Bize Ulaşın

     

‘Sosyal Darwinizm’ ve Harun Yahya

Charles Darwin, evrim kuramını ortaya koyduğu ‘Türlerin Kökeni’ isimli kitabını 1859 yılında yayınlamasıyla birlikte, bu kuram diğer bilim dalları üzerinde de çok büyük etkiler yapmıştır. Canlıların evrimsel bir süreç ile meydana geldiği düşüncesi antik çağlardan bu yana var olan bir düşüncedir. Bazı Hıristiyan ve İslam düşünürleri de evrimsel görüşler benimsemişlerdir. Bununla birlikte 19. yüzyılda, Darwin’den önce, Lamarck da bir evrim kuramı ileri sürmüş fakat var saydığı evrim mekanizmasının yanlış olduğu deneysel olarak kanıtlanmıştı. Evrim Kuramı Darwin ile birlikte sağlam bir temele oturmuş ve buna bağlı olarak yaygınlık kazanmıştır.

Evrim kuramının kullanıldığı alanlardan bir tanesi ise toplum bilimleridir. Darwin’in fikirlerinin toplum bilimlerine ‘uygulanmasının’ en önemli örneği ise ‘Sosyal Darwinizm’ adını alan ve çeşitli toplumlar arasındaki gelişmişlik farklılıklarını ve toplumların kendi içlerindeki farklılıkları açıklamak ve bundan kaynaklanan farklı politikaları haklı göstermek amacıyla kullanılan akımdır.

‘Sosyal Darwinizm’, Charles Darwin’in evrim kuramından çarpıtarak alınan, ‘güçlülerin yaşama hakkı’, ‘yaşam kavgası’ (Bu kavramlar, tüm canlıların yaşamlarının amansız bir mücadeleye, kavgaya bağlı olduğunu, sadece bu kavgada güçlü olanların yaşayacağını geri kalanların ise yok olacağını ifade etmektedir. Oysa bu görüş doğruluk payı taşısa da, canlıların evrimini tamamıyla açıklamaya yetmemektedir.), gibi kavramların insan hayatına uygulanması, zaten bu fikirlerin ortaya atıldığı 19. Yüzyılın ikinci yarısından önce Avrupa’da yaygınlaşmış olan Avrupa dışı toplumlara yönelik sömürgeciliğin, Avrupa içindeyse vahşi kapitalizmin bilimsel kılıfı görevini görmüştür.

Sömürgeciliğin savunucuları ‘Sosyal Darwinizm’ ile sömürgeciliği ve vahşi kapitalizmi, bilim çevrelerinde kabul gören evrime dayandırarak, bu ekonomik sistemin de doğanın yasası gereği zorunlu ve ‘doğal’ olduğunu iddia edebilmişlerdir. Bunlara karşı çıkmak ise biyolojik evrime karşı çıkmak kadar bilim dışı, bilim düşmanı bir tutum olarak kabul ettirilmiştir. Oysa gerek kapitalizm gerekse sömürgecilik insan doğasının zorunlu bir sonucu değil, belirli toplumsal sınıfların çıkarlarına hizmet eden sistemlerdir. Bunların bilime dayandırılması ise, topluma dayatılmalarının ideolojik araçlarından biridir. Dolayısıyla ‘Sosyal Darwinizmi’ reddetmek aslında bilime karşı çıkmak değil, bilimi gerici bir ideolojinin aracı haline getirilmesine karşı çıkmak olmaktadır.

‘Sosyal Darwinist’ fikirlerin doruğuna özellikle 1. Dünya Savaşı sonrasında güçlenen faşist ideolojilerde rastlanır. Buna örnek olarak NAZİ ideolojisi verilebilir. NAZİ ideolojisinin temelinde milletler üçe ayrılır; kültür üreticileri, kültür taşıyıcıları ve kültür yok edicileri. NAZİ’lere göre sadece Alman ırkı kültür üreticisidir. Diğer Avrupa ırkları kültür taşıyıcıları, Yahudiler ise kültür yok edicileridir. Buna göre sadece kültür üreticileri insanlığı geliştirebilir, sadece onlar ilerletebilir. Diğer milletler ise kültür üreticilerin ihtiyaçları doğrultusunda yaşamalıdır. Yahudiler ise, kültür yok edicisi oldukları için mümkün mertebede diğer insanlardan soyutlanmalıdırlar. NAZİ’ler buna dayanarak Almanları (Aryan ırkını) üstün ırk ilan etmiş, diğer ırklara ise boyun eğdirmeyi ve gerektiğinde onları öldürmeyi kendi hakları saymışlardır. Diğer yandan Alman toplumu içersinde de katı bir hiyerarşik yapı oluşturmuş ve daha sağlıklı nesiller için sakat ve özürlülerin üremesini yasaklamışlardır.*

Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemlerde ise ‘Sosyal Darwinizm’ gerek biyologlar arasında gerekse aydın çevrelerde büyük ölçüde reddedilmiştir. Bu tarihten sonra ‘Sosyal Darwinizm’, evrim karşıtı (akıllı tasarımcı) çevrelerin Charles Darwin ve evrim kuramının karalanması ve kötülenmesi için kullanılmaya başlanmıştır.

Bu iddiaya göre Darwin’in evrim kuramı ‘Sosyal Darwinist’ fikirlere yol açmış ve bu ‘Sosyal Darwinistler’ ise Darwin’e dayanarak ırkçılık yapmışlar, insanları etnik kökenlerinden dolayı katletmişlerdir. Buna göre İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanın ölümüne yol açan faşist NAZİ ideolojisinin altında Darwinist fikirler yatmaktadır.

Darwin her zaman gericiliğin hedefindeydi

Charles Darwin ve evrim kuramı açıklandığı andan itibaren kilisenin hedefinde olmuştur. Darwin, dinsizlikle ve tanrıya hakaret etmekle suçlanmış, evrim kuramı ise tanrıya küfür olarak yorumlanmıştır. Bu saldırılar evrim kuramının bilim çevrelerince geniş kabul görmesi ile yavaş yavaş azalmıştır.

20. yüzyılın ortalarından sonra ise gericilik bu sefer evrim kuramına ve Darwin’e farklı bir şekilde saldırmıştır. Akıllı tasarımı savunan bu gerici hareketler bir yandan ‘bilimsel bir üslup’ kullanarak evrim kuramını çürüttüklerini ilan ederken, diğer yandan Darwin’in kendisine yönelik çeşitli iftiralar yaymışlardır.

Bu hareketlerin kökü ABD olmakla birlikte Türkiye’de de temsilcileri vardır. Ülkemizde evrim karşıtı faaliyetlerin temsilcilerinden biri Harun Yahya olarak da bilinen Adnan Oktar’dır.

Harun Yahya’nın yayınladığı kitapların bir kısmı evrim kuramını sözde ‘bilimsel verilerle’ çürütmektedir. Diğer bazı kitaplar ise evrim kuramı yerine doğrudan Darwin’e saldırmaktadır. Burada Darwin’in Türk düşmanı, Yahudi, Karl Marx’ın arkadaşı vb. olduğu bilgileri verilerek o ve kuramı kötü gösterilmeye çalışılmıştır. Burada ilginç olan bir nokta ise, Darwin’i ırkçılığın babası olmakla suçlayan bir kişinin Darwin’i Yahudi olmakla ‘suçlamasıdır’. Diğer bir konu ise Harun Yahya’nın Darwin’i kötülemek için anti-komünizme başvurmasıdır. Oysa Darwin’in Yahudi olup olmaması ya da Karl Marx’ın arkadaşı olup olmamasının hiçbir önemi yoktur. Bilimsel bir düzlemde öne sürülmüş olan evrim kuramı tartışılırken fikir babasının etnik kökeni veya siyasi görüşü pek önemli değildir.

Yukarıda da değinildiği gibi, Darwin’i kötülemeye yönelik bir iddia da onun kuramının ‘Sosyal Darwinizm’e zemin hazırladığı yönündeki iddiadır. Bu iddiaları çeşitli kitaplarında Harun Yahya’da işlemektedir.

Harun Yahya’nın bu iddiayı uzun uzun işlediği kitabı Darwinizm’in Kanlı İdeolojisi: Faşizm’de Harun Yahya, Darwin’in “ırkçılığın babası” olduğunu iddia etmektedir.

Buna kanıt olarak da, faşist ideolojilerin temelinde yer alan kavramların söylem itibariyle Darwin’in Evrim Kuramı’ndan alındığını göstermektedirler. Onlara göre Darwin’in, insanların eşit olarak yaratılmayıp daha ilkel canlılardan evrimleştiklerini göstermesi öte yandan kuramında  evrimin  mekanizması  olarak ‘doğal seleksiyon (seçilim)’ gibi kavramların kullanılması, ırkçılığa zemin hazırlamıştır.

Buradan yola çıkarak da ırkçılığın ve bu ideolojinin getirdiği tüm zararların ve acılarının hesabını Darwin’den sormaktadırlar.

Darwin’in Evrim Kuramı

Darwin’in ‘ırkçılığın babası’ veya onun Evrim Kuramı’nın ‘Sosyal Darwinizm’in kökeni olup olmadığına dair bir fikir edinebilmek için öncelikle Darwin’in evrim kuramını incelemek gerekir.

Darwin’e göre doğada canlılar sürekli bir değişim halindedir. Fakat bu değişim bireylerde meydana gelmez, nesiller arasında meydana gelir ve bu değişim bireyler bazında değil, popülasyonlar (bir türün belirli bir coğrafi bölgede yaşayan ve aralarında üreme imkanı bulunan bireyleri) bazında anlaşılabilir. Ona göre, her canlı popülasyonu içerisinde belirli karakterler bağlamında büyük bir çeşitlilik vardır. Değişen koşullar ise bu çeşitliliğin bazılarını diğerlerine göre avantajlı diğer bazılarını ise dezavantajlı kılar. Avantajlı olan bireyler diğerlerine göre sınırlı olan besinlere ulaşmada ve buna bağlı olarak da üremede daha başarılıdırlar. (Bu mekanizmaya Darwin ‘Doğal Seleksiyon -Seçilim’ demektedir.) Dolayısıyla bir sonraki nesilde avantajlı karakterlere sahip olan bireylerin sayısı daha fazla olacaktır. Süreç ilerledikçe de bu karakterler popülasyon içersinde hâkim hale gelecektir.

Yukarıda kısaca anlatılan bu kurama göre değişen koşullara en iyi uyum sağlayanlar avantajlı olmaktadırlar. Bu illa ‘Sosyal Darwinistler’in iddia ettikleri gibi sığ anlamda en ‘güçlü’ olanların değil (diğer canlı türlerini veya kendi türü içerisinde diğer bireyleri fiziksel olarak alt edebilen); yerine göre daha iyi saklanabilen, yerine göre daha hızlı üreyebilenler anlamına da gelebilmektedir. Yani aslında koşullara uyum sağlamanın birden çok yolu vardır. Ve bu yollardan sadece bir tanesi ‘güçlü’ olmaktır.

Evrim süreci içerisinde Sosyal Darwinistler’in fikirlerini çürüten bir diğer konu ise sosyal (sürü) hayvanlarıdır. Doğada birçok sürü hayvanı, sürü içerisinde dayanışma ile hayatta kalabilmektedir. Dolayısıyla yaşamak için mücadele etmenin ötesinde yaşamak için işbirliği yapmak ve dayanışmak da bizzat evrimsel süreçler sonucu kazanılmış özelliklerdir. Benzer bir şekilde farklı türlere ait bazı canlılar da ancak işbirliği yaparak varlıklarını devam ettirebilmektedirler.** Dolayısıyla evrim ve doğal seleksiyon çatışma ve kavgayı zorunlu kılmamakta, tür içerisinde veya türler arası işbirliği de canlının hayatta kalmasında önemli rol oynamaktadır.

Diğer yandan da evrim sürecinin temel unsurlarından bir tanesi, canlıların yaşaması için gerekli olan kaynakların sınırlılığıdır. Bu doğa için geçerli olabilir. Fakat insan gibi kendi ihtiyacı doğrultusunda çevresini şekillendirebilen ve ihtiyaçlarını, örneğin gıda maddelerini üretebilen bir canlıda bu anlamsızlaşmaktadır. İnsanlar var olan kaynaklar için savaşmak yerine, işbirliği ile bu kaynakları arttırma yoluna da gitme imkânına sahip canlılardır.

Yukarıda çok özet bir şekilde, Darwin’in ortaya koyduğu evrim kuramı ile ‘Sosyal Darwinist’ fikirler arasında öz itibariyle bir ilişki olmadığı gösterilmeye çalışılmıştır. Bu benzerlikler sadece ‘söylem’ düzeyindedir. Aslında ‘Sosyal Darwinizm’ ile Darwin’in evrim kuramı arasında doğrudan bir bağ kurmak doğru olmamaktadır. İkisi arasındaki fark, bir tanesi –Darwin’in evrim kuramı- bir bilimsel kuramken diğeri –Sosyal Darwinizm- gerici bir ideolojiyi haklı çıkarmak için bilimsel kuramın söylemlerinden faydalanan bir siyasi görüştür.

* İnsan ırkının gelecekte daha sağlıklı ve daha güçlü olabilmesi için hasta, sağlıksız ve özürlülerin üremelerini yasaklamak Öjenik kuramının savunduğu bir konuydu. Bu kurama göre nasıl hayvanlar belirli çiftleştirmelerle ıslah edilebiliyorsa, insan ırkı da bu şekilde ıslah edilebilirdi. Öjeni düşüncesi, kökenini Charles Darwin’in evrim kuramında dayandırmaktadır.

Her ne kadar öjeni düşüncesinin savunucuları bunu Darwin’e bağlasalar da Darwin, hasta ve özürlülerin üremelerinin engellenmesini kabul edilemez bulmaktadır. Ona göre, ‘kalıtım ilkelerini (genetik)’ topluma anlatıp tercihi bireylere bırakmak daha doğru olacaktır.

** Bu ilişkiye simbiyotik ilişki denmektedir. Örneğin liken, mantarla alglerin ortak yaşamasından oluşmuş bir organizmadır. Mantar klorofil taşımaz, dolayısıyla kendi besinini üretemez. Mantarlar, yaşadıkları ortamdan su ve madensel tuzları alır ve alg'e verir. Algler ise klorofilleri ile su ve madensel tuzları kullanarak organik bileşikleri (besinleri) hazırlar.

İki canlıda bu birliktelik sayesinde yaşamlarına devam edebilmektedirler.

Kaynaklar

Darwin, Charles; Türlerin Kökeni, Onur Yayınları, Ankara, 2. Baskı.

Darwin, Charles; İnsanın Türeyişi, Onur Yayınları, Ankara.

Yahya, Harun; Darwinizm’in Kanlı İdeolojisi: Faşizm.

Çeşitli internet siteleri.

Harun ÇAKAN
Ankara Üniversitesi DTCF Bilim Tarihi ABD Doktora Öğrencisi

Bu yazı Bilim ve Ütopya'nın aralık 2011 sayısında yayımlanmıştır.