Boş

Toplam: 0,00 ₺

Bilişsel Nörobilim

Psikologlar insan zihnini davranışlara bakarak anlamaya çalışırlar. Böyle bir dolaylı yaklaşım dahi, psikoloji biliminde;  insanın bilişsel süreçleri ve duyguları konularında önemli bulgular elde edilmesini, genel kabul gören kuramlar geliştirilmesini sağlamıştır.  Ama şu gerçek değişmemiştir: Psikologlar zihni hiç bir zaman doğrudan gözlemleyememişlerdir.

İnsanın düşünme gücünden yararlanan felsefe, zihin-bilimi dilemmasına, “beden-zihin sorunu” teması altında bir çözüm yolu göstermiş, zihnin bedenle ilişkisi konusunda olasılıklar öne sürmüştür. Pan-psişistler sadece zihin vardır, materyalistler sadece beden vardır savını öne sürmüş, psiko-fizik paralelciler (düalizmin bir türü) her ikisinin de var olduğunu ancak bunların arasında bir ilişki olmadığını düşünmüşlerdir. Bir diğer görüş psiko-fizik etkileşimselciliktir. Düalizmin bir başka çeşidi olan bu savda da hem beden hem de de zihnin ayrı varlıklar olduğu kabul edilmiş ancak bu ikisinin birbirini etkilediği savı öne sürülmüştür.  Antik Yunan düşünürlerinde dahi bu görüşe rastlıyoruz. Ancak savı etkili bir şekilde öne süren düşünür-bilim adamı R. Descartes’dir. Anatomik disseksiyon çalışmalarının sonucunda, Descartes, beden –zihin arasındaki etkileşim olduğu sonucuna varmış; bu etkileşimin beyinde oluştuğu yeri de corpus pinealis olarak belirtmiştir. Zekice saptamaları ve diğer katkıları nedeniyle, Descartes, bilim tarihinde “fizyolojik psikoloji”nin babası olarak kabul edilmiştir.

Özetle önce, akıl, “psikofizik etkileşimselcilik” görüşünü oluşturmuştur; zira günlük yaşam bu savı destekleyen örneklerle doludur. Daha sonra da bilim alanlarındaki araştırmalar, zihnin bedeni etkilediğini (örneğin biyogeribildirim), bedenin de zihni etkilediğini (örneğin beyindeki nörotransmitter sistemlerdeki bozuklukların psikiyatrik bozukluklara yol açması)  ortaya koymuştur.

Psikolojiyi felsefenin kucağından alan ve ona bir bilimsel statü kazandıran kişi W. Wundt’tur. Kurmuş olduğu “yeni psikoloji” (yeni, çünkü daha önce felsefe kapsamında bir psikoloji vardı),  İngiliz Görgülcü ve Çağrışımcıların zihin hakkındaki felsefi görüşleri ile fizyolojik bilimlerin bilimsel yaklaşımının biraraya getirilmesini içeriyordu. Bu yeni psikolojide, Wundt, felsefeden  “psiko” unsurunu, pozitif bilimlerden ise “fizyolojik” unsurunu almış; kurduğu dala da “Fizyolojik Psikoloji “adını vermiştir. Zaman içinde, zihnin bedenle ilişkisini inceleyen pek çok disiplinler-arası dal kurulmuştur. Fizyolojik psikoloji bedenin zihne etkisini incelerken (bağımsız değişken beden), psikofizyoloji zihnin bedene etkisini incelemiştir (bağımsız değişken zihin). Biyopsikoloji (biyolojik psikoloji) beden-zihin ilişkisini evrimsel ve genelde gelişim (filogenetik ve ontogenetik) bağlamında ele alırken, nöropsikoloji zihinsel olayları beyin temelinde ele almıştır.

Beden-zihin ilişkisi konusunda farklı bilim dalları kapsamında yapılan araştırmalar önemli bulgulara erişmiş, ancak bir yandan da, bu ilişkinin sırf psikologlar ve/veya fizyologlar (genelde biyologlar) tarafından ele alınamayacağı hususu kavranmaya başlanmıştır. Doğanın bilinen en karmaşık iki nesnesi olan zihnin ve beynin birbiriyle olan ilişkisini anlamak gibi çok çetin bir araştırma konusunun “multidisipliner” olarak ele alınması gerektiği anlaşılmıştır. Bu ekipte teknik dalların temel ve uygulamalı bölümleri (örn., matematik, istatistik/biyoistatistik, mühendislik: özelde elektrik-elektronik, biyomedikal, bilgisayar), biyolojik bilimlerin temel ve uygulamalı bölümleri (örn., moleküler biyoloji, genetik, nöroanatomi, nörofizyoloji, biyokimya, biyofizik, bir uygulamalı biyolojik bilim olan tıbbın özellikle psikiyatri, nöroloji ve nöroradyoloji uzmanlık alanları, farmakoloji), davranış bilimleri (psikoloji ve diğer toplum ve insan bilimleri) ve nihayet, yaratıcılığıyla yeni ufuklara işaret eden, bilimin bilemedikleri konusunda düşünceler üreten, felsefe temsil edilmelidir. Yukarıda belirtilen dalların biraraya geldiği ve bilimsel çalışmaların birarada yapıldığı bilim alanının adı  “Bilişsel Nörobilim” dir.

Bilişsel nörobilim şemsiyesi altında yer alan bilim dallarının her biri, kendi bilim alanlarında kullandıkları teknik ve yöntemleri de beraberlerinde getirmiştir. Bu nedenle bilişsel nörobilim sadece multdisipliner değil aynı zamanda da “multiteknolojik “tir. Örnek: Bir bilişsel görevin kişiye yaptığı etkiyi gözlemlemede ve etkinin derecesini ölçmede, psikolog, davranışsal teknikleri; nöroradyolog, örneğin,  beyin kan akımı değişikliklerine duyarlı fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme tekniğini; biyolojik bilimler (örn., tıp, nöroloji, fizyoloji) beynin elektriksel ve manyetik alanlarının ölçülmesini içeren, sırasıyla elektroansefalografi ve magnetoensefalografi tekniklerini kullanılır. Bilişsel nörobilimde,  bu tekniklerin hepsi birarada kullanılmalıdır. “Birleşen İşlemler Yaklaşımı” zihin-beyin ilişkisini ortaya koymanın çağdaş teknolojisidir.

Bilim ve Ütopya Dergisinin bu sayısında, kapak konusu olarak “Bilişsel Nörobilim” seçilmiştir. Hepsi de nörobilim alanı ile ilgilenen yazarlar,  bu sayıda, farklı zihinsel hallerin beyinle ilişkilerini farklı açılardan ele almaktadır. Süreçler ve beyinsel temelleri, sağlıklı işlemlemedeki şekliyle açıklanmakta; sürecin bozulması halinde beyinde nelerin değiştiği üzerinde durulmaktadır.

Kapağın ilk bölümünde, Prof. Dr. Sirel Karakaş, zihindeki bilgi işlemleme süreçlerini bütünleşik bir özgün model bağlamında ortaya koymakta, daha sonra da süreçlerin hangi beyin alanlarında gerçekleştiğini açıklamaktadır. Bilişsel nörobilim kapağı altındaki bölümlerin izlenmesinde, bu ilk bölümün bir çerçeve oluşturacağı ve süreçlerin anlaşılmasını kolaylaştıracağı düşünülmektedir. Bu nedenle, okuyucuların diğer bölümlere hazırlık olarak ilk bölümü okumalarını öneriyoruz.

Pozitif bilimlerin temel ölçütleri gözlem ve ölçmedir. Yard. Doç. Dr. Elvin Doğutepe zihnin ölçülmesi sürecinin hangi aşamalardan geçtiğini açıklamakta, bölümün sonunda da bilişsel nörobilim tekniklerine değinmektedir. Prof. Dr. H. Muammer Karakaş, bölümünde, beyin haritalamada kullanılan elektrofizyolojik, nöroradyolojik ve nükleer teknikleri açıklamaktadır. Verdiği bilgileri sağlıklı ve klinik örneklemlerden bulgularla gösterimlemektedir. Bölümde, girişimsel olmaması nedeniyle sağlıklı kişilere ve çocuklara da uygulanabilen fonksiyonel manyetik rezonans görüntülemeye özel yer verilmektedir. Psk. Dr. Kızbes Meral Kılıç zihin-beyin ilişkisini beynin gelişme süreci bağlamında ele almaktadır. Yazar, doğum-öncesinde beyin yapılarının oluşma sırasını, nöron sayısındaki artış temelinde; doğum sonrasında nöron dallarındaki (özelde dendritler) artışı, liflerin miyelinizasyonu ve dallarda işlevsel budanma temelinde ele almakta, bunların gelişimsel seyrini açıklamaktadır. Psikofarmakolojinin dünü, bugünü ve yarınını ele alan Prof. Dr. Tayfun Uzbay, zihni etkileyen yani pskiyatride kullanılan ilaçların keşfi ve geliştirilmeleri sürecini açıklamakta, ilaçların olumlu yönlerinin yanında olumsuz sonuçları üzerinde de durmaktadır. İlaçsız tedavinin mümkün olup olmadığı tartışılmakta; halen ilaçların daha çok belirtileri ortadan kaldırdığı, gelecekte, “nedeni” ortadan kaldıran ilaçların geliştirilmesinin beklendiği açıklanmaktadır.

İzleyen bölümlerde faklı bilgi işlemleme süreçleri üzerinde durulmakta,  her birinin zihinsel özellikleri, bunların temelinde yatan beyin yapıları, süreçlerdeki bozuklukların zihin ve beyinde ne gibi değişikliklerin sonucu olduğu açıklanmaktadır. Bu bağlamda, Uzm. Psk. Deniz Bilger ve Prof. Dr. Tevfik Alıcı, bilinç gibi çok karmaşık bir zihinsel halin de beyinsel temelli olması gerektiğini gösteren olaylara  (ayrık beyin cerrahisi gibi)  değinmekte; bunun tam olarak ortaya konması için, bilişsel nörobilimdeki gibi multidisipliner ve multiteknolojik yaklaşımların kullanılması gerektiğini açıklamaktadır. Doç. Dr. Murat Kurt “Bilinç algılamanın neresinde?” sorusunu gündeme getirmekte; bu konuya farklı yönlerden ışık tutan kör görüş, agnozi ve nörolojik ihmal sendromlarını ele almaktadır. Doç. Dr. Emel Erdoğan Bakar öğrenme sürecini anlatırken sadece öğrenme alanında bozukluk içermesi nedeniyle “Özgül” Öğrenme Bozukluğu (ÖÖB)” olarak adlandırılan psikiyatrik tanıyı açıklamaktadır. Bölüm, ÖÖB’nin, öğrenme sürecini etraflıca anlamada model olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Doç. Dr. Handan Can’ın bölümünde bellek türleri ve bunların seçici olarak bozulduğu demans  (bunama) türleri açıklanmaktadır. Can “Unutkanlık demans mıdır?” sorusuna da açıklık getirmektedir. Uzman psikologlar Hatice Ülsever ve Eliz Volkan’ın bölümünün özelliği, dikkatin, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)  bağlamında irdelenmesidir. DEHB’in nöroanatomisi ve biyokimyasının dikkati anlamamızda bir model olarak kullanılabileceğini görüyoruz. Son bölüm, günümüzün üçte birine yakın kısmını geçirdiğimiz uyku ve rüya. Uzm. Psk. Nakşıdil Torun Yazıhan uyku ve bozukluklarını anlatıyor. Bölümde, uyku ve rüya görmenin hangi bilgi işlemleme süreçlerini etkilediği açıklanıyor. Gün içinde öğrendiklerimizin sağlamlaşması sürecinin uykuda da devam ettiğini anlıyoruz. Uyku bozulduğunda dikkat ve bellek etkileniyor. Rüya görme engellendiğinde, kişide psikiyatrik belirtiler ortaya çıkıyor. Uyku ve rüyanın sadece bir dinlenme durumu olmadığını; kendine özgü bir yapısı olan, bilgi işlemleme süreçlerini destekleyen bir bilinç hali ile karşı karşıya bulunduğumuzu anlıyoruz.

Bilişsel Nörobilim kapak yazılarımızın, Bilişsel Nörobilim alanına ilginizin artmasına, bu büyük bilim ailesinde sizlerin de yer almayı düşünmenize katkıda bulunmasını dileriz.

Prof. Dr. Sirel KARAKAŞ
Doç. Dr. Emel ERDOĞAN BAKAR
Yard. Doç. Dr. Elvin DOĞUTEPE