Boş

Toplam: 0,00 ₺

500. Yılında Ütopya ve Thomas More

Thomas More’u biçimlendiren felsefi, siyasi, toplumsal ve kültürel iklim 15. ve 16. yüzyıla damgasını vuran Hümanizm, Rönesans ve keşifler dönemiydi. More da bu iklimin pekişmesi sürecine katkısını esirgememiş ve tarihsel bir eserle, Ütopya ile katkıda bulunmuştur. Ütopya bir anlamda, kabarmakta olan Rönesans ve Aydınlanma dalgasının ilk habercisi ve manifestosuydu.

16.yüzyılda heybetli bir şahsiyet, zamana çalım atarcasına düşünce ve eylemleriyle bilimsel sosyalist düşüncesinin sınırlarını zorlamıştı. Bu dev adam, sonradan İngiliz başbakanı olacak Thomas More’dan başkası değildi. O, İngiltere’nin yetiştirdiği en büyük hümanist, düşün ve siyaset adamıydı. Ama buna rağmen bundan 500 yıl önce, 1535 yılında Londra’da kurulan idam sehpasında can verecekti.

More küçük yaştan itibaren klasik Yunan ve Roma edebiyatına ilgi duymuş ve bu konuda ciddi bir araştırmaya girişmişti. Sadece Latince değil, hümanistlerin sevgili dili Eski Yunancayı da öğrenerek edebi ve felsefi eserleri özgün dillerinden okumuştu.

Ütopya tarihte, hem eskinin üzerinde şekillenmiş, hem de imkânsıza uzanarak insan enerjisini ateşleyen bir rol oynamıştır. Ütopya, kelimenin tam anlamında eskiyle yeninin birleştiği bir dikiş hattıdır. More’un diğer eşitlikçi filozoflardan en önemli farkı onun, insanı insan yapan emeğin tarihteki rolünü keşfetmesi ve onu toplumsal ve ekonomik düzen içindeki rolüyle birlikte ortaya koymasıdır.

Thomas More’un Ütopya gibi bir şaheseri yaratmasındaki becerisi şahsi olmakla birlikte, aynı zamanda tarihsel zorunluluktan kaynaklanmıştır. Zira yazının başında da vurguladığımız gibi Avrupa’nın içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik ilişkiler, yeni bir alacakaranlığın özelliklerini andırıyordu.

Türklerin Ütopyası yok mu?
Thomas More’un Ütopya’sını Türkçe okuyabilmek için tam 450 sene beklemek gerekecekti. Eser ilk kez 60’lı yıllarda Türkçeye çevrildi ve sonra da üniversitelerimizde birçok akademik çalışmanın konusu oldu. 60'lı yıllardaki bu incelemeler de asıl olarak Platon, Thomas More ve Thomas Campanella'nın ütopyalarıyla sınırlıdır ve o da devlet felsefesi açısından incelenmiştir.

Öteden beri bazı liberal solcu aydınlarımız, ütopik eserlerin yalnız Avrupa kökenli olduğunu söyler dururlar ve hatta buna ilişkin kanıtlar da ileri sürmeye çalışırlar. Peki gerçek nedir?

Ütopyalar yalnızca Avrupalılara has bir yazın alanı mıdır?
Türkler ütopyasız bir millet midir?
Aydınlarımız ütopya kavramıyla ilk kez ne zaman tanıştı?
Ütopya yazını ve türün örnekleri ne zaman ortaya çıktı?
Ülkemizde ütopyaya dair bir gelenek var mıydı?

Osmanlı'da; Ziya Paşa ve Namık Kemal'le başlayan ütopyacı gelenek, Ali Süavi ve İsmailt Gaspıralı ile devam etmiş, sonra Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit Yalçın, Kılıçzade Hakkı ve Abdullah Cevdet'in derin ufkundan beslenmiş ve en sonunda da Cumhuriyet döneminde, Yakup Kadri'nin ünlü Ankara romanıyla doruğa ulaşmıştır.
Devrim tarihimiz de aynı hattı izlemiş. Namık Kemal'lerle başlayan demokratik devrim hareketi, ilk hamlesini 1876'da I. Meşrutiyet'le yapmış, ikinci hamlesini halkçı-devrimci Jöntürk devrimiyle ileriye taşımış, sonunda bu demokratik devrimci hareket kitleselleşerek Atatürk'ün önderliğindeki Cumhuriyet devrimiyle büyük bir modernleşme hamlesine dönüşmüştür.
Sadık Usta

Ütopya'nın 500.yılına özel poster hediyesi, bu ay Bilim ve Ütopya'da!

Yazının devamı Bilim ve Ütopya'nın Ocak 2016 sayısında!