Bize Ulaşın

     

“Evrim var mı yok mu diye sormuyoruz”

 

 

 

Emrah MARAŞO: "Evrim var mı yok mu diye sormuyoruz!"

Bilim ve Ütopya 25 yıllık yayın hayatı boyunca evrim temalı birçok kapak yaptı. Neden evrime bu kadar çok yer verdiniz ve son sayınızın tümünü evrime ayırdınız?
Türkiye her alanda çelişmelerin yoğun olarak yaşandığı bir ülke. Bu çelişmeler çeşitli kesimlerin “Nasıl bir Türkiye?” sorusuna verdiği farklı yanıtlar zemininde yükseliyor. Bir doğa yasası olan evrime ilişkin tutum da bu yanıtların en önemlileri arasında yer almakta. Çünkü evrim evrene, dünyaya, canlılığa ve insana bakışımızı tayin eden bilimsel kuramların başında geliyor. Doğada ve laboratuvarlarda gözlemlenmesinin yanında bir de düşünsel boyutu var. O da az önce saydığımız başlıkların aşkın bir varlık tarafından birdenbire ortaya çıkarılmadığı, milyarlarca yıl süren maddi süreçlerin sonunda meydana geldiğidir. Bilim ve Ütopya 25 yıldır bu gerçeği somut konuları kapağına çıkararak anlatmaya çalışıyor. Bunun yanında evrim karşıtlığı ABD’deki evanjelist gericilikten Türkiye’deki yobazlığa ithal edilmiş bir şey. Evrim karşıtlarının maskesini düşürmek ancak mücadele ederken de bilimden ayrılmamak, bilimin bulgularını, deneylerini, araştırmalarını ortaya koymak şart. Biz sığlığa düşmeden bunu yapıyoruz çünkü bu meseledeki diğer bir sorun da konunun bir çekişme haline getirilmek istenmesi. Mücadele edeceğiz fakat evrim karşıtlığı bizimle eşit konumda değil. O nedenle bilime yaslanmak şart.
Bilime saldırı bugün evrim üzerinden gerçekleşiyor. Bütün düşmanlığa rağmen bilimin itibarının ve otoritesinin son derece yüksek olduğu bir çağda yaşıyoruz. Gericilik sinsi bir şekilde evrimi açıktan ya da dolaylı yollardan hedef alıyor. Gericilik derken yalnızca dinciliği kastetmiyoruz. Bunun içine postmodernizm de dahil. Hatta dincilik esas ideolojik gıdasını postmodernizmden alarak evrim düşmanlığı yapıyor. Örneğin Cumhuriyet gazetesi yazarı Nuray Mert, 24 Temmuz 2017’de kaleme aldığı bir yazıda evrimi “nihayetinde insanın oluşumuna ilişkin bir akıl yürütme biçimi” olarak tanımlayarak bunun örneğini çok saf bir şekilde ortaya koydu. Evrimi savunan dostlarımız meselenin daha çok teori kısmıyla ilgilendi ve Nuray Mert’e -haklı olarak biraz da dalga geçerek- bunu anlatmaya çalıştı. Ama konunun esas boyutu ıskalandı. O da şuydu: Eğer evrim insanın oluşumuna yönelik bir akıl yürütme biçimiyse mitolojilerin ya da dinlerin akıl yürütme biçimleriyle arasında bir fark yoktur. Dolayısıyla bilimin, insanın oluşumuna ilişkin açıklamasının bir üstünlüğü söz konusu değildir. Bu düşünceyi biraz daha ileri götürecek olursak parapsikolojiyle psikiyatri arasında, homeopatiyle modern tıbbın uygulamaları arasında bir fark yoktur. Onlar da farklı akıl yürütme biçimlerinin somut alanlardaki yansımalarıdır. İşte evrim karşıtlığının aslında bilim karşıtlığı olmasının, çok boyutlu olmasının, tehlikeli olmasının nedeni de bu. Hatta evrim karşıtlığının ideolojik bir karşıdevrim programının parçası olmasının kökleri de bu felsefi kavrayışta yatıyor.
Bilim ve Ütopya olarak son sayımızın tümünü evrime ayırmamızın nedeni müfredatta evrime yer verilmemesidir. Ve bunun “değerlerimize aykırı”, “öğrencilerimiz felsefi altyapıya sahip değil” gerekçeleriyle açıklanmasıdır. Bu gerekçelerin hepsi safsatadır ve çocuklarımızı küçük görmektir. Siz öğrenciye neyi verirseniz öğrenci onu alır. Evrimi anlatmak için felsefi altyapıya ihtiyaç yok ama bu kara uygulamanın altında imzası olanların felsefi altyapıya ihtiyaçları olduğu çok açık. Bakın “Türk milleti çalışkandır, zekidir” vecizesi de bir ideolojik bakıştır, “felsefi altyapı yok” sözü de. Biz gençliğe güveniyoruz ve bu sayıyı büyük evrim mücadelesinin ilk adımı olarak değerlendiriyoruz.

Evrim karşıtları evrimin sadece bir teori olduğunu, henüz kanıtlanmadığını ve bu anlamda canlıların oluşumunu açıklayan yaradılış, akıllı tasarım gibi çok sayıdaki görüşten biri olduğunu söylüyorlar. Buna ne diyeceksiniz?
Sorduğunuz soru az önce açıkladığım konuyla doğrudan ilgili. Bakın teorinin gözden düşürülmesi emperyalist-kapitalist sistemin olanaklarını tüketmesiyle bağlantılı. Bu sadece evrim teorisiyle de ilgili değil; fakat evrim teorisinin hedef alınmasının özel bir anlamı var. Çünkü evrim teorisi canlılığın ortaya çıkışını gerçekliğe dayanarak, kavramlar aracılığıyla ve nedensellik ilişkilerini kurarak ortaya koyan rakipsiz bir teori. Yaradılış ve akıllı tasarım ise bilim dışı iddialardan meydana geliyor ve kendini Tanrı’ya dayandırıyor. Evrim teorisi ise inceleme nesnesini tamamen doğaya ve maddi gerçekliğe yaslanarak açıklıyor. Yani bir tarafta bilim dışılık var, diğer tarafta bilimin kendisi.
Teori; hipotez, olasılık demek değildir. Pratiğin sınavından geçmiş, maddi olgulara dayanan bilimsel gerçeklerin sistemleştirilmiş halidir teori. Evrim teorisi, gerçekliği işte bu unsurlar üzerinden kurar. Newton’un mekaniği, Einstein’ın göreceliliği, kuantum mekaniği, Marx-Engels’in bilimsel sosyalizmi de bir teoridir. Eğer evrimi “sadece bir teori” diye etiketleyip küçümsüyorsanız bunları da kabul etmeyeceksiniz. Ama böyle bir şey olmaz. Çünkü bilimde demokrasiye yer yoktur. Biz oylama yapmıyoruz. Kimseye “Kuantum sizce var mı, yok mu?” diye sormadığımız gibi “Evrim sizce var mı, yok mu?” diye de sormuyoruz. Evrim vardır diyoruz. Sorunuzdaki bir diğer mesele de toplumumuzun yasanın, teorinin, hipotezin ne anlama geldiğini bilmemesinden, topluma bunun öğretilmemesinden kaynaklanıyor. Bu eksikliğe dayanan gericilik evrimi küçümsemeye kalkıyor. Çağrı Mert Bakırcı dergimizin son sayısındaki yazısında bu ilişkiyi çok sade ve güzel bir şekilde açıkladı.
Bu konuyla ilgili şunu da belirtmek isterim: Öngörü olmadan, teori olmadan bilim olmaz. Teorinin yok sayılması insanlığın binlerce yıldır biriktirdiği tecrübenin çöp tenekesine atılmasıdır. Bazı geri kafalılar istiyor diye buna izin verilemez.

Evrimin bilimsel bir gerçek olduğunu öne sürüyorsunuz. Peki bu kadar açık bir gerçekse insanlar neden kabul etmiyor ve kabul etmekte zorlanıyor?
Biraz garip gelecek belki ama bunun da temelinde evrim var. Yani evrimin reddedilmesinin nedeni de evrimsel süreç! Çünkü insan sosyal bir hayvan ve hayatta kalmak için bir grubun üyesi olmak zorunda. Bu sadece bizim için geçerli değil; fakat biz, grup bağlılığımızı kendimize özgü bir şekilde inançlarımızla gösteriyoruz. Gruptan dışlanmak da eskiden beri ölüme kadar gidebilen ciddi bedeller ödemeyi gerektiriyor.
Bunun yanı sıra insan hayatta kalmak için bir ego geliştiriyor. Ben diğer canlılardan üstünüm, özelim, benzersizim diye tarif edebileceğimiz bir ego bu. Bir yere kadar anlaşılıyor.
Fakat insan bu iki unsurdan ibaret değil. Uygarlık kuran, bilim yapan, tasarımları ve ütopyası olan bir canlı aynı zamanda. Sadece evrimsel mekanizmaların bir uzantısı değil. Öyle olsaydı bunları konuşmuyor olurduk. Sorunuzla ilgili Prof. Dr. Tamer Kaya’nın çok aydınlatıcı bir yazısı mevcut son sayıda.
Bir diğer etken evrim karşıtı propaganda. Türkiye’de 12 Eylül Amerikancı darbesinden sonra evrim kuramına karşı bir mücadele başlatıldı, ders kitaplarından evrim adım adım kırpıldı. Ben 35 yaşındayım. Çocukken aldığımız bir televizyon kutusunun içinden bile evrime karşı yazılan ve kaliteli bir malzemeye basılan bir kitap çıkmıştı. Yani gerek resmî kurumlarda gerekse sivil toplum alanında deyim yerindeyse at oynattı evrim karşıtları. Fakat gelinen nokta onlar için çok da iç açıcı değil. Bu yüzden evrime karşı mücadele ediyorlar.

Peki evrim devam ediyor mu? Pratikte bir uygulama alanı var mı?
Etmez olur mu? Sağlık Bakanlığı antibiyotiklerin aşırı ve gereksiz kullanımına karşı neden kampanya başlattı? Bu soruya “çünkü sağlığa zararlıdır” diye yanıt verebilirsiniz. Evet sağlığa zararlı ama bir nedeni var. Çünkü Türk halkı dünyada en çok antibiyotik kullanan halk; bir süre sonra bazı bakteriler direnç göstererek evrimleşiyor ve ilaçlar etkisiz hâle geliyor. Benzer bir durum grip için de geçerli. Ya da genetik benzerliğimiz nedeniyle ilaç deneylerinin kemirgen ve fareler üzerinde yapılması bizim onlarla yakın akraba olduğumuzu gösteriyor. Kimsenin incinmesine gerektirecek bir durum yok, bunlar bilimsel gerçekler. Ve hayatımızdaki çok somut örnekler. Eğer evrim yoksa evrim karşıtları anlattığımız şeyleri bize izah etmeliler. Kusura bakmayın ama bilimin saçmalıklarla kaybedecek vakti yok. Evrime karşı çıkanlar bu bakımdan insan hayatıyla oynuyor.

Evrim madem hem pratikte uygulanan hem de bilimsel olarak desteklenen bir teori, öyleyse müfredattan neden çıkarıldı? Evrim eğitimi üzerine dünyadaki durum nasıl?
Size çok çarpıcı bir şey söyleyeyim: İran İslam Cumhuriyeti ders kitaplarında evrime tam 60 sayfa, Darwin’e ise 11 sayfa ayırıyor. Hem de öylesine yapmıyor bunu, geçiştirmiyor. Türleşme ve evrim, popülasyon genetiği, popülasyon dinamiği gibi başlıklar altında işliyor. Kapsamlı bir şekilde açıklıyor. Demek ki evrime yer vermeyenler şeriatla yönetilen İran’dan daha “müslüman”!
Bu örnek bile evrimin inançla değil bilimle ilgili olduğunu gösteriyor. Müfredattan çıkarılmasını savunanlar ise evrimi kendi inançlarına tehdit olarak görüyorlar. Tabii burada yalnızca ideolojik gerekçelerin söz konusu olduğunu düşünmüyorum. Bazı kişisel ve kariyerist amaçların da bu uygulamada etkili olduğunu tahmin ediyorum. Her ne sebeple yapılırsa yapılsın eğitim dincileştiriliyor. Bu uygulama gençleri bilimsiz bırakacağı gibi ülkemizin bilimsel gelişmişlik düzeyini de çok kötü şekilde etkileyecektir. Konuştuğumuz uygulamanın bugünden yarına sonuçları görülmez belki ama orta vadede kesinlikle karşımıza çıkar. Ülkemize yönelik dış baskıların olağanüstü şekilde arttığını düşünürsek Türkiye kendi ayağına kurşun sıkıyor adeta. Çünkü bağımsızlık her alanda ve elbette bilim alanında da kendi kendine yeterlilik demektir. Şimdi biz bilimin en temel alanlarından birini bazıları öyle istemiyor diye ders kitaplarından çıkarıyoruz. Geleceğin Aziz Sancarlarının önünü kesiyoruz. Gizilgüçlerimizi heba ediyoruz. Hiç düşünmüyorlar mı Aziz Sancar nasıl çıktı diye? Aziz Sancar’ın kişisel yetenekleri tartışılmaz ama onu ortaya çıkaran toplumsal ve ideolojik iklim belirleyicidir.

Evrim karşıtı yayınların bu kadar yaygın olmasını da bu bağlamda mı değerlendirmek gerekir?
Tabii ki… Bu durum mevcut ideolojik atmosferden bağımsız değil ama onun da bir temeli var. Biz bir yıl önce Amerikancı-FETÖ’cü bir darbe yaşadık. FETÖ durup dururken ortaya çıkmadı. ABD’nin gladyosuydu fakat aynı zamanda en gerici, en yobaz örgüttü. Ve bilime, aydınlanmaya karşı da savaştı. Sızıntı Dergisi, hurafelerle dolu dizileri ve ideolojik motivasyonları… Şimdi onun yerine devletin içini demokrasi adına, sivil toplum adına başka tarikatlarla, cemaatlerle doldurursanız bilim, aydınlanma ve evrim düşmanlığı elbette ortaya çıkar. Sonuçta ideoloji dediğimiz şey de havada asılı durmuyor. Maddi gerçeklere dayanıyor ve devlet olanaklarını kullanarak yaygınlaşıyor. Ve bu tür örgütlenmeler sorgulamayan, eleştirmeyen, körü körüne biat eden bir insan tipi istiyor. Çünkü evrim gerçeği düşüncede bir devrim yaratıyor. Evrene ve canlılığa bakışı kökten değiştiriyor.

İslamcı olduğunu söyleyenlerin bir bölümü evrime karşı çıkıyor. Peki tarihte İslam uygarlığında öne çıkan isimler evrime nasıl baktı?
Çok güzel bir soru. İslam uygarlığındaki isimler modern anlamdaki evrim kuramı gibi olmasa da canlılığın değişimini, gelişimini açıklama çabasına girdiler. Onları değerlendirirken dönemin sınırlılıklarını ve tarihselliğini göz önünde bulundurmak gerek. Tarihte spekülasyon yapmak doğru değil ama İslam uygarlığı mevcut gelişimini devam ettirseydi Darwin belki de bu topraklardan çıkacaktı. Fakat Darwin’e kadar olan bilimsel gelişmeler aynı zamanda onun ortaya koyduğu teorinin olgunlaşmasına ciddi katkılarda bulundu.
Örneğin adına üniversite kurulan İbn Haldun bazı düşünürlerce evrimcilerin öncüsü sayılıyor. İbn Haldun’dan önce bazı bilimciler aşağı türden yukarı türe yükselişin akılsal ve mantıksal olduğunu açıklarken o, sadece bununla sınırlı olmadığını, biyolojik ve organik olduğunu da ifade ediyor.
Cahiz yedi ciltlik Kitâb-el-Hayavân adlı eserinde evrim, çevre koşulları ve uyum, mutasyon, hayvan psikolojisi üzerine olan kuramların temelini atıyor. Ayrıca evrim biyolojisindeki önemli konulardan kamuflaj konusunda çalışan ilk araştırmacılardan.
İbn-i Miskeveyh doğanın ilerleme sürecini cansız maddeden bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan maymuna, maymundan insana doğru olarak açıklıyor. Yani bir İslam bilgini, maymundan geldiğimizi söylüyor!
Evrimi yok saymak ve evrim karşıtlığı yapmak İslam uygarlığını yok saymak anlamına geliyor. Biz bu birikimi de savunuyoruz çünkü materyalistiz. Kaba ateizme her zaman karşı çıktık. Prof. Dr. Yavuz Unat’ın konu hakkında çok aydınlatıcı bir makalesini dergimizin bu sayısında yayımladık.

Evrime yönelik bu saldırılara karşı mücadelede birlikte çalıştığınız kişi ve kurumlar var mı? Bu sayıdan başka bir çalışma planlıyor musunuz? Neler yapmayı hedefliyorsunuz?
Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Derneği ve Evrim Ağacı çok anlamlı işler yapıyor. Bütün yapılan etkinlikler aynı amaca hizmet ediyor: Bilimi ve evrimi savunmak ve yaygınlaştırmak. Biz bu anlamda her kurumla ortak hareket etme amacındayız ve sadece bu sayıyla sınırlı kalmayacağız. Lise ve üniversitelerin açılmasıyla birlikte “Evrim Vardır” etkinliklerine başlıyoruz. Başta büyük şehirler olmak üzere ülkemizin belli başlı merkezlerinde çok değerli akademisyenlerle evrimi anlatacağız. Bu derslere herkesi bekliyoruz.

Söyleşi: Çidem DEMİR
Fotoğraflar: Ertan GÜNDOĞAN

Bu söyleşi 11 ağustos tarihli Aydınlık Kitap'ta yayımlanmıştır.