Fransız Devrimi ve Rus Devrimi

Rus Devrimi’nin dördüncü yıl dönümündeyiz. Kim derdi ki Devrim böyle başarılı olsun! Fransız Devrimi tam on yıl sürmüştü. Bonapart, kendi hırsları adına ancien régime’in(1) idari kurumlarının çoğunu tekrar hayata geçirerek devrimi bir süreliğine durdurabilmişti; ancak yine de, devrimde kazanılan eşit yurttaşlık, ulusal malların(2) geri satışının engellenmesi, senyörlüğün kökünden kazınması gibi sosyal hakları korumak ve garanti altına almak durumunda kalmıştı. Restorasyon döneminde bile, imtiyazlarından arındırılan bu sınıfa haklarını geri vermeye kimse cüret edemedi.

Rus Devrimi, Fransız Devrimi’ni tamamına erdirdi. Fransız Devrimi bireylerin teorik eşitliğini, yasa karşısındaki eşitliğini ilan etmekten öteye geçememişti. Miras yoluyla aktarılan ve mutlak olduğu varsayılan mülkiyet hakkı tarafından kutsanan ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler ise oldukları yerde kalmışlardı. Bireyi her tür vesayetten kurtararak, onun inisiyatifini kısıtlayan, teşebbüsü frenleyen toplumsal prangaları kırarak, sınırsız ticari ve sınai özgürlüğü ilan ederek, kurumların ve sınıfların(3) hiyerarşi engellerini yıkarak modern kapitalizmin doğuşuna zemin hazırlamıştı. Kandan ve topraktan gelen feodalizmin yerini para ve sanayi feodalizmi almıştı.

İşte Rus Devrimi bu yeni feodal rejimi yıkma görevini üstleniyor. Fransız Devrimi’nin saygıda kusur etmediği mülkiyet hakkı, miras hakkının kutsanması ve sınırsız piyasa özgürlüğü nedeniyle teorik eşitliğe nüfuz etmiş bulunan eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı hedefliyor.

Fransızlar ruhban sınıfının mallarını ve soylu mültecilerin mülklerinin bir kısmını kamulaştırabilmişlerdi yalnızca. Ve bu kamulaştırma, kolektifin yararına kullanılmak şöyle dursun, açık artırmalara katılanların bireysel servetlerini artırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Böylece zenginle yoksul arasındaki uçurum daha da büyümüştü. Yoksul kesim, malları istimlak edilen sınıflardan kendilerine düşen paya öfkelenmiş, Babeuf de bu mağduriyete yol açan yağmaya haklı olarak karşı çıkmıştı.

Ruslar ise eşitsizliğin kökünü kazımak için kolları sıvadılar. 1789’un ilkelerindeki teorik eşitliğin yerine asıl eşitliği koydular. Onlar da, vaktinde Babeuf’ün ve Eşitler’in Direktuvar yönetimi altında uygulayabilmek için nafile uğraştıkları çözümü; komünizmi benimsemişlerdi.

Eşitler Hareketi başarısız olmuştu, zira o çağda Fransızlar bireyci felsefenin etkisi altındaydı ve halkın ezici çoğunluğu, mülkiyet hakkından feragat edilmesine yanaşmıyordu. Ruslar ise başarılı oldular; çünkü ellerinin altında bir asırlık sosyalizm propagandası ve komünizme hazır Rus köylüleri (mujikler) vardı.  Tıpkı işçiler gibi köylüler de komünal kolektif mülkiyet anlamına gelen seküler mir(4) rejimi sayesinde komünizmden kazançlı çıkacaklardı.

Babeufçülerin hayata geçirmeye çalıştığı proletarya diktatörlüğüne Bolşevikler’in de yeni devleti kurarken başvurmuş olması dikkat çekicidir. Bu diktatörlük bir başka deyişle geçici ve olağanüstü bir devrimci hükümettir; Konvansiyon’daki Dağlılar (Montanyarlar) da riskler ve tehlikelerle dolu 1793 yılında içerideki ve dışarıdaki düşmanı alt etmek için bu yönetim biçimini benimsemişlerdir. Başka bir yerde de açıkladığım gibi(5), Bolşevik Terörü Jakoben Terörünün öz evladıdır; aynı zorunlulukların neticesidir, aynı yöntemlerden ilham almakta, birbirine benzer amaçlar için neredeyse aynı yolu izlemektedir.

Fransız Devrimi ve Rus Devrimi… Bu iki devrimin bir diğer ortak paydası da enternasyonal devrimler oluşlarıdır. Tüm gelenek engellerine, kanunlarındaki farklılıklara rağmen uluslar birbirlerinden yalıtılamazlar. İçlerinden herhangi birinin yaşadığı büyük çaplı bir değişim diğerlerinde de yankı bulur. Fransız burjuvazisinin mutlak monarşi, soyluluk ve ruhban sınıfı karşısında elde ettiği zafer Avrupa burjuvazisi tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Bastille’in zaptı bütün halklar için bir kurtuluş vaadi taşımaktadır. Öte yandan Fransızlar da İnsan Hakları Bildirgesi’yle yalnızca kendi milletlerine değil tüm insanlığa hizmet ettiklerini düşünmüşlerdir. İçten bir barışçıllıkla, daha Kurucu Meclisi’nin ilk günlerinde, asla fetih amaçlı savaşmayacaklarını resmi olarak duyurmuşlardır. 16. Louis’nin hilekarlığıyla monarşiler bir koalisyon oluşturup da Fransa üzerine yürüyünce silaha sarılmak durumunda kalmışlardır ancak. Devrim, kendini savunmak için savaşmak zorundadır. 25 yıllık bir savaş tüm Avrupa’yı kan gölüne çevirir. En sonunda krallar galip gelir; ancak onlar da kazanabilmek için halka, köhne feodal düzenin yıkılması gibi birtakım ödünler vermeye mecburdurlar. 19. yüzyılı dolduran devrimler ve ulusal savaşlar sayesinde feodalizm tamamen ortadan kaldırılabilmiştir. Fransızların ortaya koyduğu fikirler, görünürde yenilmiş olsalar da dünyayı fethetmiş ve tüm uygar halkların yasalarında kendine yer edinmiştir.

Rus Devrimi de tıpkı Fransız Devrimi gibi daha ilk günden enternasyonal ve barışçı kimliğini üst perdeden dillendirmiştir. Parisli işçiler, kraliyet askerlerinin de yardımıyla Bastille’i zaptettiğinde Fransa savaşta değildir. Ruslar ise çarlık rejimini devirdikleri sırada üç yıldır süren bir savaşın zorlukları ve acılarıyla perişan hâldedirler. Yalnızca devrimi pekiştirebilmek için değil, aynı zamanda yaşayabilmek, nefes alabilmek için de barış istemektedirler. Barış onlar için en temel bir gereksinimdir, devam edebilmeleri için şarttır. Öte yandan Fransızların durumu tamamen farklıdır. Güçlerinin doruğundadırlar, moralleri oldukça yüksektir. İçerideki düşmanı alt etmişlerdir. Soyluluğu ve ruhban sınıfını ezmişler, bu sınıflardan artakalanları da kendi aralarında paylaşmışlardır. Onlardaki barış arzusu, içerideki zaferin meyvelerini korumak amacıyladır ancak. İşgal tehdidi ortaya çıktığında da monarşilere gururla ve şevkle meydan okumuşlardır.

Ruslar Brest Litovsk Antlaşması’nın ardından yalnızca savunma amaçlı savaşmışlardır. Sefaletin verdiği cesaretle mücadele etmişlerdir.

Bu iki örnekte de savaş, devrimi sağlamlaştırmış ve ilerletmiştir. 1789 yılında neredeyse tamamı monarşiyi destekleyen Fransızlar, 1792 yılına gelindiğinde kraliyetin düşmanla haince işbirliği ettiğini görmüş ve cumhuriyetçi olmuşlardır. O meşhur 4 Ağustos gecesi(6) ancak yeniden satın alım hakkı zorunlu tutularak kaldırılabilen feodal haklar, krallıkla birlikte tazminat olmaksızın yıkılmıştır. Kurucu Meclis’in “pasif yurttaş” olarak kategorize ettiği ve bu sebeple siyasi haklardan mahrum olan Baldırıçıplaklar, saltanatı deviren çatışmaların yaşandığı 10 Ağustos günü vatandaşlık haklarına kavuşmuşlardır. Ulusal savunmanın zorunlulukları Terör diktatoryasıyla sonuçlanmıştır.

Rus Devrimi de belirgin biçimde benzer bir yol izlemiştir. Duma’daki sarsak kadetlerden, Kerenski’nin ve “sosyalist devrimciler”in beceriksiz ellerine geçen Devrim, nihayet Bolşevikler tarafından sımsıkı ve kararlı bir biçimde kavranmıştır. Devrimin içerideki gelişim aşamaları, dış cephede yaşananların sonuçlarından ibarettir. Stokholm Konferansı(7) fiyaskosunun ardından gelen ve başarısızlıkla sonuçlanan Brusilov Harekâtı(8) Kerenski’yi koltuğundan etmiştir. Kerenski’nin düşüşü, ne askeri zaferle ne de müzakere yoluyla barış sağlayabilmiş olmasına bağlıdır. Tıpkı Dağlılarınki gibi, Bolşeviklerin iktidara gelişi de proletaryanın atılımlarıyla tarif edilebilir. 25 Ekim 1917 günü Lenin, çarlığa, manastırlara ve büyük mülk sahiplerine ait toprakların akıbetini Rus köylüsünün insafına bırakmıştır. Tıpkı Vendée’deki monarşist isyancıların, Lyon’daki , Midi’deki, Normandiya’daki Jironden ayaklanmacıların Jakoben diktatörlüğünü haklı çıkardığı gibi Kolçak, Denikin, Yudeniç, Wrangel ve Petliura gibi yabancı destekli isyancılar da tüm Rus halkının tanıklığında Sovyet diktatörlüğünü meşrulaştırmışlardır. Baskıcı Çarlık rejiminin müttefiki uluslararası kapitalizmin tehdidi altındaki Kutsal Rusya’yı yeniden canlandıranlar işte bu yurtsuz Bolşevikler olmuştur. Terör dönemi Fransası’nda da Arson, Montalembert, Grimoard gibi, eski rejimin iltica etmeyen soyluları, Carnot liderliğinde bir savunma konseyi oluşturmuşlardır. Benzer biçimde, Çar’ın eski generalleri Brusilovlar, Ruskiler, Budiyeniler de Lenin hükümetine karşı kılıç kuşanmışlar, tüm askeri deneyimlerini kullanmışlardır.

Bugünün kapitalist ve emperyalist demokrasileri, 18. yüzyılda mutlak monarşilerin jakobenizm karşısında aldığı hatalı tutumu bolşeviklere karşı takınmaktadırlar. Bolşevizmin yayılmasını kaba kuvvetle engellemeye çalışmakta, ancak sonuçta onu beslemekten ve sözde bertaraf etmeye çalıştıkları tehlikeyi daha da büyütmekten kaçamamaktadırlar.

Kraliyet rejimleri daha devrimin ilk yıllarında Fransızlarla uzlaşmak zorunda kalmışlardır. Prusya ve İspanya monarşileri, İngiltere ve Avusturya’yı pek öfkelendirerek, 1795’te Basel’de Konvansiyon ile masaya oturmuş ve krallarını infaz eden bu cumhuriyeti resmi olarak tanımışlardır.

Sovyet Cumhuriyetlerine karşı kurulmuş olan koalisyona gelince, o da en fazla Jakoben Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırma iddiasındaki ittifaklar kadar güçlüdür. Şu sıralarda iki yeni Basel Antlaşması gündemde. Yarın bunlar da geçmişte kalmış olacaklar.

Ancak nasıl ki Basel Antlaşmaları Fransız Devrimi ile monarşist Avrupa arasındaki çatışmaya son vermediyse, Rus Devrimi’nin yarın İngiltere ve İtalya’yla, daha sonra ABD ile imzalayacağı antlaşmalar da komünizm idealiyle mülkiyet üzerine kurulu eski toplum arasındaki savaşımı noktalamayacaktır.

Görünürde ne olursa olsun dünyaya yön veren fikirlerdir, çünkü fikirler büyük ortak çıkarların billurlaşmış hâlidir. Bugün de komünizm fikrine can veren yalnızca Avrupa işçi sınıfı değil, evrensel proletaryadır. Büyük savaş, halkları kaynaştırmıştır. Silkinme sırası, beyazların tahakkümü altındaki Uzak Doğu halklarındadır.(9)

Kapitalizmin yine birtakım galibiyetler elde etmesi mümkündür, zira hiçbir toplumsal sistem bir anda yıkılmaz. Ancak kapitalizm, artık geri dönülmez biçimde [çökmeye] mâhkumdur; bugün bu sistemden kâr elde eden kimseler bile kapitalizmin hakkaniyetli olmadığı, adalet üzerine kurulmadığı üzerine hemfikirdirler.

Fransız Devrimi’nin ilkeleri bir asır boyunca ilerlemeye liderlik etti.

“Işık artık Kuzey’den yükseliyor!”

Voltaire Çariçe 2. Katerina’ya dalkavukluk peşindeyken kaleme aldığı bu cümle bugün aleni bir gerçeği doğruluyor.

 

Bu makale 14 Mart 1921 tarihli Fransız L’Humanité gazetesinde yayımlanmıştır.

 

Dipnotlar

(1) Fr. Eski Rejim. Fransız Devrimi öncesi Fransa’nın toplumsal ve siyasal sistemini tanımlamak için kullanılan terim. (ç.n.)

(2) Kilise’ye, kraliyete ve bazı soylulara ait taşınmazları, tarım arazilerini ve değerli eşyaları içeren, 2 Kasım 1789 tarihli kanunla kamulaştırılan mallara verilen genel ad. (ç.n.)

(3) Fr. Ordre. Devrimden önce Fransız toplumunun soylular, din adamları ve burjuvalar olmak üzere üç sınıftan oluştuğu farz edilmekteydi. Burada “sınıfsal engelleri yıkmak” ifadesiyle kast edilen, soyluluğa ve ruhban sınıfına ait imtiyazların kaldırılmasıdır. (ç.n.)

(4) Kırsal komünün idaresini sağlamak ve bilhassa da toprağın ihtiyaca ve kapasiteye göre köylü aileler arasında paylaşımını düzenlemek amacıyla oluşturulmuş tarım teşkilatı. (y.n.)

(5) Bkz. Bolşevizm ve Jakobenizm adlı çalışmam.

(6) 4 Ağustos 1789 gecesi Fransız Ulusal Meclisi’nde din adamlarına ve soylulara ait imtiyazların kaldırılması, tüm yurttaşların yasalar önünde ve vergilendirmede eşit olması kararlaştırılır. Bu karar, 11 Ağustos 1789’da kanunlaştırılır. (ç.n.)

(7) Petrograd sovyeti tarafından organize edilen ve 28 Haziran 1917’de gerçekleşmesi tasarlanmış olan konferans. Konferansın amacı, Avrupa’nın farklı milletlerinden sosyalistleri bir araya getirmek ve her birinin kendi ülkesinde hayata geçirilmesi için çalışacağı bir demokratik barış planı tasarlamaktı. Sosyalistler arasındaki anlaşmazlıklar ve savaş hükümetlerinin baskıları sebebiyle bu konferans hiç gerçekleştirilemedi. (y.n.)

(8) Galiçya Muharebesi. (ç.n.)

(9) Revue de Paris’in 15 Ekim tarihli sayısında yayımlanan, uyanmakta olan Uzak Doğu halklarıyla ilgili makaleye bakılabilir. (Yazar burada 1920 yılının ekim ayını kast ediyor. Ayrıca söz konusu makale için bkz. http://gallica.bnf.fr/ark:/12148/bpt6k17573f/f3.item - ç.n.)

Albert MATHIEZ

Çeviri: Hazal SARAL

Tarih
Etiketler
rus devrimi
sovyet
bolşevik
fransız devrimi
jakoben
terör
lenin
robespierre
albert mathiez
hazal saral