşadığımız için algılamakta güçlük çekiyoruz– “modern” yaşamın birçok oturmuş sanılan gerçeğini altüst etti, neoliberal sağlık sistemine dair bütün önkabulleri yıktı, Sovyet Sistemi sonrasında dünyada şeytanlaştırılan kamuculuğun vazgeçilmez olduğunu kavrattı. Bazen hakikati kavramak için felaketler yaşamak gerekiyor.

“21. yüzyılın vebası” denilen AIDS, Grip, “safran renkli bela” denilen Sarıhumma, “büyük kıyımcı” Sıtma, “İnsanlığın belası” Verem, “büyük çiçek hastalığı” Frengi, Hıyarcık Vebası, “benekli canavar” Çiçek, Kolera, İrlanda Patates Mantarı[1] gibi hastalıklar, hastalığın ve onunla mücadelenin tarihteki rolünü keşfe çıkmak isteyenler için temel başvuru kaynaklarıdır. Bu hastalıklar, ortaya çıktıkları dönemlerde siyasal ve ekonomik dönüşümleri tetiklediler.[2]

Bu örneklerin anlamı şudur: Bir, tıp tarihi sadece tıp tarihi değildir; iki, tıp, sonuç itibariyle, hastalıklara karşı ürettiği yöntemlerle ve hastalıkların ortaya çıkmasını önleyecek bir paradigmaya sahip olarak gelişir ve bu gelişme toplumsal gelişmeleri de tetikleyebilir.

-2-

Elinizdeki sayı, bir dönem ve bir coğrafyadaki tıbbı gelişmeleri ele alıyor ve bunu yaparken Hipokrat dönemiyle mukayeseye girişiyor. Çünkü tıp tarihi, özellikle Anadolu’da, Hipokrat öncesi ve sonrası olarak da incelenebilir. Çünkü Hipokrat öncesi Anadolu’da yaygın olan büyü temelli hekimlik anlayışı Hipokrat tıbbı ile değişmiştir. Bu anlayışın Hipokrat tıbbına etkisi yok denecek düzeydedir. Hipokrat, hastalıkların doğal nedenlerle açıklanabileceği anlayışındadır ve hastalıklara karşı yaklaşımını bu anlayış belirlemiştir.[3]

Fakat biz burada, bir konuya özellikle vurgu yapmak istiyoruz. Hatta elinizdeki sayı, sırf bu vurguyu yapmak için çıkmıştır. Evet Hipokrat tıbbı, tıp tarihinde yeni bir dönemdir. Ancak onun kaynakları da Hitit’te, Mezopotamya’da, Babil’de, Mısır’dadır. Buradaki sürekliliği reddeden anlayışlar, ayrımı sadece büyü-din ve din-dışsal yaklaşım üzerinden yapıyorlar. Elbette felsefi anlayış, hastalığa yaklaşımda bir aşkınlık getirmiştir. Ancak hastalıkların bilinirliğinde ve tıbbi uygulamalarda bir süreklilik olduğu da reddedilemez.

Araştırmalar, Hipokrat’ın ortaya koyduğu birçok hastalığın ve hastalıklara karşı uygulamaların yukarıda saydığım antik medeniyetlerde de bilindiğini ortaya koymaktadır. Fakat çözemedikleri konu, hastalığa neyin yol açtığıdır. Dolayısıyla hastalıkları tanrıların verdiği bir ceza olarak algıladılar ve tedavi yöntemlerine büyü-din temelli uygulamaları dâhil ettiler. Fakat bununla yetinmediklerini biliyoruz.

Hipokrat akılcı bir yaklaşım geliştirdi; yaptığı felsefi bir devrimdi.

Bu sayı, Hipokrat’ın kaynaklarına bir yolculuk.

 

[1] Irwin W. Sherman, Dünyamızı Değiştiren On İki Hastalık, çev. Emel Tümbay – Mine Anğ Küçüker, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul: Kasım 2016.

[2] Andrew Nikiforuk, Mahşerin Dördüncü Atlısı – Salgın ve Bulaşıcı Hastalıklar Tarihi, çev. Selahattin Erkanlı, İletişim Yayınları, İstanbul: 2018.

[3] Talip Demir, Din ve Tıp – Sekülerleşme Perspektifinden Bir Yaklaşım, Muhayyel Yayıncılık, İstanbul: Haziran 2020.

Çiviyazısı