İngiltere ve materyalist felsefe

İngiltere ve materyalist felsefe

On sekizinci yüzyıl Fransız materyalizmi iki akım sergiler: Bunlardan biri kökenini Descartes’tan, diğeri Locke’tan alır.

İkincisi Fransız düşüncesi üzerinde belirleyici bir etki yaptı ve doğrudan sosyalizme götürdü. Birincisi ise mekanik materyalizm olarak Fransız bilimini etkiledi. Bu iki akım gelişim süreçlerinde birbirleriyle kesişti.

Descartes, fiziğinde maddeyi yaratıcı güçle donattı ve mekanik hareketi onun yaşamının bir tezahürü olarak kavradı. Fiziğini metafiziğinden bütünüyle ayırdı. Onun fiziğinde madde tek tözdür; varoluşunun ve bilinebilirliğinin tek nedenidir.

Fransız mekanik materyalizmi Descartes’ın fiziğini benimsedi ama metafiziğini reddetti. Onun takipçileri meslek olarak anti-metafizikçilerdi; yani hekimlerdi. Bu okul hekim Leroy ile başlar, hekim Cabanis’te doruğuna ulaşır; hekim La Mettrie ise onun merkezî figürüdür.

Fakat on yedinci yüzyıl metafiziğinin itibarını yıkan kişi Pierre Bayle oldu.

Ne var teolojinin ve metafiziğin olumsuz eleştirisi, olumlu bir anti-metafizik sistem arzusunu keskinleştirdi. Bunu sağlayan Locke oldu. Onun “İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme” adlı eseri Manş’ın öte yakasından tam zamanında geldi. Uzun zamandır beklenen bir konuk gibi coşkuyla karşılandı.

Materyalizm Britanya’nın öz oğludur.

Büyük skolastiklerinden biri olan Duns Scotus bile “madde düşünemez mi?” diye sormuştu. Bu mucizeyi açıklamak için Tanrı’nın her şeye kadirliğine başvurmuştu; yani teolojinin kendisini materyalizmi savunur hale getirmişti. Scotus ayrıca nominalistti. Nominalizm İngiliz materyalistlerinin başlıca öğelerinden biridir; aslında Hıristiyan Avrupa’da materyalizmin ilk ifadesidir.

İngiliz materyalizminin gerçek kurucusu Francis Bacon’dır.

Doğa bilimi onun için gerçek bilimdir ve duyusal fizik bilimin başlıca bölümüdür. Anaksagoras’ın “homoiomeria”ları ve Demokritos’un atomları sık sık onun otoriteleri arasında yer alır. Bacon’a göre duyular yanılmaz ve bütün bilginin kaynağıdır. Bilim deneyseldir; duyusal verilere rasyonel yöntemin uygulanmasından oluşur. Gözlem, deney, tümevarım ve çözümleme rasyonel yöntemin temel koşullarıdır. Maddenin özsel nitelikleri arasında en önemlisi harekettir; yalnız mekanik ve matematik hareket olarak değil, aynı zamanda itki, yaşamsal güç, gerilim ya da Jakob Böhme’nin dediği gibi maddenin “acı”sı olarak. Bu hareketin ilksel biçimleri canlı, bireyselleştirici, içkin ve özsel güçlerdir; özgül çeşitlenmeleri üretirler.

Bacon ile birlikte materyalizm henüz saf bir biçimde evrensel gelişmenin tohumlarını içerir. Madde hâlâ bize şiirsel ve duyusal bir cazibeyle gülümser. Öte yandan aforizmatik öğretisi teolojik tutarsızlıklarla doludur.

Daha sonraki gelişiminde materyalizm tek yanlı hale gelir. Hobbes, Baconcı materyalizmin sistemleştiricisidir. Duyusallık canlılığını yitirir ve geometrinin soyut duyusallığına dönüşür. Fiziksel hareket mekanik ve matematik harekete indirgenir. Geometri başlıca bilim ilan edilir.
Materyalizm rasyonelleşir ve aklın acımasız mantıksallığını geliştirir. Hobbes, Bacon’dan hareketle şu sonuca varır: Eğer bütün bilgi duyulardan geliyorsa, algılanabilir ve bilinebilir olan yalnızca cisimsel olandır; dolayısıyla Tanrı’nın varlığı hakkında hiçbir şey bilemeyiz. Yalnızca kendi varoluşum kesindir. Hobbes Bacon’ı sistemleştirdi, fakat onun temel ilkesini –fikirlerin ve bilginin duyusal dünyanın kökeninde bulunduğunu– tam olarak kurmadı. Bu işi Locke gerçekleştirdi, “İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme” adlı eserinde.

Hobbes Baconcı materyalizmden teistik önyargıları uzaklaştırdıysa da Collins, Toland, Coward, Hartley ve Priestley Locke’un duyumculuğunun son teolojik engellerini de yıktılar. Bu materyalistler için teizm yalnızca dinden kurtulmanın rahat ve tembel bir yoludur.

Locke’un doğrudan Fransız öğrencisi ve yorumcusu Condillac’tı. O, Locke’un duyumculuğunu on yedinci yüzyıl metafiziğine karşı kullandı. Descartes, Spinoza, Leibniz ve Malebranche’ın sistemlerini eleştiren bir eser yayımladı. “İnsan Bilgisinin Kökeni Üzerine Deneme” adlı yapıtında Locke’un düşüncelerini izleyerek yalnız zihnin değil, duyuların da –yalnız fikir oluşturma yetisinin değil, duyusal algılama yetisinin de– deneyim ve alışkanlık meselesi olduğunu savundu. İnsan gelişiminin bütünü eğitim ve dış koşullara bağlıdır.

Fransız ve İngiliz materyalizmi arasındaki fark, iki ulus arasındaki fark gibidir. Fransızlar İngiliz materyalizmine esprit, belagat, et ve kan, mizaç ve zarafet kazandırdılar.

Helvétius’te, yine Locke’tan hareket eden materyalizm gerçek Fransız karakterini kazanır. O bunu toplumsal yaşamla ilişkilendirir. Duyusal nitelikler, öz-sevgi, haz ve doğru anlaşılan kişisel çıkar ahlakın temelleri haline getirilir. İnsan zekâsının doğal eşitliği, aklın ilerlemesi ile üretimin ilerlemesi arasındaki uyum, insanın doğal iyiliği ve eğitimin her şeye kadirliği onun sisteminin başlıca noktalarıdır.

Materyalizmin öğretilerinde (insanın doğal iyiliği ve zihinsel yetilerinin eşitliği, deneyimin ve alışkanlığın mutlak gücü, dış koşulların insan üzerindeki etkisi, üretimin büyük önemi, hazın meşruluğu vb.) komünizm ve sosyalizmle zorunlu bir bağ bulunduğunu görmek için özel bir zekâ gerekmez. Eğer insan bütün duygularını ve fikirlerini dış dünyadan ve dış dünya deneyiminden alıyorsa, o halde deneyimlediği dünyanın insanca olmasını sağlamak bizim görevimizdir. Eğer doğru anlaşılan kişisel çıkar bütün ahlakın ilkesi ise, o halde toplumu özel çıkarın toplumsal çıkarla uyuşacağı biçimde düzenlemeliyiz. Eğer insan doğanın yasalarına tabiyse, suçluyu cezalandırmanın anlamı yoktur; onun yerine suçun toplumsal üretildiği koşulları ortadan kaldırmak ve herkese toplumsal etkinlik alanı sağlamak gerekir. Eğer insan koşullar tarafından biçimlendiriliyorsa, koşulları insancıl hale getirmeliyiz. Eğer insan doğası gereği toplumsalsa, gerçek doğasını ancak toplum içinde geliştirir; dolayısıyla insan doğasının gücünü tek tek bireylerin gücüyle değil, toplumun gücüyle ölçmeliyiz.

Bu ve benzeri görüşleri eski Fransız materyalistlerinin eserlerinde neredeyse kelimesi kelimesine buluruz. Burada onları yargılamanın yeri değildir. Materyalizmin toplumsal eleştiri eğilimi bakımından karakteristik bir örnek Mandeville’in “ahlaksızlığın savunusu”dur. Locke’un erken takipçilerinden biri olan Mandeville, mevcut toplumda kötülüğün vazgeçilmez ve yararlı olduğunu göstermeye çalışır. Bu, mevcut toplumun savunusu anlamına gelmez.

Fourier doğrudan Fransız materyalizminin öğretilerinden hareket eder. Babuvistler kaba ve ham materyalistlerdi; fakat daha gelişmiş komünizm de Fransız materyalizmine dayanır. Bu düşünce Fransız biçimiyle tekrar anavatanı İngiltere’ye döner. Godwin ve Bentham sistemlerini Helvétius’un etik felsefesi üzerine kurarlar; Owen bunu Bentham’dan alarak İngiliz komünizminin temeli yapar. İngiltere’ye sürgün edilen Étienne Cabet bu fikirleri tekrar Fransa’ya getirir ve burada komünizmin en sıradan temsilcisi olur. Fakat Dezamy, Gay gibi daha gelişmiş Fransız komünistleri de Robert Owen gibi materyalist öğretinin içinden gerçek hümanizmi ve komünizmin mantıksal temelini geliştirirler.

Kaynak: Labour Monthly, Ağustos 1923, s. 105-113, “Karl Marx’ın Edebî Mirasından Yeni Seçmeler”. Orijinal Almanca: Aus dem literarischen Nachlass von Marx und Engels, Cilt II, s. 225-240. Metni aktaran: Ted Crawford.

Çeviri kaynağı: marxists.org

Paylaş
Paylaş: