Bize Ulaşın

     

Diyanet’in ve MEB’in çocuğa ve kadına bakışı

Geçtiğimiz haftalarda tartışma yaratan bulûğ yaşının alt sınırını kızlarda 9, erkeklerde 12 olarak tespit eden açıklama, Diyanet İşleri Başkanlığı resmi internet sitesinde “Bulûğ” başlığı altında şöyle düzenlenmişti:

Sözlükte "ulaşmak, yetişmek, iş gayesine varmak gibi" anlamlara gelen bulûğ, fıkıh terimi olarak, bir kimsenin çocukluk dönemini bitirip, ergenlik çağına ulaşması demektir. Bulûğ çağına ulaşan kimseye bâliğ denir. Ergenlik yaşı çocuğun vücut yapısına ve iklim şartlarına göre değişebilir. İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir. Bu yaşa ulaştıktan sonra erkeğin ihtilam olması [rüyada cinsel tatmine ulaşması], baba olabilme devresine girmesi; kızın da âdet görmesi, gebe kalabilme çağına ulaşması fiilî olarak bâliğ olmalarıdır. Ancak erkek ve kızlar 15 yaşlarına ulaştıklarında, kendilerinde bu erginlik alametleri görülmese de bâliğ olduklarına hükmedilir. Buluğ, kişinin dinen mükellef sayılıp, yetişkin insan statüsünü kazandığı dönemdir. Bu çağa ulaşan ve akıllı olan kimse artık tam edâ ehliyeti kazanır. Böylece, ibâdet, helal ve haram gibi dinî hükümlere muhatap; cezâî, malî ve hukukî yükümlülüklere ehil olur. (İ.P.)

Görüldüğü gibi Diyanet “İslâm hukukçularınca bulûğ çağının alt sınırı, erkekler için 12, kızlar için 9 yaş olarak belirlenmiştir” diyerek açıkça buluğ yaşını söylüyor ve buluğ ile erkeğin “baba olabilme devresine”, kızın da “gebe kalabilme çağına” ulaştığını söylüyor. Bu ifadelerin yorumu kızın 9, erkeğin 12 yaşında evlenebileceği ve çocuk sahibi olabileceğidir. Diyanet açıkça Anayasayı ve Medeni Kanunu çiğnemektedir.

Daha sonra Diyanet bu yaşın kızlar için 17, erkekler için 19 olduğunu belirterek geri adım atmış görünse de diğer fetvalarda da çocukları ve kadını sömüren ifadeler durmaktadır. “Nikâhta rıza ve irade hürriyetini şart koşan İslam dini ile bağdaşmaz” diyen Diyanet İşleri Başkanlığı daha verdiği “boş ol” fetvasında da kadının rızasından bahsetmedi. “ ‘Boşarım’ demekle boşanma meydana gelir mi?” sorusuna “Boşama, kişinin eşine söylediği ‘Boşsun’, ‘Boş ol’, ‘Boşadım’ veya ‘Karım boştur’ gibi boşama iradesini ortaya koyan ‘şimdiki veya geçmiş zamanlı’ ifadelerle ya da mahkemenin kararıyla gerçekleşir” yanıtını vermişti. Bu ifadeler hâlâ sitede duruyor. Diyanet, mahkeme ve kadının rızası olmaksızın sözle de erkeğin karısını boşayabileceğini savunuyor. Dahası Diyanet, yanıtta da “boşama yetkisi prensip olarak kocaya verilmiştir” diyerek kadına bu yetkinin verilmediğini ima yoluyla dile getirdi.

 Diyanet kadının rızasını aramıyor

Kadının rızası sadece boşanmada değil, nikâhta da aranmıyor. Diyanet “Nikâh” kavramını açıklarken “Buluğ çağına erişmiş kadının velisi olmaksızın kendisinin nikâhlanabilmesi mümkün olmakla birlikte, velisinin de bulunması menduptur. [uygundur]”diyor.

MEB’in Diyanet’ten farkı yok

Diyanet’i sadece bu nedenle eleştirmek yetmiyor. Bu olay “münferit” denip geçiştirilemez. Çünkü Diyanet’in sitesindeki “Fetva Usulü” kısmında nişan, evlilik, boşanma gibi konulara dair yüzlerce hüküm var.

Dahası çocuğun ve kadının emeğinin, cinselliğinin sömürülmesi sadece bir kuruma ait bir durum değildir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatı ve ders kitapları da benzer ifadelerle doludur. Örneğin Fıkıh Okumaları kitabında buluğa ermiş herkesin evlenebileceğinden bahsedilerek Medeni Yasamızdaki evlenme yaşına karşı çıkılmaktadır. Buluğ çağının ne olduğu belirsizdir. 

Kadınlara ve çocuklara yönelik uygulama bununla sınırlı değil. Yıllardır İmam Hatiplerde okutulan ders içerikleri, kadınları daha fazla baskı altına alacak ve onurlarını zedeleyecek şekilde genişletildi ve normal ortaokul ve liselere de yaygınlaştırıldı.

Mustafa SOLAK
Tarihçi-yazar

Yazının tamamı Bilim ve Ütopya'nın mart 2018 sayısında!