Kanser tedavisi için "immunoterapi"

Dr. Didem AĞAÇ
Texas Üniversitesi MD Anderson Kanser Merkezi

Bilim insanlarının her sene merakla beklediği prestijli Nobel Ödülleri Ekim ayının ilk haftasında açıklanır. Bu yıl 2018 Nobel Tıp Ödülü’nü James P. Allison ve Tasuku Honjo bağışıklık sistemini baskılayıcı yolakların engellenmesi ve kanser terapisine etkisi üzerine olan araştırmalarıyla paylaştı.

Kanser, kontrolsüz hücre büyümesi ve hareketi sonucu oluşan bir grup hastalığa verilen genel isimdir. Önce bir bölgede normal dışı/kontrolsüzce büyümeye başlayan ve çoğu zaman değişikliklere (mutasyonlara) uğramış hücreler, zamanla önce yakın dokulara, daha sonra da kan ve lenf yollarıyla başka organlara sıçrarlar. Kanserli hücrelerin diğer organlara sıçraması metastaz olarak adlandırılır. Pek çok durumda ciddi rahatsızlıklara ve bazı durumlarda ölüme giden hastalığa bu metastatik hücreler sebep olur. Kalıtımsal yatkınlıkların yanı sıra, yasam stili (ör. sigara kullanımı) ve çevresel etmenler (ör. asbestosa maruz kalmak) kanser riskini belirleyen faktörlerdir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tahminlerine göre, 2018 yılında 18 milyon bireye kanser teşhisi konulacak. Önümüzdeki yıllarda bu sayının daha da artması bekleniyor.

Kanserin oluşumu ve büyümesi üzerine pek çok değerli keşif yapılmasına rağmen, 2018 yılında dünya genelinde yaklaşık 9 milyon insanın kansere bağlı sebeplerden hayatını kaybetmesi bekleniyor. Bu yıl Nobel Ödülü’nü alan bilim insanları yeni bir kanser terapisi geliştirdiler. Immunoterapi olarak adlandırılan bu tedavi, geleneksel tedavi metotları olan ameliyat (tümörün fiziksel olarak çıkarılması), radyoterapi (hızlı bölünen hücrelerin lokal radyasyonla öldürülmesi) ve kemoterapinin (ilaç tedavisi) yanında yer alacak.

Ameliyat, kemoterapi ve radyoterapi tümörü fiziksel ya da kimyasal olarak vücuttan çıkarmaya dayanır. Ancak, bu metotlarda hastalarda tümörlerin tekrar büyümesi yaygındır. Aynı zamanda, pek çok kemoterapi ve radyoterapide bağışıklık sistemi de etkilendiğinden, tedaviye bağlı istenmeyen yan etkiler gözlemlenir. Immunoterapi, diğer ana tedavi metotlarından farklı olarak, bağışıklık sistemini tedavi etmeye dayanır. Tümör ortamında baskılanan ve bu yüzden kanser hücrelerini etkin bir şekilde öldüremeyen bağışıklık sistemi hücrelerinin üzerindeki baskılayan yolakların kaldırılması ve buna bağlı olarak, bağışıklık sistemi hücrelerinin herhangi bir mutasyona uğramış hücreyi tanıması immunoterapiyi diğer tedavi yöntemlerine göre daha özel kılar.

Bağışıklık sistemi hücrelerinden olan T lenfositler vücutta enfekte olmuş diğer hücreleri ve başkalaşmış/mutasyona uğramış (mesela kanserli hücreler) hücreleri görmekle görevli hücreler. Hücrelerin aktive olmaları ve hedeflerini bulmaları kadar görevlerini tamamladıktan sonra inaktif bir hale gelmeleri de önemli. T lenfositlerinin üzerinde bulunan CTLA-4 (Cytotoxic T Lymphocyte Antigen 4 = Sitotoksik T lenfosit antijeni 4) ve PD-1 (Programmed Cell Death Protein 1 = Programlanmış hücre olumu proteini 1) isimli proteinler T lenfositleri aktive olduktan sonra üretilen ve T lenfositlerin baskılanmasını sağlayan proteinlerden bazıları. Bu iki proteinin üzerine yaptıkları araştırmalar ve daha sonra oluşturdukları immunoterapi fikri Dr. Allison ve Dr. Honjo’ya Nobel Ödülü’nü getirdi.

Yazının tamamı Bilim ve Ütopya'nın kasım 2018 sayısında!

 

Sağlık Bİlimleri
Etiketler
tıp
nobel tıp ödülü
kanser