Bize Ulaşın

     

19. yüzyılda İngiliz madencisinin durumu

19. yüzyıl İngiltere’sinde madenciler nasıl yaşar, hangi koşullarda çalışmak durumunda kalırlardı? Bilimsel Sosyalizmin kurucu önderlerinden, Marx’ın yakın çalışma arkadaşı Friedrich Engels’in 1845 yılında, henüz 25 yaşındayken kaleme aldığı “İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu” adlı yapıtı, bu konuda önemli ipuçları vermektedir. Ünlü İngiliz Marksist tarihçi Eric Hobsbawm, bu yapıt için, “bütün 19. yüzyıl tarihçilerinin ve işçi sınıfı hareketine ilgi duyan herkesin kütüphanesinde o kitabın yerini tutabilecek başka bir çalışma yoktur” demektedir (Eric Hobsbawm, “Dünya Nasıl Değişir: Marx ve Marksizm Yazıları”, İstanbul, Agora, s. 114).

Aşağıda okuyacağınız metin, Engels’in söz konusu yapıtının Sol Yayınları tarafından Yurdakul Fincancı çevirisi ile yapılan Ekim 1997 tarihli ilk baskısından özetlenerek alınmıştır. Sayın Muzaffer İlhan Erdost’a, çeviriyi kullanmamıza izin verdiği için çok teşekkür ederiz. (Bilim ve Ütopya)

İngiltere’nin kuzeyinde, Northumberland-Durham sınırında Alston Moor’da geniş kurşun madenleri vardır. Burada da oksijen azlığından, aşırı tozdan, barut dumanından, havadaki karbonik asit gazı ve sülfürden yakınılmaktadır. Sonuç olarak buradaki madenciler de Cornwall’dakiler gibi, kısa boyludurlar; hemen hepsi otuz yaşından itibaren göğüs rahatsızlığından yakınır; bu işte çalışmakta ısrar edilirse de hemen her zaman olduğu gibi, bu insanların ortalama ömrünü çok büyük ölçüde kısaltan veremden sona erer. Eğer bu yörenin madencileri, Cornwall’dakilerden bir parça daha uzun yaşıyorlarsa, bu, yerin altına on dokuz yaşından önce girmedikleri içindir; Cornwall’da ise, gördüğümüz gibi toprak altı işine on iki yaşında başlanır. Ama gene de tıbbi verilere göre, burada da çoğunluk kırk-elli yaş arasında ölür. Yörenin nüfus kayıtlarına göre, ortalama 45 yaşında ölen 79 madenciden 37’sinin ölüm nedeni verem, 6’sınınki astımdı. Çevredeki Allendale, Stanhope ve Middleton’da ortalama ömür sırasıyla 49, 48 ve 47 yıldır; göğüs hastalıklarından ölenlerin oram da gene sırasıyla yüzde 48, yüzde 54 ve yüzde 56’dır.

Hemen hemen aynı biçimde işletilen kömür ve demir madenlerinde dört, beş ve yedi yaşında çocuklar çalıştırılmaktadır. Bu çocuklar, madencinin damardan çıkardığı demir cevherinin ya da kömürün oradan at patikasına ya da ana şafta aktarılması ve işçilerle malzemenin geçişi için, (maden bölümlerini ayıran ve havalandırmayı düzenleyen) kapıları açıp kapatmakta çalıştırılmaktadırlar. Kapılara bakmakla en küçük çocuklar görevlendirilmektedir; böylece o çocuklar günde on iki saatlerini, karanlıkta, yalnız başlarına, rutubetli geçitlerde oturarak, hiçbir şey yapmamaktan kaynaklanan uyuşturucu ve yabanlaştırıcı bir bezginliğe kapılmamalarını sağlayacak kadar bile bir meşguliyetleri olmaksızın geçirirler. Öte yandan, kömür ve demir cevherinin taşınması ise çok ağır bir iştir; altında tekerlekleri olmayan geniş teknelerde, madenin düzgün olmayan tabanında sürüklenerek çekilir; bu aktarma işi çoğu zaman ıslak bir killi tabaka üstünden, bazen su birikintisinden geçerek ve sık sık yokuş yukarı tırmanan tünellerden geçerek yapılır; tünellerin tavanı o kadar alçaktır ki, işçiler çoğu zaman elleri ve dizleri üzerinde emekleyerek ilerler. Bu daha yorucu iş için, daha büyük çocuklar ve büyümek üzere olan genç kızlar çalıştırırlar. Duruma göre, tekne başına ya bir erkek ya iki erkek çocuk görevlendirilir; eğer iki erkek çocuk görevlendirilirse, biri çeker, öteki iter. Kömürün ya da demir cevherinin damardan sökülmesi de çok yorucu bir iştir; erkek işçiler ya da on sekizinin üstündeki güçlü gençler tarafından yapılır. Normal iş günü on bir-on iki saattir, bazen daha uzundur; İskoçya’da on dört saate çıkar ve çift mesai sıkçadır: Yer altına inen işçiler, bir seferinde yirmi dört hatta bazen otuz altı saat boyunca çalışırlar. Yemek arası için belirlenmiş bir zaman çoğunca bilinmez, bu insanlar acıkınca ve zamanın elverdiği ölçüde yerler.

Madenciler, işin doğasından ileri geldiği kolaylıkla anlaşılan bazı özel hastalıklara yakalanırlar. İlk sırada sindirim organları hastalıkları yer alır; iştahsızlık, mide sancıları, iç bulantısı, gasyan çok sık görülür; aşırı susuzluk hissedilir ve ancak madendeki pis ılık suyla giderilebilir; böylece sindirim engellenir ve ayrıca başka hastalıklara çağrı çıkarılır. Kalp hastalıkları, özellikle kalp büyümesi, kalp ve kalp zarı yangısı, kulakçık-karıncık arasında ve aort girişinde daralmalar madenci hastalığı olarak tekrar tekrar belirtilmektedir; hepsi aşırı çalışmayla açıklanmaktadır; aynı şeyler fıtık hastalığı için de geçerlidir; o da aşırı çalışmanın ürünüdür. Kısmen aynı nedenden, kısmen kötü, toz yüklü, karbonik asit ve hidrokarbon gazıyla karışmış, aslında kolaylıkla sakınılabilecek pis havanın solunması sonucu birçok tehlikeli ve ıstırap verici akciğer hastalığı, özellikle astım ortaya çıkar; bu hastalık bazı yörelerde kırklı, bazı yörelerde otuzlu yaşlarda birçok madencide görülür ve kısa sürede, onları çalışamaz hale getirir. Islak işlerde çalışanlar arasında göğüs sıkışıklığı, doğal olarak çok daha erken yaşta ortaya çıkar;

İskoçya’nın bazı kesimlerinde yirmilerde-otuzlarda görülür ve zaten etkilenmiş olan akciğerler bu göğüs baskılarının başladığı dönemde, yangıya ve başka ateşli hastalıklara çok daha fazla açık hale gelir. Bu işçilere özgü bir hastalık da ‘kara salya’dır; akciğerlerin kömür parçacıklarıyla dolmasından ileri gelir; belirtileri takatsizlik, başağrısı, göğüste baskı ve koyu, kara balgam tükürmektir. Doğu Lothian’da Pencaitland’dan Dr. Mackellar, tanıklığı sırasında, doğru dürüst havalandırılan madenlerde bu hastalığın bilinmediğini, ama iyi havalandırılan madenlerden kötü havalandırılan madenlere giden madencilerin bu hastalığa yakalandığını söyledi. Demek ki, bu hastalıktan sorumlu olan maden sahiplerinin vantilatör kullanımını kulak ardı eden kâr açgözlülüğüdür. Warwick ve Leicestershire madencileri dışında, romatizma da kömür madenlerinde çalışan işçilerin yaygın hastalığıdır; genelde rutubetli yerlerde çalışmanın sonucudur. Tüm bu hastalıkların sonucu, istisnasız tüm maden yörelerinde, kömür madencilerinin erken yaşlanması ve kırkıncı yılından kısa süre sonra çalışamaz duruma gelmesidir; ama çalışamazlık, farklı yerlerde, farklı yaşlarda ortaya çıkar. Kırk beş-elli yaşından sonra çalışabilen madenci gerçekten çok seyrektir. Genellikle kabul edilmektedir ki, maden işçileri yaşlılık dönemine kırkında girerler. Bu maden yatağından kömürü kazanlar için geçerlidir; ağır kömür parçalarını sürekli olarak yerden kaldırıp teknelere yükleyen işçiler yirmi sekiz-otuz yaşlarında yaşlanırlar; kömür madeni yörelerindeki öz deyişle, kömür yükleyiciler genç olmadan yaşlanırlar. Bu erken yaşlanmayı erken ölümün izlemesi, işin o kadar doğası gereğidir ki, maden işçileri arasında altmışına ulaşmış birini bulmak büyük bir istisnadır. Madenlerin sağlığa daha az zararlı olduğu güney Staffordshire’da bile elli bir yaşına ulaşan pek azdır. Bu erken yaşlılık nedeniyle, doğal olarak, fabrikalarda olduğu gibi, yaşlanan işçilerin sık sık işsiz kalması ve genç çocuklarının bakımına muhtaç hale gelmesi olayıyla karşılaşılır. Kömür madenlerinde çalışmanın sonuçlarını kısaca özetlersek komisyon üyelerinden Dr. Southwood Smith’in dediği gibi, bir yanda uzamış bir çocukluk, öte yandan erken gelmiş yaşlılık arasında, insanın gücünün kuvvetinin tam yerinde olduğu erkeklik dönemi, ömür ortalamasının hayli altında kalmasına koşut olarak büyük ölçüde kısalmaktadır. Bunu da burjuvazinin borç hanesine yazmak gerekir!

Ama kömür ocağı işçisinin başına musallat olan belalar bu kadarla bitmiyor. Tüm Britanya İmparatorluğunda, bir insanın, ölümle bu kadar değişik biçimlerde yüz yüze bulunduğu başka hiçbir uğraş yoktur. Kömür ocağı, birçok dehşet verici felaketin sahnesidir ve o felaketler de doğrudan doğruya burjuvazinin bencilliğinden ileri gelir. Bu maden ocaklarında ortaya çıkan hidrokarbon gazı, havayla birleştiği zaman patlamaya hazır hale gelir ve bir alevle temas ettiği anda patlar, çevresindeki herkesi öldürür. Bu patlamalar, neredeyse hemen her gün olageliyor; 28 Eylül 1844’te Durham’da Haswell ocağında 96 kişiyi öldürdü. Ocaklarda bol miktarda oluşan karbonik asit gazı da, ocağın derin kesimlerinde birikir, zaman zaman bir insan boyuna kadar yükselerek içinde kalanları boğar. Madenlerde bölümleri birbirinden ayıran kapılar, patlamanın ve gaz hareketinin yayılmasını önlemek içindir; ama bu kapılardan küçük çocuklar sorumludur; onlar da ya uyur kalırlar, ya görevlerini gereği gibi yapmazlar; bu yüzden kapıların önlem görevi yalnızca düşseldir. Bu iki gazın neden olduğu zararları, ocağı temiz hava taşıyan havalandırma şaftları tamamen ortadan kaldırabilir. Ama burjuvazinin bu amaca ayırabileceği parası yoktur; o nedenle Davy lambalarını yeğler; ama bunlar da pek yararsızdır; çok ölgün bir ışık verirler; o yüzden de genelde mum kullanılır. Bir patlama olduğu zaman da suçlanan maden işçisinin dikkatsizliği olur; oysa burjuvazi, iyi bir havalandırma sağlayarak, patlamayı bütün bütün olanaksız hale getirebilir. Dahası var, birkaç günde bir ocaktaki kazı yeri çöker, içinde çalışan maden işçileri ya diri diri gömülür, ya ezilip yaralanır. Burjuvazinin çıkarı, kömür damarının olabildiği ölçüde tamamen kazılmasıdır; kazı yerlerinde bu tür kazalar da bu yüzden olur. Sonra işçilerin ocağa inmelerinde kullanılan halatlar çoğu zaman eski ya da çürüktür, kopar ve talihsizler yere çarpıp parçalanır.

Friedrich ENGELS

Bu yazı Bilim ve Ütopya'nın haziran 2014 sayısında yayımlanmıştır.