Boş

Toplam: 0,00 ₺

Çürümenin Düşünürleri FOUCAULT ve DERRIDA

10Aydınlanmanın özü insana güvendi. İnsan bu dünyanın ve kendisinin kaderini ellerine alabilir, Tanrı ve kral gibi aşkın bir gücün himayesi olmadan yaşayabilirdi. Yapması gereken tek şey aklını kullanmaya cesaret etmesiydi.
Ortaçağ ideolojisine sağlam darbeler indiren bu özgürlükçü akımın özlemleri demokratik devrimlerle hayat buldu. Tanrının ve ortaçağ hâkim sınıflarının nesnesi olan insan karşıtına dönüştü ve tarih yapan özne insan ortaya çıktı. İnsan kavramıyla ifade ettiğimiz özne, tarihi istediği gibi, keyfine göre yapmıyordu. Üretim ilişkilerinin üretici güçlerin önünde bir engel hâline gelmesi mevcut ilişkilere müdahaleyi zorunlu hâle getiriyor, öznenin inisiyatifi ve yaratıcılığı bu tarihsel çerçevenin olanakları içinde açığa çıkıyordu. En büyük üretici güç insandı ve onun enerjisi harekete geçirildiğinde iktisattan kültürel yaşama kadar pek çok alanda bir canlılık yaşanacaktı.

Sosyalizm ve liberalizmin tutumu
İşte devrimler bu canlılığın aktığı kanallar oldu. Fakat iktidarı ele geçiren burjuvazi devrimlerin emekçi bir karaktere bürüneceği tehlikesi karşısında eski rejimin unsurlarıyla ittifak içine girdi. Yükselen devrimci akımı ezmeye yöneldi. Bilimsel sosyalizm, aydınlanmanın da içinde yer aldığı modern toplumun ileri yönlerini gösterdiği gibi onun geriliklerine ve yetersizliklerine de işaret etti. Meşhur söyleyişle onu “içererek aşma” yönünde bir girişimde bulundu. Modernizm toplamının ifade ettiği olumluluklar ancak bir emekçi iktidarı altında yaşayabilir ve ileri taşınabilir, tutarlılaştırılabilirdi. Gerici sınıflarla hesaplaşma vaktinde insanın yaratıcılığına vurgu yapan burjuvazi, rejimin yerleşmesiyle birlikte sükûnet çağrısı yapıyordu.

Emperyalist zorbalık ve umutsuzluk
I. ve II. Dünya Savaşları bir avuç zengin emperyalistin rakip emperyalistlere ve ezilen, başı dik yaşamak isteyen milletlere yönelik yürüttüğü savaşın adıydı. Emperyalist sömürüyle birlikte dünya ölçeğindeki çelişmenin ezen-ezilen milletler çelişmesi haline gelmesi Lenin’in deyimiyle Asya’yı ileri, Avrupa’yı geri yapmıştı. Bunun anlamı şuydu: Devrime yol açacak büyük çelişmelerin toprağı artık Avrupa değildi. Avrupa insanlığı ileriye taşıyacak birikimini tüketmiş ve ABD’yle birlikte dünya gericiliğinin merkezi olmuştu. İşte bu koşullarda batı olarak kavramsallaştırdığımız coğrafyanın ilerici aydınlarının bilinci de büyük bir yıkıma uğradı. Muhafazakâr kesimin “insan kendisini Tanrı yerine koydu ve başımıza felaketler geldi” görüşü batılı muhalif çevrelerde yankılandı ve değişik biçimlere büründü. O çevrelerde hesaplaşma artık kendi emperyalistine karşı değil, arkada kalan devrimci batının birikimine karşıydı. Bu hesaplaşma aslında yeni devrimci özne olan Asya’nın ezilen milletlerine yönelikti. Üstelik sisteme karşı çıkıyor görüntüsü altında ilerliyor fakat emperyalist tahakküm ve zorbalığı hedef almıyordu. Emperyalizmin ezilen dünyaya yönelik sermaye ihracı umutsuzluk, karamsarlık ve nihilizm ihracıyla el ele gidiyordu.

Foucault ve Derrida
Yrd. Doç. Dr. Atakan Hatipoğlu hocamızın kapsamlı yazısı çok kısa olarak çizmeye çalıştığımız tarihsel çerçeveyi de içerecek bir inceleme. Çürümenin düşünürleri olarak nitelendirdiğimiz iki ismi bütün kavramlarıyla değil tarihsel, toplumsal ve siyasal bağlamları içinde ele alıyor, tartışıyor ve eleştiriyor. Kendisine katkısı için çok teşekkür ediyoruz. Foucault ve Derrida’nın neredeyse putlaştırıldığı bir entelektüel ortamda onların teorisinin mantıksal sonuçlarının düzene teslimiyetten başka bir şey olmadığına işaret ediyor. Tarihin öznesi olan sınıf ve millet kategorilerinin yerine akıl hastalarını, eşcinselleri ve suçluları koyma girişimlerinden ilerici-gerici karşıtlığını keyfilikle ortadan kaldırma çabalarına, dil-söylem-metin üçlüsünü neredeyse gerçekliğin kendisi haline getirmelerinden akıl ve bilimi reddedişlerine kadar onların çıkmazlarına değiniyor.
Foucault ve Derrida şahsında gördüğümüz manzara durağanlık içinde olan Avrupa’nın fikir değil çürüme üretmesidir. Acı olan ise kendi coğrafyamızın bazı aydınlarının da bu trene atlaması ve çürümeyi paylaşmasıdır.
Elinizdeki sayımızın kapak makalesinin bu nedenle de son derece aydınlatıcı olacağını düşünüyoruz.
Dergimiz bu ay da dolu dolu, keyifli okumalar!