Bize Ulaşın

     

Penelope’den Odysseus’a mektup

Yunan mitolojisinin besin kaynağı olarak kabul edilen Homeros Destanlarından Odysseia’da, on yıl süren Troya Savaşı’nın ardından, on yıl boyunca yurduna dönmeye çabalayan Ithake Kralı Odysseus’un (Lat. Ulisses) maceraları anlatılır. Sarayında onu, her şeyden bihaber beklemek zorunda kalan karısı Penelope, destanda sabır ve sadakat sembolü olarak sunulur ve Homeros’tan sonra da pek çok yazarın yapıtında, bu destan geleneğine uygun olarak Penelope, aynı özellikleri ile tanıtılır. Bu yapıtlar arasında, Romalı ozan Publius Ovidius Naso’nun, Heroides (Kadın Kahramanların Mektupları) adlı çalışmasının ayrı bir yeri vardır; nitekim ozan, mitolojik kahramanların ağzından şiir şeklinde aşk mektupları yazdığı ve kaynağını büyük ölçüde Yunan mitolojisinden alan bu çalışmasında, Penelope’nin ağzından, yolunu gözlediği kocası Odysseus’a acıklı bir aşk bir mektubu yazarak bu destansı kadının iç dünyasına yeni bir perde aralamıştır. Homeros’un sessiz ve sabırlı kahramanı, Ovidius’un dizelerinde, korkularını, kaygılarını paylaşmış, sıkıntılarını haykırmıştır. Aşağıda Latinceden çevirisini paylaştığımız ağıt niteliğindeki bu mektup aracılığı ile Ovidius, aşık bir kadının ruhuna ve kalbine ayna tutmuştur:

 

Bu satırlar sana Penelope’nden, uyuşuk Ulysses,

Üzülmem bana cevap vermezsen: Sen kendin gel!

Yunan kızların gıpta ettiği Troya yıkıldı gitti,

Priamus’un(1) ve koca Troya’nın meğer ne azmış kıymeti.

 

Ah keşke, donanmasıyla yol alırken Sparta’ya                                                        5

O ahlaksız(2) gömülseydi denizin azgın sularına!                           

Üşüyerek yatmazdım ben de terk edilmiş yatağımda,

Günler geçmiyor diye yakınmazdım ardında,

Uzun geceler geçip gitsin diye,

Yormazdım boş ellerimi dokuma tezgâhı başında.                                                   10

 

Ne zaman korkmadım ben gerçektekinden büyük tehlikelerden?

Aşktır işte bu, korku ve kaygıyla dolu.

Kurardım zihnimde vahşi Troyalıların sana saldırdıklarını,

Sararıp solardım ne zaman duysam Hector’un(3) adını.

Biri söz etse düşmanların yendiği Antilochus’tan,(4)                                               15

Yeni bir sebep olurdu Antilochus korkularıma.

Ya da başkasının silahlarını kuşanmışken vurulan Menoetius oğlundan(5),

Ağlardım hilelerin bir işe yaramamasına.

Biri söz etse Troyalının mızrağını kana bulayan Tlepolemus’tan(6),

Kaygılanırdım Tlepolemus’un ölümüyle bir kez daha.                                             20

Aslında vuruldukça biri Yunan ordularından

Seveninin yüreği daha da soğuk oldu buzdan.

Neyse ki adaletli tanrı bu masum âşıktan yana,

Troya kül oldu zarar gelmeden sana.

 

Döndüler Argos’lu önderler, dumanlar tütüyor sunaklarda,                                    25

Düşman ganimetleri adanıyor koruyucu tanrılarımıza.

Kadınlar teşekkür ediyor armağanlarla kocalarının esenliği adına.

Onlar da anlatıyorlar yendikleri Troya’nın kaderini şarkılarla.

Hayranlıkla dinliyor adaletli yaşlılar, ürkek genç kızlar,

Bir adam konuşurken asılıyor karısı dudaklarına.                                                    30

Başka biri de masada coşkuyla anlatıyor acımasız savaşı,

Ve adeta resmediyor incecik kadehe tüm Troya’yı:

“Buradan Simois akıyordu, şurası da Sigeia toprakları,

İşte tam şurada yaşlı Priamos’un görkemli sarayı,

Aiakos oğlunun(7) çadırı burada, Ulysses’inki de şurada;                                       35

Kan revan içindeki Hektor tam burada ürküttü atları.”(8)

 

İşte bunlar yaşlı Nestor’un anlattıkları

Seni soran oğlumuza, oğlumuzun da bana.

Ondan duydum Rhesum’un, Dolana’nın kılıçtan geçirildiğini,

Ölüm uykuda aldı birini, tuzağa kurban gitti diğeri.                                                40

Kalkmışsın -aileni hiç mi hiç düşünmeden-

Gece vakti hileyle Troya ordugahına girmeye,

Tek kişinin desteğiyle onlarcasını öldürmeye!

Ama dikkat etmişsin kendine aklına ben gelince!

Yüreğim korkuyla titredi, duyana dek galip geldiğini,                                            45

Dostlarının arasından Ismaris atlarıyla geçtiğini.                                                                            

Peki bana faydası ne, Ilium’u yakıp yıkmanızın,

Surların yerini toprağın almasının,    

Benim için her şey yine Pergama direnirken olduğu gibiyse,

Kocam yine yanımda değilse?                                                                                 50

Başkalarına göre Troya yıkıldı, bir tek bana göre hâlâ aynı,

Savaşın galibi çift sürüyor orada sanki yerli gibi.

Troya topraklarını orakla biçmeyi bekliyor,

Kana bulanmış toprak sanki daha da verimli;

Kıvrık sabana takılıyor toprağa saçılmış kemikler,                                                   55

Sarmış yıkık evlerin üzerini körpe bitkiler.

Galipsin, ama yanımda da değilsin, bilemem niye geciktiğini,

Taş kalbinle dünyanın hangi köşesinde gizlendiğini?

 

Ne zaman yabancı bir gemi yanaşsa kıyıya,

Sordukça sorarım seni ona,                                                                                      60

Gün olur da seni görür diye tutuştururum eline

Ellerimle yazdığım mektubumu.

Mektup yolladım Pylos’a, Neleus oğlu yaşlı Nestor’un ülkesine,

Gelen haber asılsız bir söylenti.

Mektup yolladım Sparta’ya, orada da bilen yok gerçeği.                                        65

Hangi topraklardasın ya da nerede oyalanıyorsun şimdi?

Keşke Phoebus surları ayakta olsaydı hâlâ,

Ah zavallı ben, öfkeleniyorum önceki adaklarıma!

Bilirdim nerede savaştığını, savaş olurdu beni korkutan sadece

Ve aynı dertten yakınırdım ben de pek çok kişiyle.                                                 70

Oysa neden korkayım bilmiyorum -ama her şeyden de korkuyorum deli gibi,

Bana endişe veren o kadar şey var ki.

Denizde de karada da ne kadar tehlike varsa aklımda,                            

Her biri olabilir bu uzun gecikmenin sebebi.

Ben boş yere kaygılanırken, -tutkularınız vardır sizin-                                            75

Belki de başka bir aşka kapılmışsındır sen.                                      

Belki anlatıyorsun nasıl sıradan bir karın olduğunu ona,

Elinden iş gelmediğini yün eğirmekten başka.

Keşke yanılsam, bu şüphe hafif bir esintiyle uçup gitse,

Ve özgürken dönmekte, kalmak kendi tercihin olmasa!                                          80

Babam Icarius zorluyor beni boş yatağımı terk etmeye

Ve söyleniyor sonu gelmeyen ertelemelerime.

İstediği kadar söylensin -ben seninim, senin olduğumu herkes söylesin;

Ben Penelope, sonsuza dek eşi olacağım Ulysses’in.

Aslında o da değişiyor benim sadakatim ve içten yakarışlarım karşısında               85

Ve kendi kendine son veriyor baskılarına.

 

Doulichium’lular, Samos’lular ve yüksek Zacynthos’ta oturanlar(9),

Lüks düşkünü bu talip ordusu üşüştü başıma,

Kimse karışmadan hüküm sürüyorlar senin sarayında;

Tüketiyorlar benim etimi kemiğimi, senin servetini.                                     90

Şimdi sana ne diye anlatayım Pisander’i, zalim Medon’u,

Eurimachus ve Antinous’un doyumsuz ellerini?

Ya da bu uğursuz yokluğun yüzünden

Kanınla kazandığın servetinle beslediğin onca kişiyi?

Yoksul Irus ve sürünün yemeğinden sorumlu Melanthius da                                   95

Sonunda ortak oldu utanmadan senin kayıplarına.

Sayıca üç kişi kaldık bu kavgaya yanaşmayan, gücü tükenen karın,

Yaşlı Laertes ve evladın Telemachus.

Onu da geçen az kalsın hileyle alıyorlardı benden,

Herkese karşı çıkıp Pylus’a gitmeye hazırlanırken.                                                  100

Tanrılara yalvarıyorum, kader sırayla alsın bizi,

O kapatsın gözlerimi, o kapatsın gözlerini!

Bizden yana çalışıyor yaşlı süt nine(10), inek çobanı(11),

Üçüncü olarak da kirli ağılın sadık bakıcısı(12).

Ama silah tutacak gücü kalmayan Laertes                                                               105

Koruyamaz düşmanların arasında krallığını,

Telemachus için gelecek bir gün mertlik zamanı, -yeter ki yaşasın-

Ama o şimdi babasının kanatları altında olmalıydı.

Benim de gücüm yok hainleri saraydan kovmaya.

 

Sen bir an önce gel, sığınacak liman ol ailene!                                                         110

Bir oğlun var, yalvarırım hayatta kalsın, o bu körpe yaşlarını

Öğrenerek geçirmeliydi babasının doğrularını.

Laertes’i de unutma; sen kapatasın diye gözlerini

Direniyor o son güne, kaderin kendisine biçtiği.

Ya ben! Genç bir kızdım sen giderken,                                                                   115

Oysa hemen gelsen bile, yaşlı bir kadın gibi görüneceğim gözüne.

 

Dipnotlar:

(1) Troya’nın son kralıdır ve savaşın başlamasına sebep olan Paris’in babasıdır.

(2) Paris.

(3) Kral Priamus’un en büyük oğlu. Troya’nın, Yunan orduları tarafından ancak Hector’un ölümünden sonra, savaşın onuncu yılında, tanrıların yardımı ile yıkıldığı anlatılır.

(4) Nestor ile Eurydice’nin oğlu. Achilleus ile Patroclus’un yakın arkadaşıdır. Yunan ordularıyla birlikte Troya Savaşı’na katılır ve Memnon tarafından öldürülür.

(5) Patroclus. Achilleus’un yakın arkadaşı. Troya Savaşı’nda, Achilleus’un silahlarını kuşanarak düşmana karşı başarılı bir şekilde savaşır, ancak sonunda Hector tarafından öldürülür.

(6) Rodos Kralı. Troya adına savaşan Lycia Kralı Sarpedon tarafından öldürülür.

(7) Akhilleus.

(8) Hektor, Patroclus’un öcünü almak isteyen Akhilleus tarafından öldürülür. Achilleus onun cesedini atlarına bağlayarak şehrin etrafında üç kere dolaştırır.

(9) Doulichium, Samos ve Zacinthos. Ithake Adası’nın komşusu Yunan adaları.

(10) Eurycleia.

(11) Philotes.

(12) Eumaeus.

 

Kaynakça:

Homeros, Odysseia, (çev.) Azra Erhat, A. Kadir, İstanbul: Can Yayınları, 2013

Kalaycıoğulları, S., “Klasik Dönem Yunan ve Roma Yazınında Penelope: Homeros’tan

Ovidius’a Penelope Betimi”, AÜ Sosyal Bilimler Dergisi 7/2 (2016): 95-112

Ovid, Heroides and Amores, (tr.) G. Showerman, Cambridge, MA: Harvard University Press, 1977

Görsel: Alman ressam Johann Heinrich Wilhelm Tischbein’ın (1751-1829) Odysseus ve Penelope (Odysseus und Penelope) adlı tablosu.

 

Arş. Gör. Dr. Serap KALAYCIOĞULLARI
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

 

Bu yazı Bilim ve Ütopya'nın aralık 2016 sayısında yayımlanmıştır.