Boş

Toplam: 0,00 ₺

“Proje Okulları” Uygulaması: Üniversitelerimizin Fidanlıkları Tarumar Ediliyor

Proje okulları” uygulaması, eğitim niteliklerini, Cumhuriyet kurumları olarak varlıklarını bir ölçüde koruyabilmiş okulların açık tasfiyesidir. Yönetim ve öğretmen kadrosunun iktidar partisinin güdümünde yeniden oluşturulması temel amaç olarak görünmektedir. Öte yandan Türk Üniversitelerinin fidanlıklarının kurutulması sonucunu doğuracağı açıktır. Cumhuriyet ve aydınlanma yanlısı yurttaşlara eğitim kurumlarında yaşam hakkı tanımayan bu tahribat, kısa sürede üniversitelere de yansıyacaktır.

Cumhuriyet’in aydınlanma devriminin önemli kaleleri, tüm Anadolu’ya dağılmış liselerdi. Trabzon’dan Tokat’a, Sivas’tan Niğde’ye, Adana’dan İzmir’e, Urfa’dan Edirne’ye dönemin en güzel binalarında, bazıları yatılı okul olanaklarıyla eğitim verdiler. Yoksul Anadolu çocukları, her biri üstün görev bilincine sahip öğretmenlerden aldıkları derslerle hem öğrendiler, hem de eğitildiler. Birçoğu İstanbul ve Ankara’daki üniversitelere devam ettiler. Öğretmen olmak isteyenler için ise Gazi Eğitim Enstitüsü güçlü kadrosuyla Ankara’da bir çekim merkezi ve aydın ocağı oldu.
Cumhuriyetin devrimci yöneticileri, Osmanlı’dan devraldıkları Darülfünun’u ancak 1933 reformu ile dönüştürebildiler. Üniversiteye on yıl sonra sıra gelmişti. Bu liselerde keşfettikleri parlak gençleri Avrupa’ya eğitime gönderdiler, “Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olup dönünüz” dediler. “Türk prometheler” beklentileri boşa çıkarmadı. İkinci Dünya Savaşı’nın şafağındaki Avrupa’nın kaotik ortamında temel bilimlerden arkeolojiye, mühendislikten tarihe her alanda yetişmiş gençler olarak ülkelerine dönüp üniversitelerde kurucu görevler üstlendiler.
Hitler faşizminden kaçan bilim insanları, Cumhuriyet üniversitelerinin atılımında bir başka altın fırsat oldu. Avrupa ve ABD, Yahudi ırkçılığının kurbanı olan bu aydınlara kapılarını kapatırken, Türkiye Cumhuriyeti yüzlercesini konuk etti, yaşamlarını kurtardı. Özellikle Atatürk ölene kadar el üstünde tutup üniversitelerini ve gençlerini teslim etti. Üniversitelerimize insan gücü yetiştiren bir diğer kaynak da Köy Enstitüleri oldu. Temel amaç, Anadolu bozkırının yeşermesi için kırsal alanda çalışacak lider eğitimciler yetiştirmekti. Ama onların bir kısmı, daha çok da çocukları iyi eğitim görerek üniversitelerde öğretim elemanı oldular.

İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaöğretim değişti
İkinci Dünya Savaşı sonrası, yöneticiler Batı kampına kayarken, eğitim politikalarımızı da kökten değiştirdi. İlköğretimden üniversiteye kadar Cumhuriyet’in kurucu felsefesi terk edilip yabancı uzmanların projeleri temel alınmaya başlandı. “Küçük Amerika” modeli, bireyin kendi eğitiminden sorumlu olduğu, ailelerin, çocuklarının öğrenimi için özel çaba içine girmelerinin gerektiği bir dönemi başlattı. Öğretmenlerin nitelikli kuşaklar yetiştirme görev bilinci bulandırıldı. Anadolu’nun parlak liseleri güvenilir olmaktan çıktı, kan kaybetti. Türk üniversitelerinin temel görevi diploma vermek olmaya başladı.
İstihdam politikaları diploma kaygısını, diploma kaygısı üniversiteye girme yarışını, üniversiteye girme yarışı çoktan seçmeli sınavları ve dershaneciliği, sınav yarışları ezberciliği ve kalıp düşünceleri besledi. Türk eğitim sistemi milyarlarca liranın harcandığı, ama sonuçtan kimsenin mutlu olmadığı bir kısır döngüye dönüştü.
Yine yanlış istihdam politikalarının bir sonucu, yabancı dil eğitiminin “iş bulmak için gerekli” bir takıntı haline gelmesidir. Normal ortaöğrenim kurumları çökerken özellikle orta sınıfın, çocukları için nitelikli eğitim arayışı kolejlerin gelişimine neden oldu. Osmanlı döneminden beri özel statüde faaliyet gösteren yabancı kolejlerin yanı sıra 1950’li yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı “Maarif kolejleri” açıldı. Türkiye’nin gelişmişlik bakımından ikinci altın dönemi olan 1960’lı yıllarda nitelikli öğretmen kadrosuyla yabancı dil eğitimi verirken üniversiteye gidecek adayları yetiştirdiler. Bu okullarda gelir durumu iyi olan aileler yanında sınavda başarılı olan yoksul öğrenciler “parasız yatılı” eğitim gördüler.


Cumhuriyet’in aydınlanma devriminin önemli kaleleri, tüm Anadolu’ya dağılmış liselerdi.

Üniversitelerin fidanlığı: Anadolu Liseleri ve Fen Liseleri
Daha sonra “Anadolu Lisesi” adını alan bu okullar ve sayıları artan Fen Liseleri, Türk üniversitelerinin fidanlıkları oldu. Her ne kadar yetiştirdikleri öğrencilerin bir kısmı yabancı dil bilmelerinin de katkısıyla Batı’ya göçerek gittikleri topluma karıştılarsa da, büyük çoğunluk Türkiye’nin yetişmiş insan gücü potansiyelinin gelişmesine neden oldu. “Meyvelerini Batılılar da yedi, biz de yedik”.
Yobazlık ise bu gidişten hep rahatsız oldu. Batılılaşmaya tepki görüntüsü altında aydınlanma ve çağdaş eğitim çabalarını hedef aldı. İktidar ortağı olmayı başardığı yıllardan beri Milli Eğitim Bakanlığı’nda yuvalanmaya öncelik verdi. Öğretmen yetiştiren kurumları “ele geçirmek”, imam-hatip okullarını yaygınlaştırmak, milli eğitimde imam-hatip kökenlilerin ağırlığını artırmak, din eğitimini zorunlu hale getirmek, kız-erkek öğrencilerin birlikte eğitim görmelerini ortadan kaldırmak temel amaçları oldu. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi ile Ahmet Necdet Sezer’e kadarki dönemde Cumhurbaşkanlığı, eğitimdeki yobazlık girişimlerinin hukuki zemin bulmasına izin vermedi. Ama yobazlığın Cumhuriyetle hesaplaşmak için ısrarlı ve enerjik çabalarına son veremediler. “Laikliğe karşı eylemlerin odağı” olan iktidar partisi, kapatma davasından para cezasıyla kurtuldu. Onlar için zaten hiç para sıkıntısı olmamıştı! Cezayı halkın vergileriyle oluşan bütçeden fazlasıyla aldıkları parayla ödeyip ajandalarındaki özgörevlerini devam ettiler.
2000’li yıllarda Anadolu Liseleri’nin, Fen Liseleri’nin ve üniversitelerin sayısı çoğalırken, nitelikleri ters orantılı olarak hızla azaldı. Üniversite hocaları lise mezunlarının, lise öğretmenleri ortaokul mezunlarının, ortaokul öğretmenleri ilköğretim mezunlarının iyi yetişmediğinden giderek daha çok yakındılar. Osmanlı özlemi duyan, Cumhuriyet karşıtı, ümmetçi anlayış, politik hâkimiyeti arttıkça genç kuşakların beyinlerini adım adım fethetme çabasını sürdürdü. Eğitimin Birliği Yasası fiilen çiğnenerek İmam Hatip Ortaokulları açıldı, öğrenciler İmam Hatip Liselerine yönlendirildi.
“4+4+4 Sistemi” küçük çocukların erken yaşta diledikleri gibi şekillendirilmeleri için bir çırpıda geliştirildi. Taze beyinlerde milyonlarca hasara rağmen ısrarla uygulandı. Arapça ve din eğitiminin küçük yaşlara kadar indirilmesini pedagoji bilimi ilkeleriyle açıklamak mümkün değildi.

Cumhuriyet yıkıcılığında sıra Anadolu Liseleri ve Özel Statülü Okullarda
Fethullah Gülen ve diğer cemaatlerin yetenekli çocukları devşirerek boy atması, cemaatlerin örgütlendiği yurtlar, yasal ve kaçak Kuran kursları, iktidar hanedanı mensuplarının kurduğu eğitim vakıflarının sermaye sahiplerinden ve belediyelerden destek alarak kamu eğitim kurumlarına bir seçenek oluşturmaları, son olarak bir tür paralel devlet yapılanması olarak “Türkiye Maarif Vakfı” adıyla bir vakıf kurulması, bu dönemin kaydedilmesi gereken diğer gelişmeleridir.
Yabancı dille eğitim gören özel statülü okullar, eski gelenekleri olan Anadolu Liseleri ve Fen Liseleri, cumhuriyetçi orta sınıf çocuklarının eğitimi için izin verilmiş alanlar olarak varlığını sürdürdü. Parasız yatılı sınavlarını kazanabilen yoksul çocukları da bu okullarda eğitim görme olanağı buldular. “Proje okulları” uygulaması, artık “fetih” sırasının bu okullara geldiğini göstermektedir.
“Dershaneler Yasası” olarak bilinen 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Milli Eğitim Bakanlığı’na, Proje Okulu kapsamına alınan okullara sınavla değil, doğrudan bakan tarafından öğretmen ve yönetici atama yetkisi verildi. 1 Eylül 2016 günü çıkarılan yönerge ile bu okullarda 4 yıllık çalışma süresini doldurmuş yöneticilere ve 8 yıllık çalışma süresini aşmış öğretmenlere başka okullara nakil hükmü getirildi.


“Proje okulları” uygulaması, artık “fetih” sırasının bu okullara geldiğini göstermektedir.

Müdürler ve kıdemli öğretmenlerin tasfiyesi
Üniversite sınavlarında yüksek başarı oranlarına sahip olan birçok okul, bu kapsama alınarak apar topar yönetici ve öğretmen tayinleri yapılmaya başlandı. Bu uygulama, bu okullara girmek için büyük çaba ve fedakârlık göstermiş olan öğrencilerin ve velilerin tepkisini çekti.
İstanbul Erkek Lisesi öğrencileri diploma töreninde müdür Hikmet Konar’ın konuşmasını arkalarını dönerek protesto etti. Mezuniyet öncesi okul yönetiminin uygulamalarını eleştiren bir bildiri yayınladılar. Bu müdür, son dört yıldır vekil müdürlerin görev yaptığı İstanbul Lisesi’ne Bakan Nabi Avcı tarafından sınavsız olarak atanmıştı.
Bu uyarıya aldırış edilmeden 44 lisede öğretmenler telefon emri ile merkeze çekildi. Bunun ilk adımı da Ağustos 2015’te atıldı, İstanbul’da bulunan Hüseyin Avni Sözen Anadolu Lisesi’nin 44 öğretmeninden 26’sı görevden alındı. Vefa, Pertevniyal, Cağaloğlu, Kabataş, İstanbul (Erkek), Kadıköy Anadolu Liselerindeki öğretmenlerin yaklaşık yarısının tayini çıkarılırken Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi gibi özel nitelikli bir okulun 39 öğretmeninin 28’i başka yere atanarak boşaltıldı. Kadıköy Anadolu Lisesi öğrencileri bu duruma tepki amacıyla bir günlük boykot ve oturma eylemi yaparken mezun ve veli dernekleri birlikte mücadele kararı aldılar. İstanbul’da Vefa Lisesi, Kabataş Lisesi, Güzel Sanatlar Lisesi veli ve öğrencileri de uygulamaya tepki gösterdiler.

Üniversitelerimizin fidanlıkları kurutuluyor
“Proje okulları” uygulaması, eğitim niteliklerini, Cumhuriyet kurumları olarak varlıklarını bir ölçüde koruyabilmiş okulların açık tasfiyesidir. Yönetim ve öğretmen kadrosunun iktidar partisinin güdümünde yeniden oluşturulması temel amaç olarak görünmektedir. Öte yandan Türk Üniversitelerinin fidanlıklarının kurutulması sonucunu doğuracağı açıktır. Cumhuriyet ve aydınlanma yanlısı yurttaşlara eğitim kurumlarında yaşam hakkı tanımayan bu tahribat, kısa sürede üniversitelere de yansıyacaktır. Bunun kaçınılmaz sonucu ise Türkiye’deki nitelikli insan gücü konusundaki kan kaybının hızlanması, çarenin yurtdışında aranması olacaktır.
Eğitim alanındaki sendikaların açtıkları davaların bu tahribatı bir an önce durdurmasını diliyoruz. Öğrencilerin nitelikli eğitim hakkı, öğretmenlerin hak ve hukuk mücadelesi aydınlanma ve Cumhuriyet karşıtı güçler yenilgiye uğratılana kadar sürecektir. Ancak gençlerini ve çocuklarını politik iktidar amacıyla bu kadar hoyratlıkla harcayan uygulamaların bedeli giderek ağırlaşmaktadır. Bunu ne yazık ki hep birlikte ödüyoruz.
Oysa 40 yıl önce lise kitaplarımızdan birinin giriş sayfasında yer alan cümle çok yol göstericiydi: “Düşünceye set çekmek, geleceğe ihanettir”.

Prof. Dr. Kürşat YILDIZ*
Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD) İstanbul Şubesi Başkanı

Dipnot
* kursatyildiz2010@hotmail.com