Boş

Toplam: 0,00 ₺

ahmet inam

Bilgi özgürlüğü

Bilgi özgürlüğünü anlamadıkça akademik özgürlüğü anlamamız eksik kalır. Bilgi özgürlüğü bilgi edinme, bilgi yayma özgürlüğünden oluşmaz yalnızca. Bilgiyi araştırma, eleştirme, ulaştırma, tartışma, ifade etme özgürlüğünü de kapsayan çoğunlukla üzerinde yeterince durulmamış, düşünülmemiş bir kavramdır.

Dünyada Yükselmekte Olan Bir İnsan Tipi: Dar İnsan

Ülke ilginç ama bir anlamda ürkütücü bir ikilem yaşıyor: Varılacak hedefe tartışarak, ötekini gözetip değer vererek çoğulcu bir dayanışma ile mi gidilecek yoksa bir insana, o insanın seçtiklerine teslim olarak mı? O insan ne denli bilge ne denli karşı tarafı dinler, hakkını verebilir olacaktır?
Farklıların, azınlıkların, hakkı yenenlerin, ezilenlerin gözetilmediği bir yönetim hiçbir zaman dünyayı yaşanabilir bir dünya yapamayacaktır. Şimdiki ülke yönetiminin sorunu şu: Bir tek mazlum insan topluluğu var bu dünyada, o da kendisi gibi düşünen, kendisi gibi yaşayanlar.

Canı Anlamak

Yıllar önce uluslararası bir ilaç şirketinin çağrılısı olarak dünyanın dört bucağından gelen temsilcilerine kültürümüzle ilgili bilgi verecektim. Kültürümüze yabancı elliden fazla insana “can”ı anlatmaya çalıştım. Gariptir, ilgiyle dinlediler. Özellikle uzak doğudan gelenlerin sorularından bu konuyu kendi kültürlerinde bir yerlere koymayı amaçladıklarını sezdim. “Can”ın benim gözümde mistik bir anlamı olmadığını, çağımız insanının yaşadığı ağır sorunların anlaşılması için bir çözüm önerisinde bulunduğumu söylediğimi anımsıyorum.

Kavram Yolculuğu Üstüne

Bugün, Latince kökenli dillerin, Türkçeye “kavram” olarak çevrilebilecek sözcüğü, Latincede concipio’dan conceptus, diğer anlamlarının yanında, “içine almak, ele geçirmek, bulmak, yakasına yapışmak, doğurmak” gibi anlamlar taşıyor. Concipere, başlarda tohumu rahimin içine bırakmak, gebe kalmak anlamıyla şaşırtıcı bir ipucu veriyor bize: Kavram bir bereketi, doğurmayı işaret ediyor. Diğer yandan, “kavram”, yakın bir anlam ağı içinde Almancada Greifen fiilinden Begriff sözcüğü ile karşılanıyor: Tutmak, kavramak anlamında.

Can devrimi olacak mı?

Biz insanlar taşıdığımız enerjiyle etrafımızda bir enerji alanı oluştururuz. Bu alana en az iki açıdan bakabiliriz: 1. Güç (iktidar alanı) 2. Can alanı. Güç alanı yaşamda kalmamıza katkı sunar. Bu alan, görünüşümüzün sanki görünmeyen özelliğidir. Güç alanımız zayıfsa ezik, kullanılan bir insan olma yatkınlığımız fazladır. Güçlüyse “karizmamızla” etkin, buyurgan, sözü dinlenir, saygın bir insan görünüşüne sahip olmaya çalışırız.

ÖLÜM ÜZERİNE BİR YORUM

Ne kadar tanıyoruz ölümü? Üstüne düşünmekten çoğunlukla kaçındığımız için ölüm, acı verici, üstü örtülen bir bilinemez olarak duruyor hayatımızda. Çoğumuz kendi inanç düzenlerimize göre yorumluyoruz ölümü.

Yokluktan gelip ölü olana doğru giden bir zaman yolculuğumuz var. Yokluktan gelip yokluğa gidiyoruz savı, bu yorum açısından doğru değildir. Yokluktan gelip ölü oluyoruz. Arada yaşıyoruz. Öldüğümüzde yok olmuyoruz. Ölü yok değildir. Cesettir. Belli bir süre içinde fiziksel ve kimyasal değişikliğe uğrayacaktır.

İŞTE İNSAN: EKSİK VE OLANAKLI

Olanaklarımızı keşfedelim, paylaşalım. Eksiğim. Neden eksiğim? Neden böyle yaratıldım? Başkalarının neleri neleri var. Benim yok. Ne yapmalıyım? Eksikliğimi kabulle başlamalıyım. Peki, kabul için olanaklarımı keşfetmem, gücümü anlamam gerekmez mi? Elbette gerekir. Yaşam savaşımı o demek: Eksikliklerimle olanaklarımı barıştırmak. Sürekli olarak kendimi yenileyerek, eski eksiklerime yenilerini katarak, yeni güçlerimi keşfetmek.

SEVGİLİ, SENİNLE HİÇ KARŞILAŞTIK MI?

Çağımızda sanal dünyalar yaratan teknolojinin katkısıyla insanlar giderek ekran bağımlısı olmaya başlıyorlar. Karşısı yok oluyor insanların, yüzleri sosyal medyada bir fotoğraf oluyor. İnsanlar ekrana bakıyorlar, birbirlerine bakmıyorlar. Baksalar da birbirlerini görmüyorlar. Birbirlerine çevrili değil yüzleri. Birbirlerini onamıyorlar. Birbirlerinin var oluşlarına katılmıyorlar. Yüzlerini birbirlerine çevirmedikleri için karşıları oluşmuyor. Ekranı karşılıyorlar. Mesajı, resimleri karşılıyorlar.

YAŞAMDAN HAYATA İNSAN OLMA ÇABASI

Hesap kitap yapanlardan uzak has, hasbi insanların yaşadığı yaşamın adıdır hayat. İşini memur gibi yapan sanatçıların; ruhsuz, kurnazca, sözde şiir, roman, öykü üreten yazarların; işini salt geçim kaynağı olarak gören, zeki, becerikli ama yaptığına dünyasını katmayan, belki de hiç dünyası olmamış akademisyenlerin; dini ritüellerden ibaret gören, hatta dini siyasal amaçları için kullanan insanların yaşadıkları yaşam hayat değildir. Onlar bu düzen içinde bu çarkı çevirenlerdir. Yaşamın sunduğu hayatı keşfedenlerse, dünyaya dünya koyanlardır.

DÜNYAYA DÜNYALAR KOYMAK

“Dünya bu kadar mı?” diye sordum. Can sesim “görmüyor musun?” dedi heyecanla. Zaman zaman hüzünlenen bir coşkuyla sürdürdü konuşmasını. “Dünya bu kadar değil. Sandığımız gibi değil. Dünya bildiğimiz gibi değil. Nasıl diyebilirsin, dünya bu kadar, bu özelliklere sahip, başka türlü olamaz. Dünya bizi şaşırttıkça dünya olur. Sandığımız gibi olmadığını öğrendikçe bilgimiz gelişir. Bedeli ağır olabilir bu öğrenmenin.

Sayfalar

RSS - ahmet inam beslemesine abone olun.