Bize Ulaşın

     

Evrim Kuramı'nın temellerini atan Orta Çağ İslâm bilim insanları

Evrim Kuramı'nın kurucusu Darwin olarak görülse de gerçekte onun ulaştığı sonuçların bir kısmı ondan önceki bilim insanları tarafından dile getirilmiştir. Evrim düşüncesine ilişkin ilk görüşlerin Anaksimandros'ta (M.Ö. 610-545) ortaya çıktığı birçok biyoloji tarihçisi tarafından kabul edilmektedir. Ona göre, insanlar önceleri suda, balıkların arasında oluşmuş ve kendilerine bakacak hale gelince karaya çıkmışlardır. Çünkü Yer önce denizle kaplıydı. Yeryüzünde ilk meydana gelen canlılar da suda yaşayan balıklar gibi yaratıklardı. İnsan da bu balığa benzer yaratıklardan türemişti.

Antik Yunan'ın en önemli filozoflarından Aristoteles'in (M.Ö. 384-322) konuyla ilgili çalışmaları oldukça önemlidir. Ona göre her şey cansızdan canlıya bir geçişle ortaya çıkar. Cansızların üzerinde bitkiler, onların üzerinde hayvanlar bulunur. Bu düşüncesinden dolayı Aristoteles evrimci olarak değerlendirilmesine karşın türlerin değişmez olduğunu kabul ettiğinden evrim kuramının kabulünün gecikmesinden de sorumlu tutulmaktadır.

Biyolojide canlılara ilişkin çalışmalar Orta Çağ'da da sürmüş ve özellikle İslâm Dünyası'nda bu alanda çalışan birçok bilim insanı ve hatta bazı düşünürler, canlıların gelişimi üzerine görüşler ileri sürerek, evrim kuramının bazı temel ilkelerine ulaşabilmişlerdir.

Biyoloji ve doğa tarihi konusunda İslâm Dünyası’nda yazılmış olan eserler incelendiğinde konuyla ilgili ele alınan temel konunun, üç alemin (madenler, bitkiler ve hayvanlar dünyası) yaşamsal işlevlerini belirleyen faktörler olduğu anlaşılmaktadır. Bu tür eserlerde madenler dünyasının bitkisel yaşam düzeyine yaklaştığı, bitkiler dünyasının hurma ağacına kadar uzandığı, hayvanlar dünyasının ise insana dek uzandığı düşüncesi dikkat çekmektedir. Ancak burada anatomik benzerlikten çok kozmik nitelikler ön plana çıkmaktadır. Örneğin İhvân-ı Safâ (Sefalı Kardeşler adlı 10. yüzyılda kurulan mistik bir grup) varlık ölçeğinde insanın altına maymunu değil fili yerleştirmiştir. Ayrıca İhvân-ı Safâ'nın en uzun risalelerinden biri olan sekizincisi hayvanlara ayrılmıştır. Bu risalede insanlardan önce hayvanların oluştuğu ve insan türünün ise hayvan türünün bir devamı olduğu belirtilmektedir.

Bitkibilim ve hayvanbilim konuları Müslümanlar tarafından ele alınmış ve sıkça işlenmiştir. İslâm Dünyası’nda erken tarihli bu tür çalışmalar genellikle ansiklopedik tarzda eserlere dayanır. Bu eserlerde çeşitli hikâyeler ve hadisler de yer almaktadır. Bitkiler de tıbbi bakımda ele alınmıştır. Daha çok at, deve, koyun gibi hayvanlar ele alınmıştır. Bunların arasında en dikkat çekeni 9. yüzyılda yaşamış olan İbn Kuteybe ve 13. yüzyılda yaşamış olan Endülüslü İbn el-Baytâr’dır.

Prof. Dr. Yavuz Unat
Kastamonu Üniversitesi Felsefe Bölümü

Bu yazının tamamını Bilim ve Ütopya'nın ağustos 2017 sayısında okuyabilirsiniz...