Can Pınarından

Tınlayan evrende

Bilim insanlarına  “bunca titiz, yoğun çalışmalarınız ve gözlemleriniz sonunda evren hakkında olabildiğince kesin bir saptama ile ne diyebilirsiniz?” diye sorulduğunda, örneğin şöyle bir yanıt alabilirsiniz: “Evrende bir hareket, bir salınım var!” İşte bu yanıtın benim açımdan karşılığı evrende bir tın var, olabilir. Evren tınlıyor! Tın var sevgilinizin yüzünde, ders çalıştığınız kitapların sayfalarında, bir matematik probleminin bir türlü çıkış bulamadığınız aşamalarında tın var.

Bilişerek bu gezegende

Hayat bizi çoğulluğuyla, renkliliğiyle, çeşitliliğiyle çağırır. Biz ona çoğunlukla kendimize tıkılmış, ham, çirkin gideriz.

Korkarız. Umutsuz, yılgın. Durur, hayata gitmekten vazgeçeriz. “Yaşayayım yeter” deriz. Yoksul bırakırız kendimizi. Alışırız sonra yoksulluğa. Ne ekonomik yoksulluğa benzer bu yoksulluk ne de ruhsal yoksulluğa. Var oluş yoksulluğudur bu. Hayattan korktuğumuz için. Kendimizi oluşturarak, değerler yaşayıp kendi öykümüzü yazarak var olacağımız hayattan yoksun kaldığımız için. Yaşamdan hayata çıkamadığımız için.

Akıllı olmak

Akıllı kimdir? Bizde genellikle kurnazlara akıllı denir. Kurnaz, “aklımı seveyim” diye ileri fırlayan, fırsat gözeten, durumunu çıkarına uygun hâle getirmeye çalışandır. İlkesizdir. Değerlerden söz etse de, onları yaşayamaz. Kurnaz, akıllı değildir. Neden? Akıllı, akıl emanet edilecek insandır. Kurnaza akıl emanet edilmez. Kurnaz yalnızca kendi çıkarını gözetir. “İşini bilir.” Kurnazlık odaklı bilginin ardına düşmez akıllı.

Bir can bozukluğu belirtisi olarak 15 Temmuz

Canı bozuk insanlar, inançlarını, o inançların yöneldiği hayatın anlamına ilişkin canı güçlü kılacak değerleri yaşayamazlar. İnançlarının kafesine sıkışıp kendisi gibi olmayanlara düşman olur, onları yok etmek isterler.

Yazık ki dünya bütünüyle buyurgana körlemesine boyun eğmeye yatkınlık taşıyor. Buyurgan karşısında can gücünü kullanabilen bireyler, topluluklar, toplumlar geleceğe güzel bir yaşanası dünya taşırlar.

Canı açarak soruna öyle bakalım.

Can, can pazarında

İnsan hâlâ canının değerini bilmiyor. Galiba uzunca bir süre de bilmeyecek. Uluslar kendilerinin bir can olduğu bilincinden yoksun. Uluslararası ilişkiler bir güç mücadelesi olarak sürüyor. Yaşamdan hayata çıkılamıyor. Yaşam, bir kavgadır elbette, can ezici, can yaralayıcı bir kavga yaşanıyor, yazık ki. Değerlerle, bilimle, sanatla, yaşama sevinciyle yaşanacak hayat; yaşamın ağır yükü altında, hayata kör tutku ile davranan, insan sevgisinden uzak, dar kafalı dünya liderlerinin elinde can bulamıyor.

Can darlığı

Duyma, düşünme, mana verme, yorumlama, anlama gücü zayıflamış; umudu, beklentisi çökmüş, insanlarla ilişkisinde yetersiz insandır canı dar olan. Yalnız bireylerin değil, toplulukların, toplumların, kültürlerin de bir anlamda canı vardır. Onlar da can darlığı yaşayabilirler, tıpkı günümüzde ülkemizin yaşadığı can darlığı gibi.

Umut

Bir eylem olan umuttan söz ediyorum. Bir yaşama sevinci olan. Merak olan. İnsanı yıldızlara baktıran, toprağı, ağaçları, denizleri, dağları merak ettiren umuttan. Her nefes alışımızda bizi bir sonraki nefesimizden beklentiler içine sokan umuttan. Bir can gücü, bilme, anlama, yorumlama, yaşama gücü olan umuttan. Kendisinden umut kesmediğimiz umuttan.

Canlı felsefe

Bir canlı türü olarak biz insanlar bu gezegendeki binlerce yıllık yaşam serüvenimizi nasıl yaşadık, nasıl yaşamaktayız, nasıl yaşayacağız? Kendimize bir yaşam notu vermek gerekirse, örneğin on üzerinden kaç vereceğiz?

Sevgili, seninle hiç karşılaştık mı?

Gördük birbirimizi. Kaynaştık. “Seni seviyorum” dedim. “Seni seviyorum” dedin. Sevgili olduk. Peki, karşılaştık mı seninle? Elbette karşılaştık. Hiç karşılaşmasaydık, nasıl birlikte olabilirdik? İnsanların çoğu hiş karşılaşmadan birlikte yaşayıp gidiyorlar. Aşk diye yaşanan birlikteliğin çoğunda karşılaşma yok. Karşıda olanı karşılama farkındalığı yok. Farkındalığı olanın, karşımızdakini karşılama gücü yok.

Engin sorumluluk

Bir mühendis. Kendine verilen projede çalışıyor. İşinin sorumluluğunu duyarak. “İşini gerektiği gibi” yapıyor. Bir öğretmen. Müfredata uygun programı uyguluyor, kendine öğretilmiş yöntemlerle derslerini yürütüyor. İşini iyi yapma sorumluluğunu duyuyor. Bir bilim insanı. Odaklandığı sorunları araştırıyor. Konusuyla ilgili araştırmaları yürütüyor, arkadaşlarıyla tartışıyor, yayınlar yapıyor. İşi neyi gerektiriyorsa onun sorumluluğunu duyarak yerine getiriyor.