Üçağızlı günlüğü

Prof. Dr. Erksin SAVAŞ  • Paleoantropolog
Ankara Üniversitesi Antropoloji Bölümü

Geçen yazımızda son derecede geniş bir skalaya sahip olan antropolojinin ilgi alanlarına kısaca değinmeye çalışmıştık. Bu skalanın en az 65 milyon yıl öncesinde başlayan primat evriminden günümüz insanına uzayan bir zaman sürecini kapsadığını düşünürsek,  yazılarımıza bu sürecin neresinden başlayalım diye düşündüğümüzde, bu geniş zaman aralığının sonlarına denk gelse de bu günlerde yoğun bir şekilde süren Üçağızlı Mağarası Kazısı çalışmalarını anlatmanın ilginç olacağını düşündük. 
Konuya girmeden önce Anadolu’da insan yerleşiminin tarihini hatırlayacak olursak,  kazımız ziyaretçilerinin 43 bin yıl öncesi dediğimizde  “Ne kadar eski” sözlerine gülümsediğimizi anımsayıp Üçağızlı Mağarası sakinlerinin bu süreçte ne denli yeni olduklarını görürüz. Son günlerde Çin’de bulunan taş aletler, insanların kuzey yarım kürede bilinenin çok öncesinde; 2,1 milyon yıl öncesinde yaşamış olduğunu gösterdi. Bu durum bize Anadolu’da rahatlıkla 2,5 milyon yıllık fosiller bulabileceğimizi müjdelemekte. Günümüzde iyi tarihlendirilmiş buluntular, Anadolu'da insanların 1 milyon yıl öncesinde var olduğunun göstermektedir. Yeni çalışmaların bu tarihi çok aşağılara çekeceği açıktır. Detayıyla inceleyeceğimiz bu konuyu bir başka yazımızda ele alacağız.
Tekrar Üçağızlı’ya dönecek olursak, Akdeniz’in en doğusunda,  Suriye sınırına kuş uçumu yaklaşık 3-4 km. uzaklıkta, deniz seviyesinden 18 m yükseklikte yer alan mağara ilk modern insanların dünya üzerindeki dağılımlarına ilişkin görkemli bilgiler sunmaktadır. Çok bol miktarlarda bulunan deniz yumuşakçalarının kabuklarını da kolye, bilezik ve halhal olarak kullanmış olmalılar. Bu tür olasılıklara ilişkin ipuçlarını günümüz Afrikasında yerli kabilelerinde süs eşyalarının kullanım amaç ve şekillerindeki çeşitlilikten elde etmekteyiz. Boncuk ve benzeri objelerden elde edilen süs eşyalarının farklı yansıması kabileler arasındaki farklılığa, cinsiyete ve medeni duruma ilişkin mesajlara işaret etmektedir. Örneğin ileride değinmeyi planladığımız Etiyopya’daki Afar yerlilerinde baş ve boyna takılan süs eşyaları bireyin bekâr mı, evli mi, çocuklu mu olduğunun ilk bakışta anlaşılabilmesini sağlamaktadır. 
Süs eşyası kullanımı Afrika’da 130 bin yıl öncesine kadar uzanıyor. Boncuk yapmak için devekuşu yumurtası, deniz kabukları ve taşlar kullanılmış. Dünya genelinde olduğu gibi Üçağızlı'da da kırmızı renkli aşı boyası kullanımına rastlanıyor. Deniz kabukları sadece süs eşyası olarak toplanmamış; muhtemelen dal veya odun şekillendirmede de kullanılmış. 
Üçağızlı Mağarası, yaklaşık 23 bin yıl boyunca avcı toplayıcı olan 20-25 kişilik gruplar tarafından mevsimsel olarak kullanılmış. Mağara çökellerinde bol miktarda mutfak artığı kemiklere rastlanıyor. Alt tabakalarda rastlanan ve görece daha iri olan yaban sığırlarının omuz yüksekliğinin iki metreye ulaştığı hesap ediliyor. Burada tüketilen et çeşitliliği günümüzden daha fazla. Alageyik ve yaban keçisi en çok avlanan hayvanlar. Kızıl geyik ve karaca, yaban domuzu tüketilen diğer otçullar. Mağarada boz ayı, kurt, tilki, leopar, vaşak, kaya sansarı, tavşan, kaplumbağa, balık ve kuş kemikleri de bulundu. Midye ve salyangoz da besin olarak çokça tüketilmiş. İşlenmiş kemikler ve kemik aletlerin sayısı daha az. Mağara sakinlerinin görece bir temizlik anlayışına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Çöpler daha çok mağara duvarlarına doğru süpürülmüş, en güzel buluntular bu alanlardan bulunuyor.

Yazının tamamı Bilim ve Ütopya'nın eylül 2018 sayısında!

Antropos