Bize Ulaşın

     

Maymundan değil balıktan geldik

 

 

 

Yaklaşık yarım yüzyıldan bu yana halkımıza evrimi anlatmaya çalışıyorum. İnsanların bana ilk sordukları “Maymundan mı geldik?” oluyordu. Ben, “Hayır, maymundan değil balıktan geldik” deyince hepsinde bir rahatlama gözledim. Çünkü maymun, fiziki yapısı ve belirli davranışları bakımından insana çok benziyor, niye olmasın sorusu zihinleri kurcalıyordu. Ancak balıkla insanın hiç benzerliği bulunmuyor; bu nedenle huzursuz olmaya gerek kalmıyor.

Evrimle ilgili hangi tartışmayı izlerseniz izleyin, evrim karşıtları, ara ya da geçiş formlarını gündeme getirir ve ‘Gösterin bakalım, ara formu buldunuz mu?’ diye sorar. Bazıları da kendilerinden emin bir tavırla ara formu gösterenlere büyük ödüller vermeye hazır olduğunu beyan eder. Sıradan vatandaşlar da buna inanarak “Bak elin oğlu, biyoloji bilmeden bile bu evrimcileri nasıl mat ediyor” der. Çünkü çocukluklarındaki maymun adam ya da kurt adam filminin etkisinden bir türlü kurtulamamışlardır. Çok da kınamıyorum; geçmişte de, yani mitolojinin cirit attığı dönemlerde de birilerini korkutmak için ya da belirli canlıların gücünü insanla birleştirmek için ‘chimera, chimaira ya da chimaera=kimera’ dediğimiz, yarısı bir canlıya öbür yarısı da başka bir canlıya ait ya da birçok canlının toplamından meydana gelmiş hayali yaratıklar tanımlanmış, heykelleri yapılmış, onlardan medet umulmuştur. Bugün de evrim karşıtları bu hayali canlılardan medet ummaktadır. Bu kadar bin yıl geçtikten sonra nereden bilebilirdik bizim evrim karşıtlarımızın bu kimeraları, misyonerlik faaliyetlerinde en önemli obje olarak kullanacağını.

Bu, doğaüstü güçlere ve güce inanmış topluluklar için son derece beklenen, doğal bir hayaldir. Taş devrinden bilimsel düşünme dönemine kadar sürmesini de mitolojinin güzel bir yanı olarak görürüz. Ancak bu kadar bilimsel birikime karşın, hâlâ kanat takmış, yarısı at yarısı insan benzeri bir yaratığı -ara form olarak- bizden bulmamızı istemelerini de doğrusu maskaralık olarak görmek gerekir. Art niyetli olarak toplumu bilimsel düşünceden uzaklaştırmaya çabalayan evrim karşıtlarını bir yana bırakırsak, gerçekçi olmak gerekiyor: Evrim dersini bugün üniversitelerde anlatanlar da benzer şeyleri karşılarında görememenin sıkıntısını yaşıyorlar; çünkü geçiş ya da ara formun ne olduğunu bilmiyorlar. Bu bölüm bu sıkıntıyı gidermek için kaleme alınmıştır. Böyle bir örnek bildiğim kadarıyla bilim dünyasında ilk defa burada kaleme alınmaktadır."

Prof. Dr. Ali Demirsoy

Bu yazının tamamını Bilim ve Ütopya'nın ağustos 2017 sayısında okuyabilirsiniz...