Bize Ulaşın

     

Başkadan aşka

Başkayı unuttuk. Azınlıkta kalan, itilen, benimsenmeyen, dışlanan anlamında “öteki”yi, ötekileştirmeyi pek sık kullandık. Ötekileştirme, alçaltıcı aynılaştırma demekti, bir anlamda. Güçlüler, yönettiklerini bütün olanaklarıyla aynılaştırma çabası içinde oldu çoğunlukla bu dünyada. Kendisiyle, kendi görüşüyle, kendi yaşam biçimiyle “aynı” hâle getirmeye çalışıyor herkesi egemen güç. Aynılaştırıyor. Farklıyı, kendine boyun eğmeye zorluyor. Onu kendi içine alıp yutuyor. Bunun için sinsi taktikleri var: Sözde, görünüşte farklı kılmaya çalışıyor insanları, giyimleri, kuşamları, yiyip içtikleri, gezip gördükleriyle. “Farklı olun! Fark edilin!” diyor. Bu bir tuzak. Farklı görünüşte aynılar üretilerek düzen varlığını sürdürüyor. “Bu benim zenginim, bu benim yoksulum, bu benim sporcum, bu benim şairim” diyor. Hep “onun” oluyorsunuz. Aynı olanın bir parçası. (Burada “aynı”, “başka” kavramları biçimsel mantık kavramları olarak kullanılmıyor!) Sizin için yaşamı düzenliyor, planlıyor; farklılığınızı bile o güç düzenliyor.

Onun dediği gibi farklı oluyorsunuz. Onun dayattığı gibi öğreniyor, neredeyse onun biçim verdiği bir hayatı yaşıyorsunuz. Aynı olmak, düzenin bir parçası olarak güvende olmak, yaşam zorluklarını olabildiğince azaltarak sürdürmek anlamına geliyor. Ötekisini yaratıyor, sonra da yutuyor.

Eğitimle yapıyor, bunu. Medyayla, internetle, dayattığı hayat tarzıyla yapıyor. Aynılaştıramadıkları “hain” oluyor, “zavallı” oluyor, “sapkın” oluyor. Suçlu ya da deli.

Muhalifini bile kendi üretiyor. “Bakın özgürsünüz, beni dilediğinizce eleştirebilirsiniz” diyor. Nasıl özgür olunur, bağımsız olunur, çağdaş, ahlaklı, dürüst olunur söylüyor. Elbette özel yaşamlarımıza da giriyor: Nasıl âşık olunur, sevişilir, duyulur, dost olunur, umut edilir, acı çekilir.

Başka: Bağımsızlığın, kardeşliğin, dostluğun, dayanışmanın, özgürlüğün, özerkliğin, özgüllüğün, özgünlüğün kilit noktası.

Senin dediğin gibi değilim, ey egemen güç! Başkayım. Başkalığımla biricik, başkalığımla farklı düşünebilen, farklı ufuklar, tatlar, tarzlar, anlayışlar, duyuşlar kaynağıyım.

Başkayım: Başkasın. Başkalıklarımızla bir aradayız. Haksızlıkları, zulmü, başkalıklarımızla yeneceğiz.

Başkasın. Sensin. Dünyan var. Bu ortak yaşadığımız dünya seninle var. Dünyaya lazımsın. Değiştirmek, farklı dünyalar yaratmak için. Hiçbir başka lüzumsuz değildir. Aynıysan, senden çok var demektir. Çok varsa, fuzuli olabilirsin.

Sözlerim çok seçkinci, aşırı bireyci, belki de züppece bulunabilir. Oysa hakça yaşanan bir dünyada herkes kendisi olarak, dünyadaşıyla birliktedir. Nâzım ağabeyim demiyor muydu: “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ ve bir orman gibi kardeşçesine”

Bakın şu ormandaki ağaçlara: hangisi hangisinin tıpkısıdır. Her biri kendi kökleri, kendi gövdeleriyle uzanır güneşe. Benzerlikleri içinde başkadırlar. Bir arada ama tek tek başkadırlar.

Başka, gezegenimin bir varlığı. Yaşamın bir tamamlayıcısı. “Biz”, “bizim” dediklerimiz içinde de tek tek başkaları var. Biz olmak, bizden olmak, başka olmayı yok etmiyor. Yakınım dediğim, tanıdığım, akrabam, aynı mahalleden, partiden, etnik topluluklardan, dernekten, sınıftan, meslekten, cinsiyetten olmak, başkalığı yok etmiyor. Belli bir duruşla, kendim bile başkadır bana. Kendimi anlamam için bu başkalığı anlamam gerekir. fiöyle de söylemeyi deneyebilirim aynılığın kolaylığına kapılmışlara:

Buyur senin bu dünya

İşte gidiyorum

Can evimde başkalığın çağrısı Gayrısıyım gayrının da gayrısı

Aynılığın dünyasına karşı başkalığın dünyasını koymak gerekir: Oyuna gelmeden. Bu dünyanın başkalığının ardına düşmüşüz. Dünya bu değil. Kaçmıyoruz ama. “Buyur senin bu dünya” kaçma değil. Kurduğun, dayattığın dünya senin olsun, biz başka yerdeyiz, demek istiyoruz. Ütopyamız var. Kurulacak dünyamız var. Aşkımız var: Hey başka/ Var mısın aşka?

Başka olma yoluna bir direnme çabasıyla düşülür. Özlemimiz, umudumuz, kavgamız, içimizdeki başkayı keşif içindir. Bu dünya daha başka nasıl olabilir, acıların, zulmün, sömürünün azalması için nasıl yaşanabilir?

Başkaya saygı nasıl girer hayatımıza? Basmakalıp düşünme, kavrama, anlama, algılama yollarının dışına düşüp, yeni ufuklar, yeni dünyalar, nasıl aranabilir, bulunabilir? Var mısın başka, düşelim aşka?

19 Nisan 2014, Ankara

Prof. Dr. Ahmet İNAM
ODTÜ Felsefe Bölümü

Bu yazı Bilim ve Ütopya'nın mayıs 2014 sayısında yayımlanmıştır.