Şanlıurfa’da bulunan Karahantepe kazı alanında 11 bin yıllık olduğu tespit edilen ve leopara binen bir insan heykeli bulundu.
Arkeoloji dünyasında büyük bir yankı uyandıran ve Şanlıurfa’daki Taş Tepeler projesinin en çarpıcı buluntularından biri olarak kayıtlara geçen leopara binen insan heykeli, günümüzden yaklaşık 11.000 yıl öncesine, yani Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem’e tarihlendirilmektedir. Yaklaşık 70 santim boyunda olan bu benzersiz eser, dinamik kompozisyonu ve anlatısal diliyle Prehistorik sanatın standartlarının çok ötesinde bir karmaşıklık sunar.
Heykelde, insan figürünün vahşi bir hayvan olan leopar ile doğrudan ve hiyerarşik bir etkileşim içinde, adeta sırtına biner vaziyette tasvir edildiği görülmektedir. Heykelde insan ve hayvan iki ayrı obje olarak değil tek bir üç boyutlu kompozisyon içinde gösterilmiş. Heykelde insan, leopara binen bir konumda gibi görünüyor. Bu da hayvana hâkim olma ve ona binme durumunun bilinçli olduğunu akıllara getiriyor.

Yine de temkinli olmak gerekiyor. Heykelin tam olarak ne anlattığı ya da hangi ritüel bağlamda kullanıldığı konusunda kesin bir yargı yok. Karahantepelilerin bize gösterdiği sahne gerçek bir leoparla kurulmuş fiziksel bir ilişkiyi mi, şamanik bir ritüeli mi, yoksa bir tanrı ya da ilahi bir figürün leoparın gücünü sembolik biçimde temsil etmesini mi yansıttığı şimdilik açık değil. Ayrıntılı bilimsel değerlendirmenin kazı ve analiz süreci ilerledikçe paylaşılması bekleniyor.
Bu noktada eserin ne olmadığını da netleştirmek gerekiyor. Bu heykel, leoparların evcilleştirildiğine ya da gerçek anlamda bir binek hayvanı olarak kullanıldığına dair bir kanıt değil. Leopar tarihsel süreçte evcilleştirildiğine dair bir bilgimiz yok. Buradaki durum sembolik ya da mitolojik bir anlatımın taşa aktarılmış hâli olması muhtemel.
Heykelin bulunduğu yer de en az kendisi kadar dikkat çekici. Eser, zemini yassı taş levhalarla kaplı, yaklaşık 3 metre çapındaki bir yapının iç duvarı boyunca uzanan taş bir sekinin üzerinde, bırakıldığı konumda (in situ) tespit edildi. Bu, heykelin yaklaşık 11 bin yıl önce yerleştirildiği noktadan günümüze, sonradan bir müdahaleye uğramadan ulaştığı anlamına geliyor.
Heykeli, Karahantepe’de daha önce elde edilen buluntularla birlikte düşünmek gerekiyor. Sırtında leopar taşıyan insan figürünü betimleyen, kazı ekibine göre üç ayrı heykel bulunmuş, bunlardan biri Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmeye başlanmıştı. Ayrıca o heykellerde leopar, ölü bir av hayvanı gibi değil, ağzı açık, canlı ve saldırıya hazır bir duruşta işlenmişti. Yeni bulunan eserde roller değişmiş durumda. Bu kez leopar insanı taşıyor. İki temanın bir arada bulunması, insan-hayvan ilişkisinin Karahantepe’nin görsel haznesinde tekrar eden, üzerinde özenle durulmuş bir mesele olduğunu gösteriyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Geleceğe Miras Projesi kapsamında yürütülen kazılarda leopara binen bir insanın kompozit heykeli bulundu. Buluntu, Bakan Mehmet Nuri Ersoy tarafından sosyal medyada duyuruldu.
Bakan paylaşımında, “Karahantepe’de 11 bin yıllık benzersiz bir heykeli gün yüzüne çıkarttık! Geleceğe Miras Projemiz kapsamında yürüttüğümüz 2026 yılı kazılarında, daha önce benzerine rastlanmayan bir üsluba sahip kompozit heykel bulduk. Yaklaşık 11 bin yıl önce bırakıldığı yerden günümüze ulaşan 70 santimetre yüksekliğindeki heykel, leoparın sırtında oturan bir insanı betimliyor. Bu özel eser; 3 metre çapında, zemini yassı taşlarla kaplanmış bir yapının duvarı boyunca uzanan sekinin üzerinde bulundu. İnsanlık tarihinin en erken dönemlerine ilişkin yeni soruların kapısını aralayan keşfin bilim dünyasında geniş yankı uyandıracağına inanıyorum. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğümüze, kazı heyetimize, bilim insanlarımıza ve sahada özveriyle çalışan tüm ekip arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Taş Tepeler Projesi Nedir?
Taş Tepeler Projesi olarak bilinen Şanlıurfa Neolitik Çağ Araştırmaları Projesi, Şanlıurfa ve çevresini ele alan, yaklaşık M.Ö. 10.00 ile 7.000 yılları arasını yani Neolitik Döneme tarihlenen yerleşimleri incelemektedir. 2021 yılında başlayan proje, Göbeklitepe, Karahantepe, Harbetsuvan Tepesi, Gürcütepe, Kurttepesi, Taşlıtepe, Sefertepe, Ayanlar, Yoğunburç, Sayburç, Çakmaktepe ve Yenimahalle gibi önemli arkeolojik alanları kapsamaktadır. Amaç, bu alanlarda yapılan kazı ve araştırmalarla tarih öncesi toplumların yerleşik yaşama geçiş sürecini ayrıntılı olarak değerlendirmek, bu alanları korumak ve dünya çapında tanıtmaktır.
Daha önceki kazılarda insan figürünün üzerinde veya arkasında leopar motiflerinin, kabartmalarının ya da heykellerinin bulunduğu biliniyordu; ancak bu denli bütünleşmiş, doğrudan bineklik veya hakimiyet ilişkisini gözler önüne seren üç boyutlu bir kompozisyonun ele geçmesi oldukça istisnai bir durumdur. Eser, estetik bir parça olmasının dışında Neolitik dönem insanının doğayla, yırtıcı hayvanlarla veya kurdukları ilkel inanç sitemi ile ilişkinin somut bir işareti olarak görülebilir. Taş işçiliğinin erken evrelerindeki ustalığı gözler önüne seren bu buluntu, dönemin sembolik evreninin ne kadar derin ve çok katmanlı olduğunu dagözler önüne sermektedir.
Karahantepe’deki Bulgu Bize Neyi Anlatıyor?
Leopara binen insan heykeli, Neolitik dönem insanının düşünce dünyasını okumak adına bize anahtar niteliğinde veriler sunar. Bu bulgudan çıkarılması gereken en temel anlam, insanın doğayla kurduğu ilişkinin zaman sadece korku temelinde olmadığı, aksine doğanın en güçlü ve yırtıcı unsurlarıyla bile sembolik bir düzlemde bağ kurma, hatta onlara hükmetme veya onlarla bütünleşme çabası taşıdığıdır.
Heykel, sıradan bir av sahnesinin çok ötesindedir. Muhtemelen bir mitolojik anlatının, totemik bir atanın veya şamanik bir dönüşüm ritüelinin somutlaştırılmış halidir. İnsanın doğadaki vahşi bir güç olan leopar üzerinde konumlanması, topluluğun doğaya karşı üstünlük kurma iradesini ya da doğanın en vahşi yönlerini bile kontrol altına alabilen ruhsal liderleri/şamanları temsil ediyor olabilir. Bu bağlamda eser, Paleolitik çağın soyut doğa algısından, Neolitik çağda doğayı evcilleştiren, sembolize eden ve kendi düşünce dünyasını merkezine koyan insan zihnine geçişin en net kanıtlarından biri sayılabilir. Güneydoğu Anadolu bölgemizde yer alan bu yerleşim alanları, insanlık tarihine ilişkin bilmediklerimizi aydınlatıyor. Her yeni bulgu, bildiklerimizi tersyüz edebiliyor. Elde edilen bulgu ne kadar önemli olsa da kesin bir yargıya varmakta acele etmemeliyiz. Arkeolojik çalışmalar, Neolitik dönem insanının zihnini anlamak ve insanlığın düşünce dünyası arasındaki sürdürülen, görünmez köprü hakkındaki düşüncelerimizi anlamamıza yardımcı oluyor.
Peki Neden Leopar?
Bu sorunun bir kısmı basitçe ekolojik diyebiliriz. Günümüze göre çok daha ormanlık ve çalılık bir örtüye sahip olan dönemin Anadolu’sunda ve Bereketli Hilal’in genelinde leopar, geniş bir yayılım alanına sahip, gerçek ve güçlü bir yırtıcıydı. Karahantepe topluluklarının bu hayvanla gündelik hayatta karşılaşmış, ondan çekinmiş ve muhtemelen ona saygı duymuş olmaları beklenir bir durum.
Ancak asıl mesele büyük olasılıkla ekolojinin ötesinde. Leopar, bir tepe yırtıcısı olarak sinsilik, öngörülemezlik ve dizginlenemez bir fiziksel güç gibi, sembolik açıdan tam olarak “kullanışlı” olan nitelikleri bir arada taşıyor; bir topluluğun temsil etmek, yatıştırmak ya da ritüel yoluyla denetim altına almak isteyebileceği türden bir güç. Nitekim leopar, Karahantepeiçin tek seferlik bir seçim olmadığını belirtmiştik. Karahantepe’nin yanı sıra Çatalhöyük’ün leopar kabartmalarında ve Oturan Kadın figürininde karşımıza çıkıyor. Anadolu’nun geç dönemlerinde ve farklı noktalarında yırtıcı hayvanların önemli ve güç gösteren bir yer tuttuğu anlaşılabilir.
Gordon Childe’ın insanlık tarihinde Neolitik Devrim olarak adlandırdığı sıçrama hakkında Göbeklitepe, Karahantepe, Sayburç, Çatalhöyük gibi çeşitli mekanlardan yeni bilgiler öğrenmeye devam ediyoruz. İnsanlık tarihinin başlangıcını bu yeni keşiflerle birlikte daha net anlamlandırabileceğiz.
Karahantepe Neden Önemli?
Karahantepe 1997’de keşfedilmiş olsa da esas olarak 2019’dan bu yana, Necmi Karulbaşkanlığındaki uluslararası ekibin sistematik kazılarıyla tanınıyor. Yerleşim Göbeklitepe ile çağdaş; yani insanlık tarihinin tarım ve çanak çömlekten önceki, bilinen en eski anıtsal mimari geleneklerinden birine ait.
Karahantepe’yi bölgedeki diğer Taş Tepeler yerleşimlerinden ayıran iki temel özellik var. Birincisi, Göbeklitepe’dekine benzer çok sayıda T-biçimli dikilitaşın burada da bulunması. İkincisi ve daha belirleyici olanı, insan betimlerinin bölgedeki diğer alanlara kıyasla çok daha zengin ve baskın biçimde yer alması. Bu durum Karahantepe’yi, dönem topluluklarının yalnızca doğayı ve hayvanları değil, kendilerini nasıl tasavvur ettiğini anlamak açısından önemli bir konuma taşıyor.
Batı Yamaç’taki kazılarda üç evreli bir yerleşim ortaya konmuş durumda. Kompleksin merkezindeki, iç çapı 23 metreyi bulan yuvarlak planlı “AD Yapısı,” duvarları 16 T-biçimli dikilitaşla bölümlenmiş anıtsal bir mekân. Bitişiğindeki “AB Yapısı” ise ana kayaya oyulmuş, bir merdivenle AD Yapısı’na bağlanan; duvarında bir insan başı kabartması ile bunun karşısında sıralanmış on adet fallus biçimli dikmenin yer aldığı bir yapı. Buraya uzanan yılankavi bir kanal sıvıyla ilişkili bir ritüele işaret ediyor ve yapı, araştırmacılar tarafından erginlik ya da geçiş ritüelleriyle ilişkilendiriliyor. Bunların yanı sıra daha mütevazı barınma yapıları ile daha geç evreye ait, simetrik yerleştirilmiş dikilitaşlara sahip dörtgen planlı kamusal yapılar da alanda tespit edilmiş durumda.
Karahantepe’nin zenginliğini gösteren bir başka önemli buluntu, 2023’te ortaya çıkarılan yaklaşık 2,3 metre yüksekliğindeki insan heykeliydi. Bu yıl bulunan leopar-insan kompoziti, bu zengin heykeltıraşlık geleneğine eklenen en güncel ve en özgün örnek olarak öne çıkıyor.
Çanak Çömleksiz Neolitik dönem çanak çömlekten önceye, hatta çoğu bölgede hayvanların tam anlamıyla evcilleştirilmesinden önceye denk düşüyor. Buna uygun olarak, Göbeklitepe ve Karahantepe başta olmak üzere Taş Tepeler yerleşimlerindeki hayvan betimleri ağırlıklı olarak yılan, yaban domuzu, tilki, akbaba, akrep, kırkayak, yaban eşeği ve leopar gibi vahşi ve çoğu zaman da tehlikeli türlerden oluşuyor.
Bu durum, araştırmacıların söz konusu hayvan imgelerini sıradan avlanma sahnelerinden ziyade, korunma ve henüz evcilleştirilmemiş bir doğayla kurulan güç ilişkisinin ifadesi olarak okumasına yol açtı. İlginçtir ki bu sembolik dilin bir kısmı zaman içinde sürekliliğini korumuş görünüyor. Göbeklitepe’de aslan kabartmalarının yanında bulunan çıplak bir kadın figürü ile çok daha sonra Çatalhöyük’te ortaya çıkarılan, iki vahşi hayvan arasında oturan ünlü Oturan Kadın figürini arasındaki benzerlik, araştırmacılar tarafından bu bölgesel sembolik geleneğin binlerce yıl boyunca izlerinin sürülebileceğine dair bir işaret olarak gösteriliyor.

Bu arka plana karşı, Karahantepe’nin leopar-insan heykelleri özellikle dikkat çekici; çünkü bu eserler hayvanı insanın yanına değil, insanla aynı bedene yerleştiriyor. Ayrı ayrı iki figür yerine tek, kompozit bir beden seçimi, dönemin insan ile hayvan arasındaki sınırı nasıl kurduğuna ya da kurmadığına dair başlı başına bir veri sunuyor.



