Bize Ulaşın

     

Bipedalizme geçiş insan sosyalliğini nasıl etkiledi?

İnsanın erken dönem atalarının (ilk homininler) iki ayakları üzerine dikelmeye başlaması insan evriminin kuşkusuz en kritik dönüm noktasıdır. Nitekim antropoloji giriş kitaplarında (örneğin bkz. Kottak, 2016:128-129) insan-şempanze ayrımından sonra insana uzanan çizginin başlangıcında “bipedal” hareket eden homininlerin olduğu vurgulanır ve bipedalizm, insanı insan yapan karakter listesinde ilk sıraya konulur. Bipedalizmin önemi insan fosillerinin neredeyse hiç olmadığı dönemlerde dahi fark edilip, üzerine hayli kafa yorulmuş konuların başında gelmektedir. Başta Haeckel ve Darwin olmak üzere pek çok araştırıcı iki ayak üzerinde dik yürümenin beynin gelişmesini tetiklediği ve ellerin serbest kalmasına imkân tanıdığı için bipedalizme özel bir önem atfetmişlerdir.

İlerleyen dönemlerde bilim çevrelerinin konuya ilgisi azalmamış, aksine giderek genişlemiş ve çeşitlenmiştir. Bunda, son çeyrek yüzyılda keşfedilen fosil kayıtların ve arkeolojik bulguların belirgin biçimde artmasının da kuşkusuz payı olmuştur. Bipedalizmi odağa alan çalışmalar her geçen gün serpilip çeşitlense de bunları iki kümede toplayabiliriz. Birinci kümede, bipedalizme geçişle birlikte insan anatomi ve morfolojisinde meydana gelen değişimlere eğilen çalışmalar yer almaktadır. Bu konuya eğilen çalışmaların, doğrudan fosillere ve arkeolojik bulgulara dayandığından ekseriyeti oluşturduğu söylenebilir. İkinci kümede ise, dik yürümeye geçişin insan davranışları ve sosyal ilişkileri üzerinde yol açtığı etkileri inceleyen araştırmalar bulunur. Ve kolayca tahmin edileceği gibi, bu alandaki çalışmalar—çoğunlukla dolaylı verileri kullandığından—ister istemez sayı ve kapsam açısından daha sınırlı kalmaktadır.

Geçmişteki sosyalliğin incelenmesi

Erken dönem homininlerinin davranışlarını ve sosyalliğini incelemek son derece çetrefilli bir alandır. Buna rağmen fosillerden, bunlar üzerindeki çeşitli izlerden (özellikle alet izlerinden), buluntuların türlere göre dağılımından, mekânsal yayılımından, davranışlar ve sosyallik biçimleri hakkında bilgilere ulaşılabilir. Bu anlamda ikinci bir veri kaynağı insan elinden çıkma aletlerdir. Günümüze ekseriyetle taş aletler ulaşsa da homininlerin çevrede buldukları kemiklerden, dişlerden, ağaç dallarından, boynuzlardan vb. cisimlerden alet yaptıkları kesindir. Bu aletlerin yapıldıkları cisimler, boyutları, yapım teknikleri, üzerlerinde kalan izler ve kalıntılar insan davranışı ve sosyalliğinin doğrudan ve (çoğu zaman da) dolaylı izlerini taşır.

İnsan davranışlarının ve sosyalliğinin kökenlerini araştırırken bilgi edinilebilecek diğer bir alan da yaşayan primatlar, özellikle de kuyruksuz iri primatlar (ape) üzerine yapılan “etnografik” gözlem ve incelemelerdir. İnsana en yakın tür olan şempanzelerden (ve bonobolardan) elde edilen bilgiler bu anlamda daha kullanışlı gibi görünmektedir. Ancak bu noktada, günümüz primatlarından yola çıkarak geçmişe ışık tutmanın pek çok sakıncayı da bünyesinde barındırdığı unutulmamalıdır (Sayers ve Lovejoy, 2008). Sakıncalara rağmen en ufak bilgi kırıntısının dahi çok değerli olduğu bu konuda tüm verilerin—ihtiyatı elden bırakmamak şartıyla—kullanılması gerektiği de aşikârdır.

Prof. Dr. İzzet Duyar, Doç. Dr. Derya Atamtürk
İstanbul Üniversitesi Antropoloji Bölümü

Yazının tamamı Bilim ve Ütopya'nın nisan 2018 sayısında!