Bilim Tarihi

Türklerde çiçek aşısı

Muhteşem Yüzyıl, Kösem Sultan dizisini izleyenler belki hatırlar. Dizide 14. Osmanlı Padişahı I. Ahmed (1590-1617) çiçek hastalığına tutulur ve Kösem Sultan bir şifacıya gider, şifacı da ona büyülü bir ilaç verir. Şifacının verdiği bu ilaç, ceviz kabuğu içinde yer alan çiçek hastalığına yakalanmış bir kişinin deri parçalarıdır.

Osmanlı Türklerinin en büyük astronomu ve çalışmaları: Takîyüddîn ve İstanbul Gözlemevi

Osmanlı Devleti’nde, on altıncı yüzyılın ikinci yansında, III. Murat döneminde İstanbul’da Tophane sırtlarında Takîyüddîn (1526-1585) tarafından kurulan gözlemevinin OsmanlI bilim tarihinde önemli bir yeri vardı. Takîyüddîn, Osmanlıların en büyük astronomudur. Matematik ve astronomi başta olmak üzere birçok alanda araştırmaları vardır. Özellikle trigonometri alanındaki çalışmaları oldukça önemlidir. Şam'da doğmuş, Mısır'a gitmiş, daha sonra İstanbul’a gelmiş ve Müneccimbaşılığa (baş astrolog) atanmıştır. Kaynakların bildirdiğine göre III.

Ömer Hayyam: Hayatı ve bilimsel etkinlikleri

Ömer Hayyam'ın ünü, kısmen uzun hayatı boyunca gerçekleştirdiği Şiir ve Felsefe gibi etkinliklerden bazılarına ve kısmen de ona mal edilen, ama bugüne kadar ciddi hiçbir tarihsel olgu tarafından doğrulanmayan efsanelere veya etkinliklere dayanır. Aynı zamanda, onun hakkında bir şeyler duymuş insanların birçoğu, onun bilimsel çalışmaları ve Matematik ve Astronomi’ye olan önemli katkıları üzerine hemen hemen hiçbir şey bilmezler.

Aydın Sayılı'nın ardından

Türkiye’de bilim tarihi araştırmalarının geçmişi on dokuzuncu yüzyılın sonu ile yirminci yüzyılın başlarına kadar geri gitmekle birlikte, Sâlih Zeki Bey ile Adnan Adıvar gibi bilim insanlarının yapmış oldukları çalışmalar sonucunda, yavaş yavaş tanınmaya ve sevilmeye başlamış, üniversite içine girmesi ve öğretimin bir parçası olması içinse Sayılı’yı beklemek g

Biyofilozofinin babası: Jonas Salk

28 Ekim 1914’de doğan Jonas Salk, tıp alanında döneminin en saygın bilim adamlarından birisiydi. İlk zamanlarda düşüncelerine değer verilmeyen Salk, önceleri biyoloji ve kimya alanlarıyla ilgilendi daha sonra da araştırma yapmaya karar verip New York Üniversitesi Tıp Okulu’na girdi. Buradan 1939 yılında mezun olduktan sonra da New York’ta bulunan Mount Sinai Hastanesi’nde çalışmaya başlayacaktı.

Bilinenin dışında bir gök bilimci: Tycho Brahe

Tyge (Latinleştirilmiş ismiyle Tycho) Brahe, 14 Aralık 1546’da günümüzde İsveç sınırları içerisinde, o zamanlar ise Danimarka’da bulunan Skane’de doğdu. Her ikisi de Danimarka’nın soylu ailelerinden olan Beatte Bille ve Otto Brahe’nin en büyük oğulları olan Tycho, iki yaşındayken amcası Jürgen Brahe ve eşi Inger Oxe tarafından evlat edinildi. Kendi çocukları olmayan aile, Jürgen’in ölümüne kadar Tycho’ya baktılar.

Yıllar sonra anılan dâhi: Alan Turing

23 Haziran 1912’de Londra’da doğan Alan Mathison Turing 20. yüzyılın belki de en önemli matematikçilerinden biridir. 2. Dünya Savaşı sırasında kod kırıcı olarak çalışan ve böylece birçok insanın hayatının kurtulmasını sağlayan ve günümüzde en çok kullanılan aletlerden biri olan bilgisayarın temelini oluşturacak fikirler ortaya atan yine Alan’dır. Kendisini hiçbir zaman bir filozof olarak tanımlamasa da 1950 yılında yayınlanan makalesi ‘Makinelerin İşleyişi ve Zekâ’ modern felsefe tarihinde en çok alıntı yapılan makale olmuştur.

Osmanlı matematiği ile ilgili doğru sanılan yanlışlar

Günümüz Türkiyesi’nde her kesimden insanın genel olarak Osmanlı bilimi, özel olarak da Osmanlı matematiği ile ilgili bir “fikri” olduğu muhakkak. Ne yazık ki bu “fikirler” tarihsel gerçeklerden çok kişilerin siyasi eğilimlerine dayanmaktadır. Muhafazakâr kesimin Osmanlı’yı ellerinden geldiği ölçüde ve gerçek dışı argümanlarla yüceltme eğilimleri, laik kesimin de yine gerçek dışı yergileri ile karşılık bulmaktadır. Peki, gerçek nedir? Osmanlı’nın modern Türkiye’ye bıraktığı bilimsel ve matematiksel miras nedir? Osmanlı bilimi çok mu ileriydi?

Bin yılın dâhisi: Albert Einstein

“Eğer insanların sadece yüzde 2’si askerlik hizmetini yapmayacaklarını bildirip aynı zamanda uluslararası düzeyde anlaşmazlıkların barışçı yollarla çözülmesini istediklerini bildirirlerse, hükümetler hiçbir şey yapamayacaklardır.”(1) 14 Aralık 1930 yılında Ritz-Carleton Oteli’nde “Yüzde 2” konuşması olarak adlandırılan bu konuşmada, savaşa açıktan bir cephe almıştı ünlü bilim adamı Albert Einstein (14 Mart 1879-18 Nisan 1955). Ona göre insanlığın yüzde 2’sini yerleştirecek kadar hapishane yoktu yeryüzünde.