Bize Ulaşın

     

7 soru 7 cevapla aşı karşıtlığı ve gerçekler

1. Aşı nedir?

Bulaşıcı hastalıklar, bedeninin herhangi bir yerine minicanlı (mikrop) girmesi ve mikropların orada üremesi ile oluşur. Böyle bir durumda beden kendini korumak için bazı maddeler salgılar. Antikor adı verilen bu maddeler yeteri düzeyde salgılanır ise kişi hastalıktan kurtulur. Aksi durumda ise hastalık ağır hasarla ya da ölümle sonuçlanır.

İnsanlık bu olaydan iki şekilde yararlanır: Bunlardan birinde, hastalık etkeni minicanlının ya da ürününün bedene verilmesi suretiyle antikor oluşması sağlanır ve böylece kişi bir daha söz konusu hastalığa yakalanmaz. Bu uygulamaya aşılama, bu uygulamada kullanılan maddelere de aşı diyoruz. Diğer uygulamada ise başka bir canlıya (genellikle at, koyun ya da yapay dokulara) minicanlı ya da ürünü verilerek elde edilen antikorlar tedavi edici olarak kullanılır. Böylece canlının, özellikle de kendi bedeni yeterince antikor yapamayanların hastalığı fazla zarar görmeden geçirmesi sağlanır. Tıpta genel olarak bu uygulamaya serum vermek, kullanılan materyale ise serum (gamma globülin) diyoruz.

2. Dünyadaki aşı uygulamaları nelerdir?

Aşılamanın temel iki ilkesi vardır. Bunlar, zararsız olması ve güçlü bir koruma sağlamasıdır. Bu iki özelliği uluslararası ve ulusal kurumlarda onaylanmış olan aşılar uygulamaya sokulur. Bu aşılardan toplum sağlığı boyutunda yarar sağlayanlar/önemli olanlar ulusal otoritelerce zorunlu aşılar listesine alınarak düzenli bir program çerçevesinde tüm yurttaşlara, kamu tarafından ve bedelsiz olarak yapılır. Kişisel boyutta yarar sağlayanlar/önemli olanlar ise isteğe bağlı olarak kişilerin kendisi tarafından temin edilir ve yaptırılır.

Zorunlu olmayan aşılar kişisel özgürlükler kapsamında değerlendirilir. Yani kişiler ya da vasileri bu tür aşıları yaptırıp yaptırmamakta serbesttir. Zorunlu aşılar ise kişisel özgürlükler kapsamında değerlendirilemez. Adından da anlaşılacağı üzere bu aşıların reddedilmesi söz konusu değildir. Çünkü bu aşıların yapılması ile elde edilen koruma yalnızca kişisel değil aynı zamanda toplumsaldır. Aşıyı yaptırmayanlar yalnızca kendi hayatlarını değil çevrelerindeki diğer insanların da hayatını tehlikeye sokmuş olurlar.

3. Türklerin aşı konusunda öncülüğü var mıdır? Varsa nedir (çiçek aşısı konusu)?

Tıpta bilinen en eski aşılamaya Çin’de M.S. 2. yüz yılda ve Çiçek hastalığı ile başlandığı söylenir. Aşının oradan Hindistan ve Türkiye yolu ile Avrupa’ya ulaştığı düşünülmektedir. Tıp yazınında, Çinlilerin 11. yy’da Çiçek hastalığını hafif geçiren çocukların burunlarından aldıkları cerahatli kabuğu toz haline getirdikten sonra sağlıklı kişilerin burunlarına üfleyerek aşılama yaptıkları şeklinde bilgiler vardır. 

18. yy’da Çiçek, Avrupa’yı kasıp kavurmaya devam etmektedir. Buna karşılık Osmanlı’da aşı uygulaması nedeniyle sorun çok hafifletilmiştir. İlk uygulamalarına III. Ahmet döneminde (22 Ağustos 1703–1 Ekim 1730) başlanan Çiçek aşılamaları, Sultan Abdülmecit döneminde (1 Temmuz 1839–25 Haziran 1861) zorunlu hale getirilmiştir. Dünyadaki zorunlu aşı uygulamasının ilkinin bu olduğu söylenir.

Eşinin büyükelçi olması nedeniyle Mayıs 1717’de İstanbul’a gelen Lady Mary Wortley Montagu, bir kardeşini 1713’de Çiçek nedeniyle kaybetmiş, kendisi de 1715’te  yakalandığı hastalığı zor atlatmış birisidir. Bundan ötürü, çocukları korumak için yapılan Çiçek aşısı ile yakından ilgilenmiştir. 1 Nisan 1717’de Miss Sarah Chiswell’e yazdığı mektupta, “Bizde çok öldürücü olan Çiçek hastalığı burada aşı ile tamamen zararsız hale getirilmiştir; uygulamanın güveninden o kadar eminim ki küçük oğlumu da aşılatmak niyetindeyim” diye yazmıştır. Daha sonra elçiliğinin doktoru Charles Maitland da oğlu Edward’ı aşılattırmıştır.

Olayın İngiltere’de duyulması üzerine Lady Montagu büyük bir tepki görmüştür. Muhafazakârın gözünde o, yabancı bir buluşu İngiltere’ye sokan bir büyücü ve çocuklarının hayatını düşünmeden tehlikeye atabilen bir annedir. Kilise’nin gözünde ise Tanrıya saygısız, dine karşı gelen bir insan... Çünkü onlara göre çiçek hastalığı Tanrı’nın günahkârlara verdiği bir cezadır; aşı ise bu cezaya karşı gelmektir. 

Bu sırada Çiçek 1721 Nisan’ında İngiltere’de yeniden salgın yapar. İngiltere’ye dönmüş olan Lady Montagu, bu sefer de kızını hükümetçe görevlendirilen dört doktorun gözetiminde aşılatır. Bu, İngiltere’de yapılan ilk resmi Çiçek aşısıdır. Aynı yılın Ağustos ayında ölüme mahkûm edilmiş yedi kişiye de deneme mahiyetinde aşı yapılır. Bu uygulamaların başarılı olması üzerine Wales Prensesi Caroline, Nisan 1722’de iki kızını aşılatır. Bundan sonra aşı yaptırmak biraz serbestlik kazansa da doktorların büyük çoğunluğunun da dahil olduğu muhafazakar çevreler ile kilisenin aşı karşıtlığı uzun yıllar devam eder ve 1800’lerde başta İngiltere ve ABD olmak üzere pek çok Batılı ülkede “Aşı Karşıtları Ligi” (Anti-Vaccination League) kurulur.

Lady Montagu, Çiçek aşısını savunan yazılar yazmaya, konuşmalar yapmaya devam etti. Nihayet İngilizler onun değerini anlamaya başladılar. İlk kez 1747’de Wentworth Kalesi’nde üzerinde “Lady Mary Wortley Montagu’nun anısına saygıyla. O, 1720 yılında Çiçek aşısını Türkiye’den İngiltere’ye getirdi” yazan bir kitabe dikildi. İkinci olarak 1789’da Staffordshire’da Lichfield Katedrali’ne onun adına bir anıt dikildi. Günümüzde Lady Montagu'nun adına dikilmiş birçok kitabe vardır.

Bir Fransız seyyah olan Aubry de la Motraye de Kafkaslara yaptığı ziyarette Çerkeslere Çiçek aşısı yapıldığını görmüş ve olayı Timounius’a anlatmıştır. Timounius, konu hakkında bir rapor hazırlayarak Motraye’ye vermiştir. Motraye 1713 yılında kaleme alınan bu raporu 1727 yılında yayımlanan Motraye’nin Seyahatnamesi’nin ikinci cildinin son kısmına ek olarak koymuştur. 

Ünlü Fransız düşünür Voltaire, 1727 yılında Lady Montagu ile tanışmış ve onun Çiçek ile ilgili deneyimlerini öğrenerek Fransa’ya dönünce çeşitli çalışmalar yapmıştır. Buna karşılık Fransa’da Çiçek aşısının genel uygulaması ancak 1750’lerde başlamıştır.

Tıp tarihine adını 1798’de Çiçek aşısını bulan kişi olarak yazdıran Dr. Edward Jenner’in öncüllerinden tek farkı, aşılamada inekten alınan ve zayıflatılmış (attenuated) Çiçek etkeni kullanmış olmasıdır. Aşılama sayesinde en son Çiçek hastalığı 1977’de Somali’de görüldü ve bu tarih hastalığın yeryüzünden silindiği tarih olarak kabul edilir. Böylece Çiçek aşısı uygulamasına bile gerek kalmamıştır.

Pasteur tarafından geliştirilen Kuduz aşısı 1885’de, Calmet ve Guerin tarafından geliştirilenTü berküloz aşısı 1921’de ve Thorvald Massen tarafından geliştirilen Boğmaca aşısı ise 1929’da uygulamaya girmiştir. Özet bir anlatımla 1900’lü yılların başında kullanılabilecek durumda beş aşı varken günümüzde yaklaşık 30 hastalığa karşı aşı kullanılmakta ve daha birçok hastalığa karşı yeni aşılar geliştirilmeye çalışılmaktadır. 

Aşılama ile Çiçek yeryüzünden silinmiş olup başta Çocuk Felci ve Kızamık olmak üzere daha başka hastalıklar da yok edilmek üzeredir. Her yıl aşılanabilen çocuklar sayesinde milyarlarca hastalık önlenmekte ve 3 milyon insanın hayatı kurtarılmaktadır. Üstelik tüm bu hizmetler çok ekonomik bir harcamayla halledilebilmektedir. Aşılama, bilinen sağlık hizmetlerinin hem en kolayı hem de en ucuz olanıdır. Ancak aşı ile korunma olanağı var olmasına rağmen kiminde devlet, kiminde ailelerin ihmali sonunda aşılanamayan/ihmal edilen ya da aşısını yaptırmayan çocuklar nedeniyle her yıl 1,5 milyon kişi hayatını kaybetmektedir.

4. Osmanlıların son dönemi ve cumhuriyet dönemindeki aşı lab üretim ve çalışmaları nelerdir?

Osmanlıların son dönemi ve Cumhuriyet yıllarında aşılamaya büyük önem verilmiştir. Cumhuriyet döneminde kurulan Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi dünyanın aşı ve serum üreten önemli merkezlerinden birisidir. O yılların en modern teknolojisi ile donatılmış laboratuarlarda üretilen aşı ve serumlarla yalnızca yurt içi gereksinim karşılanmakla kalmamış, ihracat bile yapılmıştır. Farklı yıllarda elliye yakın ülkeye aşı ihraç edilmiştir. Bu kuruluşta 1998 yılına dek yerli aşı üretimi devam etmiştir. Ancak yurt dışından ithalatın daha kolay ve ucuza geldiği düşüncesi ile aşı üretimi bu yıldan itibaren durdurulmuştur. Günümüzde Türkiye’nin tüm aşıları ithalat yolu ile karşılanmaktadır.

5. Aşı karşıtlığının Türkiye'deki ve dünyadaki temsilcileri kimlerdir? Uluslararası ilaç tekelleri ve aşı karşıtlığı arasındaki ilişki nedir?

Aşı karşıtlığı iki odaktan kaynaklanır ve cehaletten/yanlış bilgilerden beslenir. Bu odaklardan birisi ve belirleyici olanı; sağlığa ve hastalığa müdahalenin “Tanrıya saygısızlık, karşı geliş” olduğuna dair inançtır. Bu düşünce tarzının özellikle aşıyı hedef seçmesi ya da aşıya yönelmesi, aşının çağdaş uygulamaların en yaygın temsilcisi olması ve çok somut yararlar vermesi ile ilgilidir. Eğer böylesine somut yararlar üreten aşı uygulaması bile alt edilebilir ise, diğer uygulamalara karşı çıkmak onlar için daha kolay bir hale gelecektir.

Aşıya karşıtlığın ikinci odağı hastalıklardan rant elde eden uluslararası tekeller ve ulusal işbirlikçileridir. Bu kesimler doğrudan aşı karşıtlığı yapmazlar.  Çünkü bu kesimler genellikle eğitimli kesimlerdir ve aşının yararlarını bilirler. Öte yandan aşıya açıktan karşı çıkış, tüm teknolojilere, bu arada da kendilerinin pazarladığı teknolojilere de karşı çıkışı getirebileceğinden korkarlar. Bunlar yalnızca aşıya karşı çıkış karşısında sesiz kalarak bulaşıcı hastalıkların yayılmasının getireceği ranttan yararlanmaya devam ederler.

Hangi nedenle olursa olsun ya da hangi odaktan desteklenirse desteklensin, aşı karşıtlığını besleyen ortam eğitimsizlik ve bilgisizliktir. Bu nedenle de aşı karşıtlığı, gelişmiş ülkelerden çok, geri kalmış ülkelerde ortam bulmaktadır.

6. Türkiye’nin aşı politikasıyla etkisiz hale getirdiği hastalıklar nelerdir?

Türkiye aşılama hizmetlerinde gelişmiş ülkeler düzeyinde olmasa bile oldukça başarılı ülkelerden biridir. Çocuk Felci ve Kızamık hastalıkları, neredeyse yok edilecek düzeye geriletilmiştir. Aşıyla korunulabilir hastalılar çok az sayıda görülür hale gelmiştir.

Günümüzde aşı ile korunulabilir 13 kadar hastalığın aşısı zorunlu olup Sağlık Bakanlığınca ve ücretsiz olarak yapılmaktadır. Her yıl yaklaşık 40 milyon doz aşı yapılmakta ve böylece 15 bine yakın ölüm önlenmektedir.

Aşılama yalnızca sağlık yararları sağlamamakta, ulusal ekonomiye de katkı sağlamaktadır. Aşılama için her yıl yaklaşık 900 milyon TL harcanmaktadır. Oysa bu aşılar yapılmaz ise yalnızca aşıların önlediği hastalıkların tedavisi için bile aşıya harcanan meblağın 30-40 misli harcanmak zorunda kalınacak ve Türkiye’nin bütçesi bunu karşılamakta zorlanacaktır.

7. Elediğimiz hastalıkların son dönemde Suriyeli göçmenlerden dolayı tekrar ortaya çıktığına dair düşünceleriniz nelerdir?

Suriye’den hem aşısız, hem hastalık etkeni taşıyan hem de bakımı beslenmesi yetersiz çok sayıda çocuğun gelmesi bu hastalıklardan bazılarının Türkiye’de yeniden görülmesine, var olanların da vaka sayılarının artmasına neden olmuştur. Buna bir de çocuklarını aşılatmayan/ aşıları ihmal eden yurttaşlar eklenince bu hastalıkların salgın yapma olasılığı/ tehlikesi ortaya çıkmıştır. Aşıyla korunulabilir hastalıklar açısından Türkiye adeta 20-30 yıl kadar geriye gitmiştir.

Prof. Dr. Recep AKDUR