Bize Ulaşın

     

Şark'ın büyük tabibi: İbn Sina

Azerbaycan’ın ünlü milli liderlerinden Ebülfez Elçibey’in kaleme aldığı bu makale pek çok bakımdan çarpıcıdır. Makalede Elçibey, “Marksist metodoloji tarihe yeni bir bakış açısı getirdi” saptamasını yapmakta ve “Şark medeniyeti” dediği İslam uygarlığının yükselişini tarihsel materyalist bir temelde tahlil etmektedir. Elçibey, Farabi ve İbn Sina’nın katkılarını hakkıyla verirken onların felsefi düşüncelerinin “dinler için korkunç” olduğunu söylerek bu iki büyük ismin gericilik için nasıl tehlikeli olduğuna işaret etmektedir. Elçibey Avrupamerkezciliği tarihsel materyalizmle çürütüyor ve İslam’ın devlet nezdindeki ve toplumsal rolündeki değişimi de maddi ve bilimsel temelleriyle açıklıyor.

Bu sene (1979 yılı. BÜ) UNESCO’nun almış olduğu kararla ilerici dünya, büyük bilim adamı ve filozof İbn Sina’nın 1000. doğum yılını kutlayacaktır.

İbn Sina’nın hayat ve faaliyetini, onun dünya kültür tarihindeki yerini bir veya birkaç makalede ışıklandırmaya çalışmak doğru bir yaklaşım olamaz. O nedenle bu yazıda sadece ana çizgiler üzerinde durulacaktır. Bunun için İbn Sina’nın yetişmiş olduğu tarihi, bilimsel, kültürel ortama dikkati yönelterek özellikle İbn Sina’nın bir bilim adamı ve filozof olarak gelişmesinde önemli rolü bulunmuş Muhammed Farabi’nin hizmetleri üzerinde durmayı gerekli buluyoruz.

Orta Çağlarda, özellikle VII.-XV. yüzyıllar arasında Yakın ve Orta Doğu, dünyanın en önemli medeniyet merkezi olmuştur. Bu medeniyetin XIX. yüzyıldan itibaren “Arap”, “Müslüman” veya “İslam” medeniyeti olarak isimlendirilmesi bir gelenek halini almış durumda. Bize göre bu, yeteri kadar isabetli bir genelleme değildir. O dönemde yazılmış eserlerin çoğunluğunun Arapça olması o eserlerin hepsini ille de Arapların yarattığı anlamına gelmez. Aksine, o medeniyeti yaratanlar arasında farklı halkların temsilcileri Araplardan daha fazlaydı. Diğer taraftan ise o bilim ve kültür adamlarının bir kısmı Müslüman olmayıp “Mecusi”(ateşe tapınan), Musevi, Hristiyan vd idiler.

Tüm o isimler arasında nispeten isabetlisi “Orta Çağ Şark medeniyeti” olacaktır ki o isim Uzak Doğu kültürünü kapsamıyor. Her halukarda biz bu medeniyete “Şark medeniyeti” ismini daha uygun görmekteyiz. Kuşkusuz, bu isimlendirme de nispi olup sadece ismine göre başka medeniyetlerden ayırsa da dünya medeniyetinin büyük bir bölümü olmanın yanısıra aynı zamanda o medeniyetin altın fonunu oluşturmaktadır. Son dönemlerde dünya medeniyetini ortak bir çizgi üzerinde ele alarak onun eski Yunan, Orta Çağ Şark ve Yeni dönem Batı medeniyetleri isimlendirmeleri altında yüksek evrelerden geçtiği onaylanmaktadır. Kimi zamansa bu evreler “Antik Yunan mucizesi”, “Şark Rönesansı” ve “Batı Rönesansı” olarak adlandırılmaktadır.

Bunların arasında Şark medeniyetine ilişkin birçok araştırma yapılmasına rağmen araştırmacıların daha ziyade Şark medeniyetinin selef ve haleflerine baktığını, şimdilik tutarlı bilimsel çalışmalar yapılmadığını ve istenen düzeyde araştırılmadığını belirtmemiz gerekiyor.

Orta Çağ Şark medeniyetinin ilk merkezi Bağdat olsa da sonraları, yani X.-XVI. yüzyıllarda İspanya, Mısır, Azerbaycan ve Maverün-Nehir o medeniyeti dünyaya bağlayan ana köprü fonksiyonunu yerine getirmiş ve ismini zikrettiğimiz ülkelerde büyük medeniyet merkezleri yaratılmıştı. Avrupa’da İspanya’nın oynamış olduğu rolü Kuzey Afrika’da Mısır, Kafkasya ve Batı Kıpçak’ta (aynı zamanda Hazar Hakanlığı’nda) Azerbaycan, Orta Asya’nın tamamında ve Kazakistan’da Maverün-nehir ve onun civarları oynamıştır.

Şark medeniyetinin IX.-XIII yüzyıllardaki gelişiminde Maverün-nehir’in çok önemli rolü bulunmaktadır. Astronomi alanında büyük bilim adamı Fergani, matematikçi Muhammed Harezmi, dönemin “ansiklopedileri” olan Farabi, Biruni, İbn Sina, Kaşgarlı Mahmut vd onca bilim adamı, şair, dil bilimcisi, hukukçu ve mimar Maverün-nehir’den çıkmışlardı.

Maverün-nehir’in mimarlık örnekleri, özellikle de köprü, bent ve kale yapıtları daha IX. yüzyılda Yakın Doğu’ya yayılarak Mısır’a kadar varmış ve bazı özelliklerini Mısır’dan Endülüs’e (İspanya) taşımıştır.

Farabi ve İbn Sina’yı anlatmadan önce IX.-XI. yüzyıllarda Yakın ve Orta Şark’taki fikir akımları ve bilimin gelişimine göz atmamız gerekmektedir.

Hilafetin IX. yüzyıldaki durumu çok büyük değişimle karakterize edilmekteydi. Öncelikle, üretici güçlerin gelişmesine bağlı bulunan feodal üretim tarzındaki ve genel olarak feodal ilişkilerdeki gelişme; ikincisi, askeri-feodal kesimlerin büyüme kaydedrek avantajlı konuma gelmesi, sınıfsal çelişkilerin sertleşmesi ve sınıf mücadelesinin kitlesel hal alması; üçüncüsü, toplumsal düşüncedeki gelişim ve onun yeni şekilde biçimlenmesi, bilimin ve medeniyetin toplumda baskın konuma geçmesi...

Doç. Dr. Ebülfez ELÇİBEY
Hazırlayan: Mayis ALİZADE

Bu yazı 1979’da İbn-i Sina’nın doğumunun 1000. yılında yazılmıştır.
Yazının tamamını Bilim ve Ütopya'nın haziran sayısında okuyabilirsiniz...